banner17

'Hiç akletmezler mi?' sorusu bize masal mı?!

İktibas dergisi Akif Emre ile bir röportaj yaptı. Röportajı okumam bittiğinde bir şeyin farkına vardım: Akletmiyordum! http://www.iktibasdergisi.com/news_detail.php?id=8806

'Hiç akletmezler mi?' sorusu bize masal mı?!

 

İktibas dergisinin Mart sayısında Akif Emre ile bir röportaj yapıldı: “İslam, Dünya ve Türkiye” başlığı altında. Röportajların ufuk açıcı yanları ve etkileri vardır. Bunu deneyerek öğrenebilirsiniz. Bir yazarın, fikir adamının, sanatçının, politikacının uzun süreli okumaları, tecrübeleri ve gözlemleri adeta imbikten süzülürcesine röportajlarda ortaya çıkar. Tabii konuşturanın pozisyonu ve vukufiyeti de önemlidir. Eğer yanlış sorular sorarsanız hem konuşanı hem de okuyanı fena halde yorarsınız.Akif Emre

Okumam bittiğinde bir şeyin farkına vardım: Akletmiyordum!

Müslümanların belli bir kesimi olaylara hükümet penceresinden bakmanın yıllardır ehveni şer olduğunu düşünürken, Türkiye’de “dinci” bir parti iktidara geleli beri bu bakışın yerini adeta “hükümet nasıl yorumluyorsa caiz bakış bu bakıştır” yorumu almaya başladı. Öyle ki, en çok eleştirdiğimiz “kullanılmış düşünce ve ısmarlama çözümler” dahi “İslamî” argümanlarmış gibi kabul edilmeye başlandı. Medya, siyaset ve ekonomi ayağında işler zaten tıkırında; zira iktidara kim gelirse gelsin bir şekilde nemalanmayı bilen yapılardır bunlar. Ayrıca, sistem en koyu muhalifi dahi “muhafazakâr” yapma gücüne maliktir.

Akif Emre ne anlatıyor? Neyi nerede kaybettiğimizi! Bu sorunun cevabını röportajı okuduğunuzda daha net alacağınız için ben nasıl ve neden anlattığını yazmakla yetineceğim.

Suriye’ye yanlı ya da karşı bakışımız;

İran’ı değerlendirirken “din devleti” ekseninde bakışımızdaki fazlalıklar;

NATO’nun “nato mermer/kafa” olduğunu zaman zaman değil çoğu zaman unutmamız;

Modernizmle modern zamanlarda Müslüman olmanın uzlaşmasının Müslümanlığımızdan neler aldığını düşünmememiz;

Yanlış sorularla doğruyu arayanların yanlış cevaplara varmaları ve ömürlerini heba etmeleri;

“Toplumsal olarak muhafazakârlaşmanın olduğu lakin içi boş bir muhafazakarlığın peydahlandığı”;

“Günahı meşrulaştıracak, günah olmaktan çıkaracak bir yaklaşımdan kaçınmanın” elzemliği yanında “günaha günah denilmeyecek bir zamana ermemiz”;

“Daha demokratik diktatörlüklerin” sadece Arap Baharıyla gündeme gelmediği ve önümüzde birçok örneğin neşet etmek üzere olduğu;

“İslam’da liberalizm, sosyalizm var mı sorusunun yanlışlığı” kaç doğrumuzu götürüyorken, “İslam ne istiyor, nasıl bir insan ve toplum istiyor sorusunu sormadan” hakikate eremeyeceğimizi;

Medyadaki sol-İslam, liberal-İslam söylemlerinin İslam’a değil, liberalizme ve sola çalıştığını; haliyle bu tartışmalar içinde bulunan ve sürekli önümüze servis edenlerin başka bahçelere su taşıdıklarını;

Akif EmreUludere’yi hükümet gibi okuyan ama “müslümanca” okumayanların olduğunu gören, düşünen, anlayan ve anlatan bir düşünce adamı var röportajda. Okumam bittiğinde bir şeyin farkına vardım: Akletmiyordum! Evet, uzun süreli okumalarımı kesmiş, İslam, dünya, Türkiye ve Müslümanların modern dünya karşısındaki duruşları üzerine çok zamandır düşünmemiştim. Oysa, Atasoy Müftüoğlu ısrarla, “Müslümanların bu dünyaya sunacakları bir projeleri var mı?” derken yumruğumu havaya kaldırıp, bir şekilde proje üretmek durumunda olduğumuzu onaylıyordum. Onaydan öteye geçmeyen, tasdik memuru gibi duran Müslümanlar olmuştuk.

Tepkilerimiz ifrat ve tefrit sarkacında gidip geliyor

Kürt meselesi, inanç özgürlüğü, dindar gençlikten yola çıkıp eğitim sistemi eleştirilerinde bir şeyi ıskalıyorduk sanki; “Müslüman bakışı” nasıl olmalıdır meselelere? Önüne servis edileni mi düşünüp taşınmalı, konuşmalı; yoksa “meselenin özü neydi arkadaşlar?” deyip bakılmayan yöne doğru mu çevirmeliydi bakışları? Toplumu dönüştürmenin muhafazakâr kadrolar eliyle yapıldığını bir şekilde kısa Türkiye tarihini özet olarak okuyanlar dahi görürken; yaşadığımız zamanı güllük gülistanlık görmenin bir şekilde Allah’ın ayetlerine bakmamakla mümkün olduğunu hatırladım Akif Emre röportajıyla. Evet, duygusal, romantik insanlarız. Daha dün “kardeşimiz Suriye” derken, bugün öfkemizden “ordu Suriye’ye!” diyen bir dile geçiş yapabiliyoruz. Tepkilerimiz ifrat ve tefrit sarkacında gidip geliyor.

Çağı okumak için, hızlı gelişen olayları kavramak için, birden çiçek açan ağaçlara bakıp “baharlara” neşideler “yazmaktansa” (e fe lâ ya'kılûne) “akletmezler mi hiç?!” diyen ayeti tekrar okumak, Kitaba dönmek gerektiğini düşünüyorum. Yazmaktan, yazılmaktan, yazıklanmaktan, yazılan komplo teorilerine taraf ya da karşı olmaktan kendini, kendi kitabını “okumayan/okuyamayan” bir Müslüman olmak… İşte bu noktada eseflenebiliriz.

“Ne olmakta olduğunu” doğru tespit ve teşhis etmenin anahtarını görmek istiyorsanız bu linkteki röportajı “okumanızı öneririm.

 

Mansur Yılmaz “Hala akıl etmezler mi?” diyen ayetin etrafında dönüp durdu

Güncelleme Tarihi: 09 Nisan 2012, 20:39
YORUM EKLE
YORUMLAR
emin akalın
emin akalın - 7 yıl Önce

bu yazıdan sonra ilk yapacağım iş Akif Bey tarafından hatırlatıldı bana; ikinci yapacağım iş İktibas Dergisini tedarik etmek.Vesselam.

banner8

banner19

banner20