Her hâli kendisi için hayırlı olan mümin duruşu

"Yaşam denkleminin bir yanında zamandan sürekli olarak tasarruf ederken eşitliğin öte yanında dilimizden sıkça dökülen kelime: “Yetişemiyorum!” Zamandan tasarruf etmek için attığımız her adım sanki hesaptaki açığı daha da büyütüyor. Hâlbuki bu şekilde olmamalıydı; değil mi?" Feyzanur Taştekne yazdı.

Her hâli kendisi için hayırlı olan mümin duruşu

Dünya dönüyor! Elimizdeki güncel bilimsel bilgiler ışığında bu bilgi, %100 gerçekliği yansıtıyor. Dünyanın dönüyor olması fiziksel gerçekliğin yanı sıra günlük hayatta neredeyse her köşe başında duyduğumuz en sıkıcı klişelerden de biri. Peki, uzayıp giden hayat yolculuğunda dünyanın döndüğü bilgisi dilimize pelesenk olmuşken sahiden buna şahitlik edebiliyor muyuz? Zihnimizde dünyanın döndüğü bilgisi üçgenin iç açılar toplamı ile aynı odacıkta mı depolanıyor yoksa gerçek manada farkına varabiliyor muyuz?

Google’a “Dünya kaç yaşında?” sorusunu sorduğunuzda aldığınız yanıt 4.543 milyar yıl. Yerkürenin yolculuğuna baktığımız zaman geçmiş bir hayli uzun geleceğin ise ne kadar devam edeceğini kestiremiyoruz. Bu uzun yolculuk içerisinde yerkürenin sabit kalan, bir kısmı değişen yahut tamamı ile dönüşen, geniş bir yelpazede sıralanan özellikleri var. Örneğin, bu uzun yolculukta günümüzün farklılığını belirtmek için pek çok farklı isim zikrediliyor, öne çıkanlar ise: Teknoloji çağı, hız çağı, iletişim çağı yahut kaygı çağı. Saydıklarımız, birbirinden farklı dört isim gibi görünse de aslında ortak bir temada birleşiyorlar: 24 saatin, 24 saat olarak kalmaması.

Yetişememe sendromu 

Dünyamız uzun hayat yolculuğuna devam ederken teknolojik tekâmül ve gelişim de bu sürece yakından eşlik ediyor. 21. yüzyıl vatandaşları olarak yaşanılan gelişimin hızına net bir şekilde şahit oluyoruz.. En basit örnek, günlük yaşantımızın ayrılmaz parçası hâline gelen akıllı cep telefonlarına her sene gelen güncellemeler olacaktır. Ebeveynlerimizin gençlik dönemlerinde ev telefonuna sahip olmak için bile yıllarca beklerken 2021 gençleri olarak yeni bir telefon alırken seçenekler arasında kayboluyoruz. Peki, bu denklemde 24 saatin, 24 saat olarak kalmaması tam olarak nerede duruyor?

Sahip olduğumuz teknolojik imkânların çoğalması, yaptığımız tüm eylemler için zaman tasarrufunu da beraberinde sunuyor. Örneğin, çamaşırlarımızı yıkamak için akarsu kenara gitmemize gerek yok, çamaşır makinelerine deterjanı yerleştirip “Başlat” tuşuna basmamız yeterli. Bu da her bir çamaşır yıkama ihtiyacı için neredeyse 8 saatlik tasarruf sağlıyor. Elektrikli süpürge hatta akıllı robotlar, konserve yiyecekler, hazır tüketim malzemeleri… Bizi zamandan tasarruf ettiren şeyler listesi uzayıp gidiyor. Yaşam denkleminin bir yanında zamandan sürekli olarak tasarruf ederken eşitliğin öte yanında dilimizden sıkça dökülen kelime: “Yetişemiyorum!” Zamandan tasarruf etmek için attığımız her adım sanki hesaptaki açığı daha da büyütüyor. Hâlbuki bu şekilde olmamalıydı; değil mi?

Hesaptaki bu açığı kapatabilmek için yapılan bilimsel araştırmalar ve saha gözlemleri konuya dair birkaç farklı açıklama getiriyorlar. Bu açıklamaların en başında gelen ise zihin kapasitemizin maruz kaldığımız uyaranlar karşısında aynı hızda işlemleme yapamadığı için dış dünyadaki hıza içsel anlamda uyum sağlayamıyor oluşumuz.

Enerji tasarrufu

Hayatı hızlandırmak adına satın aldığımız her teknolojik ürün, paketi içerisinde bize imkânlar sunarken aynı zamanda bazı masrafları –maddi & manevi– da beraberinde getiriyor. Günlük yaşamımız içerisine kattığımız her yeni teknolojik gelişme, önümüze sayısız seçenek kartı açıyor. Ve böylece hayat daha da kolaylaşıyor, demeyi elbette çok isterdim. “Hayatı kolaylaştırma, zamandan tasarruf etme” ambalajları içerisinde bize pazarlanan her şey aslında zihinsel kapasitemizi zorlayacak yeni uyaranlar oluyor. “Zihin zorladıkça gelişir diye biliyorduk, sorun nerede?” diye soracağınız haklı sorulara cevap, zihnin çalışma prensibinden geliyor: Enerji tasarrufu.

Yiyecekler yoluyla bedenimize aldığımız enerjinin depolandığı yer beklenilenin aksine mide değil beynimizdir. Karnımız açlıktan zil çaldığında dahi yediğimiz besinlerin enerjisi beynimizin diğer bir ifade ile zihnimin fonksiyonunu sağlıklı bir şekilde idame ettirebilmesi içindir. Bedene giren enerjinin oldukça büyük kısmını kendisine alan beyin, enerjiyi kullanırken de oldukça iktisatlı davranır. Bu iktisatlı tutumun en bariz yansımalarını ise karşı karşıya kaldığı seçenekler karşısında her seferinde değerlendirme yaparak enerji sarf etmek yerine eskiden bildiği yolları kullanarak, minimum enerji ile yoluna devam etmesinde görürüz.

Otomatik pilot

Teknoloji ile buluşan modern hayat bize her sabah kalktığımızda atacağımız her bir adım için sonsuz sayıda seçenek sunmaktadır. Zihnimizin karşı karşıya kaldığı her yeni seçenek enerji tasarrufu politikasını zorlaştıracağı için beynimiz bilinçli bir şekilde her birini gözden geçirip en doğru kararı vermek yerine bildiği yoldan giderek süreci otomatik pilota bağlıyor. Otomatik pilot tabirine sözel manada aşina olmasak da aslında hayatımızın neredeyse yarısını otomatik pilotta geçiriyoruz.

Oldukça işlevsel olarak ortaya çıkan otomatik pilot deneyimi kısa vadede bize zaman ve enerji tasarrufu sağlarken uzun vadede kendimiz ile olan temasımızı koparıyor, hayat yolcuğunda geçtiğimiz durakların isimlerini dahi görmediğimiz bir yolda bizi sürükleyebiliyor. Gelin bir örnek üzerinden ele alalım: Her sabah okula giderken yürüdüğümüz yol, bindiğimiz otobüs, indiğimiz durak, kahvaltıda yediğimiz poğaça, poğaçayı aldığımız büfe, yanında içtiğimiz kahve. 24 saatin kısacık bir kesitini oluşturan bu süreç günden güne ne kadar farklılık gösteriyor yoksa değişmez bir rutinde devam mı ediyor?

Eğer hayatı otomatik pilotta, andan teması keserek yaşamaya devam edersek neler olur? Zihnin diğer bir çalışma prensibi olan uçuşması için ona alan açmış oluruz. Yani zihin çok daha geniş zaman dilimlerinde tüm enerjisini, mevcut andan koparak geçmişi analiz etmek ve/ya geleceği tasarlamak için kullanmaya başlar. Geçmiş analizi ile beraber depresif ruh hâli, gelecek tasarımı ile kaygılı bekleyiş ve zihinsel anlamda da kortekste yaşanacak küçülmeler andan koparak uçuşan zihnin kabataslak birey üzerindeki ruhsal ve bedensel yansımaları diyebiliriz.

Bilinçli farkındalık(Mindfullness)

24 saatlik zaman dilimini bir türlü kendisine yettiremeyen, hayat yolcuğundaki durakları takip edemeyen, otomatik pilotta hayata devam edenler için şu anda bildiğimiz çözüm yolu “Bilinçli Farkındalık”. “Bir şeyin bilincinde veya farkında olma niteliği veya durumu” olarak tanımlanan Bilinçli Farkındalık, Jon Kabat Zin’e göre “Dikkati, bir amaç üzerine, şu anda, yargılayıcı olmayan bir şekilde vermektir.”

1. Amaç:

Müslümanlar olarak bize her amelin niyetlere bağlı olduğu öğretilmiştir. Yaptığımız eylemlerdeki amaçları belirlemek, o işle ilgili niyet etmek, odaklanma ve farkındalık gerektirdiği için bir farkındalık eylemidir. Hayat koşturmacası içerisinde bilinçli farkındalık seviyesine geçebilmemiz için yürüdüğümüz yolun, döndüğümüz her sapağın başta belirlediğimiz amaç minvalinde olup olmadığını kontrol etmeliyiz.

2. Mevcut an:

Harvardlı iki psikolog tarafından 2200’den fazla insan ile yapılan bir çalışmada, uyanık olduğumuz zamanın yaklaşık %47’sinde zihinlerimizin andan koparak uçuştuğunu, o an dışındaki farklı şeylerle meşgul olduğunu tespit ettiler. Aynı araştırmada zihin uçuşması yaşama oranı ile kişilerin mutsuzluklarının paralel olduğu fark edildi. Diğer bir ifade ile an ile temasımız azaldıkça hayat kalitemizde de bariz bir düşme oluştuğunu söyleyebiliriz. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlara Allah’a karşı derin bir şuur içinde olmaları (O’nun istediğini yapmak ve O’nun hoşlanmadığını terk etmek) gerektiği pek çok ayet-i kerimede bildirilmiştir. Anın gerekliliği ne ise Allah’ın farkında olarak eylemlerini organize etme becerisi Müslümanlığın en önemli sorumluluklarından biridir. Müslümanlar olarak mevcut ânı fark etmek dünya hayatımızdaki kaliteyi arttıracağı gibi ahiret hayatımızı da güzelleştirecektir.

3. Yargılamamak:

İnanç, sabır ve şükür ile her durumda gelecek olan en iyi şeyin Rabbimiz’den geleceğini beklemek, iyimser olmak ve her deneyimin olumlu tarafından bakmak manevî zekâsı gelişmiş kişilerin en kıymetli özelliklerindendir ve talim ile gelişebilecek bir beceridir.

Müslümanlar olarak yargısız olarak olayları incelemek, Sevgili Peygamberimiz’den  öğrendiğimiz ve uyguladığımız bir şeydir: “Müminin hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder; bu da onun için hayır olur.”

Hülasa, yerküre uzun bir yolculuktan geldi ve süresi kestirilemeyen yolcuğuna devam ediyor. Bu uzun yolculukta, bizim rast geldiğimiz kısımda yolun farkına vararak sağlam ve sağlıklı adımlarla yolcuğu sürdürebilmek için kimi zaman sekteye uğrasa da elimizde etkili ipuçları var: Amacını belirle, mevcut anda ol, yargılamadan olayları incele!

Feyzanur Taştekne

Hüma Dergisi, 11. sayı

Yayın Tarihi: 28 Ağustos 2021 Cumartesi 14:00 Güncelleme Tarihi: 30 Ağustos 2021, 17:14
banner25
YORUM EKLE

banner26