banner17

Her fetih şükrü, secdeyi gerektirir

İnsan nimete erdikçe sorumluluğunun arttığını hissederse; idrakini doğru hissedişe yaslamış olur. Ahmet Mercan yazdı.

Her fetih şükrü, secdeyi gerektirir

Zaman içinde saklanan “dönemin anlayışı” insanı gözetir. Pratikteki etkisini direkt olarak insanın karşısına çıkararak sunmaz. Yanlışın binlerce yol ve yöntemi vardır. Doğru tek çehreli ve açık sözlüyken, yanlışta her yol mübahtır.

Yanlış çoğu kez doğru rolüne çıkarak ve insana, damardan usulca, acele etmeden sirayet etmeyi yeğler.

İnsan bu durumda, ayçiçeği misali dönüp durur da, hâlâ doğruda karar kıldığını iddia eder.

İnsan bu halde, vurulmuş ceylan misali, kaybetmeyi bir türlü kabullenemez, tuzağa düştüğünü kendine yediremez durumdadır.

En çok da insanı başarısı vurur.

Başarı duygusunun insan benliğine fısıldadığı yıkıcı nefes nedeniyle, sıradan olmayı kendine yediremez.

Başarının her yönüyle nimetler bileşkesi olduğu unutulduğunda, hamd ve şükür dışarda tutulduğunda, yıkıcı duygu için engelsiz bir süreç başlamış olur.

Bu durumda marifet yalnızlaştırılıp tek geçerli kriter olarak tebarüz eder ve sonuçta başarılan iş, eser nihayetinde insana yönelmiş silaha döner.

Her fetih şükrü, secdeyi gerektirir.

İnsan nimete erdikçe sorumluluğunun arttığını hissederse, idrakini doğru hissedişe yaslamış olur.

İnsanlar vardır, her türlü değişimi yaşadıkları halde, hakikatin kendileriyle olduğunu ifade ederler. Halbuki, hakikat sabittir, dönen ayçiçeği kadar dönme alışkanlığı edinmiş algıdır. Güneşi gördüğünü sanarak, hakikatte olduğunu düşünmek, hakikati göze indirgeyerek takip etme yanlışlığından doğar.

Hakikat, kalbin aklı olan gönülde ikamet eder.

Gönül deniz gibi hareketli, hava kadar elzem, bütün yönleri toparlayan; hem yol, hem ışık, hem ölçü, hem duygu, hem satan hem alandır.

Say ki, kitabın sesi.

 

Ahmet Mercan yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Ekim 2015, 12:01
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20