Hayati İnanç: Bana sorulursa başarının sırrı…

Zira modern çağda uğradığımız en büyük kayıplardan birinin bu olduğunu sadece tahmin veya fikretmiyorum ayne’l-yakin görüyorum. Seher, hayatımızdan tamamen çıktı. Kime sorsanız, “Seher günün hangi vaktidir?” diye muhakkak titrek bir cevap alırsınız. "Hayati İnanç ile Söz Arasında" serisinden önemli bir bölümü Nazan Cor yazıya döktü.

Hayati İnanç: Bana sorulursa başarının sırrı…

Ne demişti şair: “Yatma seher de uğrarsın derde!” Vallahi bu kadar yeter… Topu topu 4 kelime 2 mısra ama! “Yatma seherde uğrarsın derde…” Başarıya dair çok kaynak karıştırdım, kafa yordum epey yani: Başarının formülü, şartları; 30 küsur altın kuralı, 40 gümüş kuralı falan… Bana sorulursa: sabah erken kalkmaktan ibarettir.

Zira modern çağda uğradığımız en büyük kayıplardan birinin bu olduğunu sadece tahmin veya fikretmiyorum ayne’l-yakin görüyorum. Seher, hayatımızdan tamamen çıktı. Kime sorsanız, “Seher günün hangi vaktidir?” diye muhakkak titrek bir cevap alırsınız. Yarım yamalak bir cevap alırsınız. Hadi sorayım: İstanbul için teheccüd vakti saat kaçtır? Birkaç kişiye denemek için sordum. Çok aykırı cevaplar aldım.

Teheccüd vakti ne demek? O vakitten önce yatsı kılınmış olacak, yatılmış olacak, uyku alınmış olacak bir miktar ve teheccüd için kalkacaksınız. Peki, bu ne demek? Televizyonun istilasından kurtuldunuz, gecenin verimsiz sözünden sohbetinden kurtuldunuz, sabahın onurlu bereketli feyizli saatlerine kavuştuğunuz demek! Başlı başına başarı… Yani günde iki gün yaşamak gibi bir şey. Daha önce bir vesileyle tavsiye etmiştim. Milli Eğitim’de esaslı bir yer edinse fayda görürüz de demiştim. Ahmet Haşim’in “Müslüman Saati” başlıklı yazısı tekrar ediyorum. Bu yazıyı bulun ve okumaya bakın. Kelimelerin ağır olmasına. falan aldırış etmeyin, sorun soruşturun, lügat karıştırın. “Biz fecri yani seherden sonra gelen fecri, kümeslerdeki mağrur horozlara bıraktık” diyor. O vakitte uyanık olmayanların fark edemeyecekleri çok şey var diyor. Fecrin en güzel tecellilerini sayıyor art arda: kuş sesleri, çiçek kokuları ve Müslüman yüzü…

Ahmet Haşim aynı zamanda:

“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerde

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta

Kızıl havaları seyretti ki akşam olmakta…

Eğilmiş arıza Kanarım muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı Bülbüller

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafidir ki rûhada olmakta

Kızıl havaları seyrettiği akşam olmakta”

diyen şair. Merdiven Şairi nesriyle de çok enteresandır. Bir yazısını andık, Müslüman Saati. Bir diğer yazısına da yazının başlığı itibariyle temas edeyim. Yazının başlığı şu: “Gurabahane-i Laklakan”... Laklakan, leylekler demek. Gureba, garipler. Gurabahane-i Laklakan: Gariban Leylekler için kurulan vakıf, tesis, bina… Oldukça ilginç bir konu, tavsiye ederim.

Bir de önemli bir şairden “Sultan Fatih merhumdan” şiir okuyacağım size. Fatih Sultan Mehmet merhum ne kadar anlatılsa o kadarına layık bir adam: devlet adamı, asker, ilim ehli, birkaç dil yani birkaç dediğim en az 6 lisan bilen bir adam ve çok önemli bir şair. “Bizans’ın açılmaz denilen surlarını açtık bir tahta kapıdan geçemiyoruz” diyen gönül ehli, ilim ve hukuk karşısında boynu kıldan ince, tayin ettiği hâkim tarafından mahkum edilen ve buna itiraz etmeyen bir adam! Kurduğu üniversiteye asistan olarak kabul edilmeyen ve hocalar tarafından kendisine gayet net bir şekilde: “Hatır için olmaz sultanım imtihana girersiniz, kazanırsanız ne ala!” denilen adam.

Divanı var. Güzel bir divan. Ümit redifli gazelini dikkatinize sunmak istiyorum:

“Kesmezem ağyâr cevri ile cânândan ümid

Kim kesilmez havf-ı şeytân ile îmândan ümid

Her ne denlü cürmüne hadd ü nihayet yoğ’ise

Avniyâ sen eyleme avn-i Rahmân’dan ümid”

İlk ve son beyti okudum, tamamı 5 beyit olan gazelden.

“Gayrların cevrinden korkarak, ondan bundan çekinerek, düşmanlardan yılarak yare kavuşma ümidimi kesmem. Ne yani şeytan var diye imandan ümit mi kesilir?” diyor.

“Kesmezem ağyâr cevri ile cânândan ümid

Kim kesilmez havf-ı şeytân ile îmândan ümid”

İlk beyit bu…

Son beyit:

“Her ne denlü cürmüne hadd ü nihayet yoğ’ise

Avniyâ sen eyleme avn-i Rahmân’dan ümid”

“Gerçi çok günahkârsın Avni; kendisine söylüyor: Gerçi çok günahkârsın biliyorum ama sakın Allah’ın rahmetinden ümidini kesme! Bu en büyük günah olur. Bu daha büyük günah olur, aman diyor. Ye’s yok, ye’se kapılmak yok. Senin günahın ne kadar büyükse rahmet-i ilahi ondan da büyük” diyor. Yani hem korku hem ümit arasında olma. Samimi bir Müslüman hali: haf ve reca arasında olma.

Nadi merhum da öyle demezmiydi beytinde:

“Oldu ser-mâye-i hayret bana bîm ü ümmid

Bilemem eyleyecek girye midir hande midir”

“Korku ile ümit arasında hayret içinde kalmışım, şaşkınlık içinde kalmışım: sarkaç gibi gidip geliyorum. Son tahlilde perde inerken ruhu teslim ederken acaba ağlatacak mı güldürecek mi bilemiyorum.” diyor.

Fatih merhumun gazelinden dedim ya ilk ve son beyti okuduk. Hadi aradan bir beyit daha okuyalım:

“Dişleründür ağlamakla gözyaşından umduğum

Dürr-i şehvâr oldı ancak ebr-i nişandan ümid”

“Ağlıyorum, nisan yağmuru gibi yaşlar döküyorum. Talep ettiğim şey; ümidim: sana kavuşmaktır ey sevgili.” diyor.

“Ağlamakla dürr-i vasla tâlib oldum tan degül

Eylese gavvas olanlar bahr-i ummândan ümid”

“Vuslat incisine, sana kavuşma mücevherine talip oldum, ağlamakla ki dalgıcın denizde ince araması şaşılacak şey değil! Çünkü ağlamak kavuşmanın habercisidir. Ümitvarım” diyor kavuşacağım…

Yozgatlı Fenni merhum şöyle söyler:

“Yâri germ ü nerm eder ahım şirişk-i firkatim

Neyde meyde halet-i suziş-fezadan çok ne var”

“Ben yalvararak, ah ederek eninde sonunda kavuşacağım. Yarin kalbini yumuşatacağım ve ısıtacağım” diyor: ne kadar sert ve soğuk olursa olsun…

Nabi merhuma şimdi temas etmesem olmayacak:

“Evvel dilüni sîh-i sadâkatde kebâb it

Bu meykededen sonra temennâyı şarab it”

Kanlı gözyaşı şarapla benzeştirilir şiirimizde, bir gelenek. “Sadakat şişinde ciğerini kebap et de sonra gelip burada şarap iste! Kebapsız şarap içilmez” diyor. Sadakat şişinde ciğerini kebap et! Ah Nabi! Ah Üstad! Böyle kelam mı edilir? Yani söz buralara kadar çıkarılır mı? Ne yapacağız biz şimdi kalakaldık. Anlamaya takat getiremiyoruz. Nerede kaldı benzerini söyleyelim!

Sultan Fatih merhumun yani Şair Avni’nin gazelinden kalan tek beytide okuyalım ve sözü bağlayalım..

“Âstânunda nigârı görmesem ye’s itmezem

Bu mesel meşhurdur kim çıkmaduk cândan ümid”

“Eşiğinde beklemekle, muhitinde dolaşmakla yari görmesem de göremesem de ye’s etmem. Ümitsizliğe kapılmam! Zira mecbur sözdür: “Çıkmadık candan ümit kesilmez.”

Allah gani gani rahmet etsin, andığımız üstatlara ve diğerlerine…

Hayati İnanç ile Söz Arasında

YORUM EKLE