Hiç kitaplarıyla konuşan birini gördün mü?

Kitapların dostluğu bakidir ve bizi şimdiden alıp kim bilir hangi zamanın derinliklerinde yolculuğa çıkarır. Fatma Kebire Hanım da kitaplarıyla konuşmuş tek tek..

Hiç kitaplarıyla konuşan birini gördün mü?

 

Ne zaman içim sıkılıp darlanır gibi olsam, adeta bir kedi gibi büzüldüğüm minderde arkama yaslanıp kitaplığımla göz göze geldiğimde hüznüm parçalara bölünüyor, efkârımın dağılıp uzaklaştığını hissediyorum.

Belki de tamamen istem dışı bir şekilde kitaplar gündemimi değiştiriyor ve onların arasında bir yolculuğa çıkmış buluyorum kendimi. Teker teker kitaplarıma ilişiyor gözüm ve her biriyle muhabbet ediyorum.

Dua ettiğim nice kitaplarımdan birisin biliyor musun?

Ah, sen var ya se,n az çektirmedin bana okurken. Kaç defa sözlük açtım seni daha iyi anlayabilmek için. Ama iyi oldu, ne çok kelime öğrendim seni bitirdiğimde.

Ya sen ağlattın beni, kime söylüyorum kahverengi kapağı olan, farkında mısın? Tamam, belki başka okuyucuların hüngürdememiş olabilir ama ben sulu gözüm ne yapayım, laf aramızda senin yerin ayrı, ötekiler duymasın.

Yeşillim, bıçkın delikanlı kahkaha efekti kendinden menkul kitabım. Sana baktığımda bile gülücükler saçılıyor etrafa, Allah iyiliğini versin e mi.

Ah! Ya sen, öyle mütevazı duruşunla beni kandıramazsın, sendeki şiirleri okuduğumda sanki organlarım yer değiştirdi. Gözün çıkmaya, mahvettin beni.kitap, kütüphane

Sayfaları iyice sararmış gri klasik, sen hiç konuşma zaten, nerdeyse her sene bahar ayına tekabül eden ılık günlerde sayfalarını şöyle bir kolaçan etmeden duramıyorum. Bıkmadın mı benden yahu? Bırak yakamı, nedir senin artık bu iyice sararıp solmuş, hatta yıpranmış sayfalarında beni çeken bir anlasam. Belki de biliyorumdur ama itiraf etmek işime gelmiyordur.

Uf beyazlım, iyi ki varsın. Sana bakmak bile sorumluluklarımı bana hatırlatmaya yetiyor. Dua ettiğim nice kitaplarımdan birisin biliyor musun?

Merak etme seni unutmadım. Rengin koyu diye görmeyeceğimi mi sandın yoksa, senin tadın dimağımda saklı, nasıl unuturum. Senden öğrendiklerimle düşüncelerim büyüdü, serpildi ve taşlar yerine oturdu. Seni yazan var ya, benim yazarlarımın önde gelenlerinden diyeyim de sen anla nasıl kıymet verdiğimi işte.

Hani tarhana çorbası içer gibi okudum seni

Görüntüye aldanma denir ya, işte sıradaki kitabım da hacimce ince yapılı olsa da annemin dediği gibi “o nedir o, ne yere bakan yürek yakandır o!” Onu okurken ve dahi bitirdikten sonra bile içindekiler caddelerde yürürken, evde çorba karıştırırken de hafızamı yoklayıp durdu. Hayli zaman kafamın içerisinde ondan hasıl olan düşüncelerle cedelleşip durdum.

Seni gidi seni, az kalsın delirtiyordun beni, kapağını her açtığımda maceralı hayatına beni de ortak ettin haylaz şey. Roman deyip geçemeyeceklerimden ve hafızama kazınanlardansın. En sonunda kadının o merhametsiz adamla evlenmiş olduğunu öğrenince küçük dilimi yutacaktım neredeyse, kahve kokulu kitabım benim, seviyorum seni biliyorsun. Seni alırken, daha doğrusu kitapçıdan sorduğumda hemen bulabileceğimi düşünmemiştim. Güvendiğim bir yazarın tavsiyesiydin. Biraz kalınca ve darılma ama pahalıcaydın. Şimdi bile seni aldığım fiyata üç, dört kitap alırım. Kızma canım, aldığıma değdin elbette. Sanki kafamın içi genişledikçe genişledi seni okudukça. O yüzden ön saflardasın bir tanem.

Yahu Allah müstahakkını versin, senin anlattığın şekilde kaç kişiye sürpriz yapıp, ilginç hediyeler alıp, başta kendimi sonra da sevdiklerimi şaşırtıp, hayatımızı renklendirdiğimi söylesem sen bile inanmazsın. Hiç aklıma gelmeyen, nerede ilginç uygulamalar varsa senden öğrendim. Allah senden ve tabi ki seni yazandan ebeden razı olsun.

kitap, kütüphaneAh! Siz yok musunuz siz. Bana terapi gibi geldiniz. Siz demem sizi yazanın cümle kitapları bana terapi oluyor da ondan. Her biriniz bir yarama merhem, gerçekten diyorum bak Allah için.

Senin de boyun ufak ama yine anneme müracaat ederek söylüyorum, “yere yakın olandan kork” derdi sık sık. O hesap ne dehşet kelimeler vardı öyle içinde; hele de onlara getirdiğin yorumlar yok mu? Acılı biber gibi yana yana okudum, döne döne okudum, bir daha acı yiyemez olsam da sendeki kelimelerden hasıl olan acı bende baki bilesin.

Ve sıra senin; her satırında nasıl bir huzura kavuştu içim, tarifi zor. Anlatırım ama gülmek yok bak söz ver. Hani tarhana çorbası içer gibi okudum seni. Hangi tatla karşılaşacağını tahmin edersin de ondan vazgeçemezsin adeta. Her seferinde ilk defa tadıyormuş gibi kaşıklarsın. Aşinasın lakin bu aşinalığın sonu hiç gelmesin, hiç bitmesin istersin. Bilmem anlatabildim mi?

Cancağızım, seni dostlarla birlikte terennüm etmiştik de her gördüğümde onların seni okuduğunda serdettikleri gelir aklıma bir bir. “Çok uzatmış anlatırken kadın, sıkıldım” demişti kimileri de, cevaben “e, arkadaşım edebiyat yapmış yazar, kısacık anlatırsa nasıl edebiyat olsun” deyivermiştim yazarımı koruma sadedinde.

Sen ise canım ciğerim, bütün bu kitapları niçin okuduğumu zannediyorsun? Senin bir harfine vakıf olabileyim daha ne isterim Rabbimden. Bütün okumalar senin için sevdiğim.

Kitapla zamanda yolculuk yapılabilir mi?

Bazı kitaplarımı gördüğümde ise onları okuduğum ortam da canlanıyor hafızamda. Ve o anda hissettiklerim tekrar ve tekrar sanki gözlerimin önünde cereyan ediyor. O an aklıma takılan ve peşimi bırakmayan sorular ve sorular… Mekânların hafızası kitaplara da sirayet ediyor olmalı. Tıpkı müzikte ve kokuda olduğu gibi.

Gene kendi kendime sayıkladım durdum. Biliyorum bunun ne demek olduğunu, merak etmeyin. Annem de hep derdi, “kızım karnından konuşma, azıcık yüksek sesle söyle de duyalım” diye. (Ne çok annemden bahsettim, özledim galiba.) Duydunuz mu cemaat!

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan kitapları ile dertleşti

Yayın Tarihi: 08 Ocak 2013 Salı 13:49 Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2013, 10:20
YORUM EKLE

banner19

banner36