banner17

Her Müslüman gibi namaz ile...

Tefsir ve tercüme çalışamaları ile tanıdığımız değerli ilim adamlarımızdan M. Beşir Eryarsoy'a 5 vaktini sorduk.

Her Müslüman gibi namaz ile...

1-M. Beşir Eryarsoy güne nasıl başlıyor?

Bismillahirrahmânirrahîm

Güne her Müslüman gibi sabah namazıyla başlıyorum ben de. Ne güzel, ne anlamlı ne kutlu bir başlangıç, bunu ancak tadanlar, zevkini yudumlayanlar bilebilir. Maalesef gaflet ya da yorgunluk zamanlarına denk geldiği için sabah namazına uyanamadığım günler de olabiliyor. Böyle bir halde kaza, vaktinde kılınamayan namazın kefareti oluyor, Peygamber Efendimizin hadis-i şerifi gereğince. Ne güzel, ne kadar geniş ve tatlı bir müsamaha!

Sabah namazından sonra çoğu kere uyuyorum. Çünkü gençlik döneminden kalma bu alışkanlığımdan kurtulamadım. Belki de kurtulmak istemedim. Bu alışkanlığın tatlı ve gülümseten bir hatırası vardır. Bizim kuşağımızdakilerin hepsinin olduğu gibi. Sebebini bilmeyip merak edenler için kısaca açıklayabilirim:

Tatlı bir hatıra

O dönemlerde devlet, ideolojik, siyasal ve pratik açıdan büyük bir önem arz ediyordu, her türlü fikir, düşünce ve ideoloji sahipleri için. İslam’ın da yalnız uhrevi ya da sadece ibadeti tanzim eden bir din olmadığı şuuru ve bilgisi her geçen gün bizlerde daha bir güçleniyordu, bu şuur gittikçe bizleri daha bir heyecanlandırıyordu.  Bizim de yani Müslüman kimliğimizle örtüşen, inancımızı dünyevi ve siyasal-toplumsal bir vakıaya dönüştüren bir devletimiz yoktu. Adil bir dünyanın, dağılımın ve paylaşımın hakka ve adalete uygun gerçekleştirildiğini göreceğimiz bir dünya yoktu, dünyada böyle bir yer yoktu. Bunun için teorik yapısını şöyle ya da böyle, eksik ya da fazla doğru ya da yanlış bildiğimiz İslam’ın devlet yapısının ortaya çıkması/çıkarılması gereğine inanıyorduk. Bu bizim için, gerçekleştirilmesi için çalışmak zorunda olduğuna inandığımız bir dava idi ve bunun için uykusuz kalmak dâhil, çok şeyler feda edilebilmeli idi.

İşte bu maksatla geceleri devlet kurardık, kurma projelerini geliştirir, tartışır, ya da olası problemlere çözüm arayışına giderdik. Boyumuzdan büyük işlerdi belki ama, sorumluğumuzda olduğuna inandığımız işlerdi bunlar. (Daha sonraları İslam Devlet Yapısı adlı eserimi telif etmemin arka planını oluşturan sebeplerden birisi de budur.)

Çeşitli sebeplerle bu konuyu tartışmadığımız zamanlar okuyor ya da araştırıyorduk. İşte oradan kaldı geceleri geç uyumak ve buna bağlı olarak sünnete pek uygun olmasa dahi sabah namazından sonra tekrar uyumak.

M. Beşir Eryarsoyİçten içe bir razı oluş

Geç yatmamız o zamanlardan kalma bir alışkanlık. Hoş isteseydik/m bu alışkanlığımı değiştirebilemez miydim? En azından bazı günler bu benim için mümkün olabilirdi. Demek ki içten içe bir razı oluş, gelip gitmiş olan alışkanlıkların devamına bir ses çıkarmayış da var, işin içinde.

Bunda haklı bazı  mazeretlerimizi de var sanki. İçinde bulunduğumuz modern hayat, dünyevi koşturmaca vs. bazı iş ve ilişkilerin akşam saatlerinden sonraya bırakılmasını adeta zorunlu kılıyor. Velhasıl geç uyumanın gündüz ve gecemize sarkması, etkilemesi ya da yönlendirmesi böyle oluyor.

Sabahları bu durumda hayatım,  namazdan sonra uyumuşsam yaklaşık 07.00-08.00 den sonra başlıyor. Haftam bu vakitlerde –tabii çoğunlukla öğleden sonralarını hatta bazen akşama kadar olan vakitlere kadar uzanacak bir şekilde, ikiye/üçe bölünmüş bir vaziyettedir: İlk üç ya da dört gün eğitim öğretim görevlerine, iki/üç günü tercüme çalışmaları ile buna benzer bazı yazı, telif ve ilmi araştırmalarıma, bir günü de çoğu kere çoluk-çocuğa, eşe, dosta ayırmaya çalıştığım bir zamandır. Arada sırada bazen birinin lehine, diğerinin aleyhine sarkmalar da olmuyor değil. Ama beni en çok üzen, sarkmaların haftanın ikinci bölümündeki çalışmalarımın aleyhine olmasıdır. Telafisi gerekli açıklar da çoğu kere son bir günden oluyor. Hakkı geçenlerden de elbette helallık dilemek gerek.

Dinlendiğim özel günüm pek olmadı. Mecburen dinlenmeye çekildiğim günler oldu. İstirahat etmeyi zorunlu kılan hastalık vb gibi sebeplerle. Dinlenmeyi genellikle ara sıra çalışmayı bırakıp tv ya da internette haber ve buna bağlı olan bitenin yorumlarını dinleyip okurken aradan çıkarmaya çalışıyorum. Bunlara gerek ya da imkan yoksa arada okuduğum hafif kitaplar, roman, şiir vs. imdadıma yetişir. Bunlara hafif deyişim, basite aldığımdan değildir. Basite alınan bir şeyle en verimsiz zamanın bile geçirilmesine razı değilim çünkü. Bunların hafifliği masa başında belli bir şekilde oturmanızı zorunlu kılmadıklarından ileri geliyor.

2- M. Beşir Eryarsoy öğle aralığında hangi kapıları  aralıyor?

Öğle aralığı, galiba gerekli bir aralık. Çünkü hayat, dünyanın güneşe karşı hali bir değişim göstermektedir. Sabahtan öğlene kadar geçen zaman da az sayılmaz. O halde kazmayı bırakıp küreği almak gerek. Ya da vücudumuzun ve ruhumuzun ihtiyaçlarını karşılamak gerek. Bunlardan birini diğerine feda etmemiz gerekmediği ve doğru olmadığı gibi, birinin sağlığının yerinde olmaması ötekini de etkiler. O halde en az iki şey yapmalıyız ve bunların ikisi de fıtri ve tabii olmalıdır.

Hamd olsun Allah’a ki, her iki ihtiyacımızın birisini fıtrî (isteyen güdüsel diyebilir), diğerini de şer’î lütuf ve ihsanlarıyla nasıl karşılayacağımızı göstermiştir. Kısacası namaz kılmaktan ve yemek yemekten söz ediyoruz.

İnsanı beden ve ruh, madde ve mana, mihrab ile çarşı pazar ikilemi arasında bırakmayan yani insan ruhunu kilisenin insafına, bedenini de Sezarların zulüm ve kahrına teslim etmeyen Allah’a hamd olsun, böyle bir dini lutf ettiği için sonsuz şükürler olsun. İnsanı madde ve manasıyla eşsiz, benzersiz bir bütün olarak yaratmış olan Rabbimiz ne büyük bir kudrete sahiptir! Ona uygun, yapısını kuvvetler arasında bölüştürüp parçalamayan bir din lutf eden Rabbimiz ne kadar Hakîm’dir!...

Herkese bir tavsiyem var

İslamı bütün olarak kavrayıp yaşamak, bunun farkında olmak, bu farkı insanlara fark ettirmek için çabalamak çok ulvi işlerden birisidir. Bunun için –acizane- herkese yapmasını istediğim bir tavsiyem var:

Hayatınızı kurgulayacağınız zaman, özellikle gelecek adına planlar yapmak aşamasında olan kardeşlerimiz, öyle bir hayat programı şekillendirmeye çalışmalılar ki, maişetlerini helalinden kazanırlarken dinlerine hizmet edebilecek şeyler de üretebilmelidirler. Bunu ön plana alarak bir hayat programı oluşturmanın yollarını aramalıdırlar. O takdirde kazançlarının daha bereketli, hayatlarının daha anlamlı olduğunu göreceklerdir. Bunun için kitleyi muhatap alan mesleklerin tercih edilmesinin iyi bir yol olduğunu düşünmekteyim. Muvaffakiyet veren Allah’tır. 

Başkalarının dertleriyle dertlenmek ruh iklimini zenginleştirir

Müslüman kimsenin, İslam’ın ve Müslümanların dertleriyle dertlenmediği bir zamanının olmaması  gerektiğine inanıyorum. Başkalarının dertleriyle dertlenmek, kişiyi olgunlaştırmanın yanı sıra, ruh iklimini de zenginleştirir. Müslüman olarak duyması gereken -deyim yerindeyse- entelektüel sancıyı ya da ibadete dönüşen ızdırabı yüceltir, niteliksel olarak onu daha ileriye götürür.

Sorunuzda her ne kadar “öğle aralığı” ifadesi kullanılmış ise de, ben bunu ikindi vaktine kadar olan bir zaman dilimi olarak anladım. Dolayısıyla bu zaman zarfında ne ile meşgul olursak olalım davamız adına neler yapabileceğimiz, hiçbir zaman gündemimizin dışına çıkmamalı diyorum. Hatta davamızın çilesinin ızdırabının, elem ve emellerinin, zevk ve mutluluklarımızın rüyalarımıza varıncaya kadar eylem, fikir ve his dünyamıza yaygın bir egemenliğinin olmasını diliyorum, istiyorum, hayatımda bunu gerçekleştirme çabası içerisinde olmaya çalışıyorum. Rabbimden kendime ve bu yoldaki herkese rızasına uygun başarılar diliyorum.

M. Beşir Eryarsoy3- İkindi vaktinde M. Beşir Eryarsoy dünyanın neresindedir?

Sorudaki ifade çok hoşuma gitti: “İkindi vakti dünyanın neresindedir?” Cenabı  Allah da: “Namazlara ve özellikle de orta namaza (ikindi namazına) dikkat edin/koruyun/zayi etmeyin/kaçırıp kazaya bırakmayın” buyuruyor. Neden? Çünkü o vakitlerde büyük bir çoğunlukla dünyanın neresinde olursak olalım, birebir onun içindeyiz. Öğle namazı  vaktinden ikindiye kadar dünya yormuş oluyor bizleri. Hatta akşamın karanlığı birlikte yutmaya hazır hale gelmiş dahi olabilir bazılarımızı. O halde dinleneceğimiz bir vahaya, bizi kendimize getirecek bir dirilişe, bir silkinişe, bir sıçrayışa ihtiyacımız var.  İşte bu şartlarda ikindi namazı imdadına yetişiyor insanlığın. Dolayısıyla ikindi vakitlerinde dikkat etmemiz gereken iki husus vardır. Birisi nerede olduğumuz, yani dünyanın bulunduğumuz yerindeki duruşumuzun Allah’ı razı edecek bir duruş olmasına dikkat eder ve özen gösterirken bir taraftan, böyle olsak daha ikindi namazı için o duruşumuza ara vereceğiz ya da pekiştireceğiz ikindi namazını kılarak, diğer taraftan.

O halde ikindi namazının işlevi ile sabah namazının işlevi birbirine oldukça benziyor. Her ikisi de ne olursa olsun uzun bir süredir devam eden bir tek düzeliği bozuyor. Daha doğrusu güzelliklerimizi tazeliyor, artırıyor, namazla yeni bir ivme kazandırıyor, hızını ve ahengini çoğaltıyor.

Bunun bir diğer anlamı  da şu oluyor: Hayatımız her gün bir defa yenilenmekle kalmamalı, günün değişik safhalarıyla birlikte tazelenmelidir.

4- M. Beşir Eryarsoy akşamları hangi minval üzeredir?

Ölüm ve ahret tartışılamaz gerçeklerdir

Akşam, gurubuyla, gündeki değişimiyle hayatın sonunda gelen ölümü andırmaktadır. Tıpkı sabahın ve gün doğumunun yeniden dirilişi hatırlattığı gibi. Böyle bir anımsatmayla vermesi gereken bir ruh halini yakalamak gerektiğini düşünüyorum. Akşam namazının farzının üç rekat olmasının bir hikmeti bu olabilir mi? Yani ölümün halinin dünya hayatına ve berzah hayatına olan nisbetinin kısalığına bir işaret olabilir mi acaba, diye düşünüyorum.

Bunun verdiği ruh hali, ne olmalıdır? Cevabı gayet açık değil mi?

Şunu söylemek istiyorum: Biz ne kadar unutsak, unutur gibi yapsak, ya da gaflete düşsek bile, ölüm ve ahiret tartışılamaz gerçeklerdir ve aslında bu hayattaki her şey bizlere bu tartışılmaz gerçekleri hatırlatmakta, unutturmamakta ve hayatımızı buna göre tanzim etmek gereğini çok açık bir şekilde vurgulamaktadır. Bu vurguları, uyarıları hesaba katmadan yaşamak, büyük bir ziyan. Rabbim intibah vere.

5- Geceyi/geceleri nasıl yaşıyor M. Beşir Eryarsoy?

Uyan derin uykudan

Gece bir sükûnet, bir rahatlama bir dinlenme zamanı. Hem insan için, hem tabiat için. Gece ve gündüzün varlıklarının elbette ki sayısız hikmetleri bulunmaktadır. Ama bize de dayatılmış bulunan modern hayat temposu ve anlamsız gerek ve uğraşıları bunu hakkıyla anlamaya ve yaşamaya imkan bırakmamış bulunmaktadır.

Gece çoğunlukla 24.00 ten önce uyumuyorum. Öyle alıştırdığımızdan dolayı kendimizi, başta da açıkladığım üzere. Namaz, yemek, dinlenmek, haber izlemek gibi bazı ihtiyaçlar karşılanıp görevler ifa edildikten sonra aile ortamındaki kısa bir hoşbeşten sonra, eğer misafir yoksa ya da misafir değilsek devam ettirilmeyi bekleyen çalışmalara kaldığım yerden devam etmek üzere çalışmalarımın başına geçiyorum.

Özellikle uzun kış gecelerinde –biraz da erken uyumuşsam, ya da bedenen uykuya ihtiyaç olmadığı hallerde- uyanıp da uyku tutmazsa uykuyla inatlaşmam, kalkar bir şeylerle uğraşır ya da çalışırım, uykum gelinceye kadar. Uykum geldi mi, tekrar kaldığım yerden uykuya devam.

O halde İkbal’in deyişiyle sözlerimizi tamamlayalım, ya da ikmal eyleyelim: 

“Uyan derin uykudan,

Derin uykudan uyan

Derin uykudan uyan.” 

 

Adem Turan sordu

Güncelleme Tarihi: 01 Aralık 2009, 15:11
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20