Hepimizi aynı kardeşlik ikliminde buluşturan ay

Ramazan, hiç olmadığımız kadar birbirimize yakınlaştırıyor bizi. Bizi oruç kadar birbirimizi yaklaştıran başka ne olabilir ki? Ahmet Serin yazdı.

Hepimizi aynı kardeşlik ikliminde buluşturan ay

Yeryüzü bizim sürgünümüz, sılamızı hasretle gözetlediğimiz yer. Bir ağacın altında gölgelenecek kadar zamanımız var burada. Güneş hafif batıya ilerleyip ağacın gölgesini aydınlatmaya başladığında, bizim sürgünümüz de bitecek, döneceğiz sılamıza.

Sürgün, hiç farkına varmasak da hep yaşadığımız şey. Şair, bunu hep yaşadığımızı ve hep yaşayacağımızı “Senin kalbinden sürgün oldum ilkin/ Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği” avazıyla göklere salmamış mı zaten?

Sürgüne gönderilişimizin sebebini hatırlamalı: Bize her şey serbestti cennette, bir şey müstesna. Hayır, o bir şey de ahım şahım bir şey değildi ki onun için yanıp yakılalım! Sıradandı. Uğruna bırak canı, başka bir şey bile vermeye değmezdi.

Ne var ki onu çekici kılan şey başkaydı. Mahrem kılınmış olmasıydı. İnsanın gözü, ister istemez yasak kılınana kayıyor. Bakışlarımızın bıraktığı izlerden hesaba çekilecek olmamız da bu yasağa gözümüzün kayması yüzünden.

Zaaflarımız aynı zamanda imkânlarımızdır

Zaaflarımızla malulüz ve tam da bu zaaflarımız olduğu için biz insanız.

Zaaflarımız, sınanıp cennete gidebilmemizin gerekçesi aynı zamanda. Zaaflarımız olmasa “Yaratılmışların en güzeli” olmamız da imkânsız. Zaaflarımız, aynı zamanda bizim huzura ermemizi sağlayan en büyük imkânımız.

Zaaflar olduğu için huzurun kapısı açılıyor bize. Bizi makamca indiren de, çıkaran da onlar. Ama bizler, zaaflarımızı merdiven yapıp gök kapısına yürümeyi bilmeliyiz. Ancak o zaman insan olabiliyoruz çünkü.

Ramazan bir fırsat olsun

Ramazan, hepimizi aynı kardeşlik ikliminde buluşturan harika bir fırsat.

Fırsat olması, herkesin aynı bedensel hali yaşamasından kaynaklanıyor.

Herkesin açlığı aynıdır. Açlığın da, açın da zengini fakiri olmaz.

İşte, bir yönüyle açlık olarak baktığımız oruç, bizi aynı ya da benzer konular etrafında düşünmeye itiveriyor biz farkına varmadan. Aç kalarak aç kalana; aç kalandan yola çıkarak açlık çekenlere, açlık çekenlerden yola çıkarak yeryüzündeki adaletsizliğe ve oradan yola çıkarak Adl olana ulaşıyor düşüncelerimiz. Varlıkta yakalayamadığımız kardeşlik iklimini açlıkta yakalayabiliyoruz ve bir anda birbirimizle aynı şeyleri düşünebildiğimizi fark edip birbirimizi yeniden keşfediyoruz. Az nimet midir bu? Ramazan’dan ve oruçtan başka ne sağlayabilir bize bunu?

Ramazan, hiç olmadığımız kadar birbirimize yakınlaştırıyor bizi. Bizi oruç kadar birbirimizi yaklaştıran başka ne olabilir ki?

Mahyalar

Abdest alacağı suyun akması zaruretinden yola çıkarak bir su medeniyeti oluşturan İslam dünyası, gökleri de ışıksız bırakmadı. Tamam, gökleri süsleyen yıldızlar, bulutlar ve hepsini bir arada tutan muazzam dengeyi biliyoruz ama mademki sürüldüğümüz bu yeryüzünü sılamız cennete benzetme yükümlülüğümüz var, o zaman gökleri de süslemeliydik.

Her şey için bir sebebe ihtiyaç duyulur. Âlemlerden bir âlem de sebepler âllemidir o yüzden. Mahya geleneğinin ortaya çıkması için de Hafız Kefevî’nin bir hat yazması gerekmiş.

Öyle sıradan bir levha değildir Hafız Kefevî’nin levhası, bir görenin bir daha görmek isteyeceği cinsten bir levhadır bu. Öyle güzel tezyin edilir ki bu levha, levhanın kendisine takdim edildiği Sultan 1. Ahmed, bu levhanın herkesçe görünmesini ister. Emri kesindir: Levha, kendi adını taşıyan caminin iki minaresi arasına gerilen iplerde ışıklandırılıp sergilenecektir. Emir yerine getirilir. Mahyadır ortaya çıkan, ay gibi ışık saçandır.

Elif

Elif, öncelikle Remz-i Rahman’dır. Akla ilk o gelir elifi gördükte.

Dik durmanın diğer adıdır elif aynı zamanda. Nerede dik duran birileri varsa, eğilmeyi reddediyorsa, bilin ki onlar bir yönleriyle eliftir.

Elif, mahyaların değişmezidir.

Bir minare olur elif bazen, göğe yükselir.

Bazen bir fidan olur elif, toprağı bereketlendirir.

Elif, surları onaran bir mimar olur bazen; bazense surları delip geçen bir ok.

Ramazan, hepimize bir elif olma fırsatı sunuyor; göklerimizi mahyalar süslüyor şimdilerde.

Ahval-i dünya hiç de iyiye gitmiyor. Müslümanlar ağlıyor yüzlerce yıldır, ağlatılıyoruz sürekli.

Mahyalara dizili elif gibi dik durup yürümek gerek yeryüzüne şimdi.

 

Ahmet Serin yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2015, 11:12
YORUM EKLE

banner19