banner17

Hayat kelime ve kavramlarla kurduğumuz bağlarla anlam kazanır

Söz dillenmek ister, kelimelerden kavramlara geçiş sadece düşünmekle değil bir o kadar da ona ses vermekle, bir şekilde kaleme sarılmakla ve şu ya da bu şekilde dile dökmekle alakalı bir şeydir. Necdet Subaşı Dünyabizim için yazdı.

Hayat kelime ve kavramlarla kurduğumuz bağlarla anlam kazanır

Bir dil dünyasının içinde doğarız. Bizi orada sesler ve harfler, belli belirsiz ifadeler, ucu sınırı olmayan kelimeler ve anlamlarına nüfuz etmek için çabaladığımız birtakım kavramlar karşılar. Hepsi yenidir, öğrendikçe açılır, kavrandıkça sahiplenilir. Birbirimizle onlar üzerinden konuşur, onlar üzerinden anlaşır hatta yeri geldiğinde de onlar üzerinden bozuşuruz.

Bizi çevreleyen diller arasında mütemadiyen gider geliriz. Herkesin bir dili, meramını en güzel bir şekilde anlattığı lehçesi, ağzı ve şivesi vardır. Biz bütün bunları annemizin dizinin dibinden başlamak üzere içinde doğduğumuz dünyanın giderek genişleyen sınırları içinde öğrenir sonra da o bildik ve tanıdık çerçeveler içinde adım adım hayata dahil olur; artık o dil etrafında konuşur, o dil etrafında hasbihal eyleriz. Düzeyimiz dille netleşir, düzenimiz dahi onunla kurulur. Savaşları başlatan nihayetinde bir sözden daha fazlası değildir ve onu bir çırpıda bitirecek olan da yine aynı şeydir, sözdür.

Kelimeler varlık dünyasında ilerledikçe artar ve çoğalır. Söz dağarcığımızın sınırları evrenimizin genişliği hakkında oldukça net sayılabilecek bilgiler verir. Varlık dünyasında gördüğümüz, hissettiğimiz, duyduğumuz, dokunduğumuz hemen her şey adlandırılmıştır. İsmi, sıfatı ve niteliği olmayan hiçbir şey yoktur. Biz bunları bilerek öğrenerek kendimizi inşa ederiz. Somut varlıklar düzlemi kadar soyut varlıklar düzlemi de tanımlanmıştır. Aklımızdan geçen her şeye bir ad konulmuştur. Kişisel dünyamızın zenginliği bu kavramlarla kurduğumuz ilişkiden ve bu ilişkinin yoğunluğundan beslenir. Teoloji de, felsefe de, bilim de, sanat da söz olmadan, ses olmadan kendine bir yol bulamaz. Kelimelerin değer kazanması ve giderek hayatı anlamlandıracak statülere erişmesi için edebiyatla herc ü merc olması gerekir.

Birkaç kelimeyle başlayan serüven

Birkaç kelimeyle başlayan serüven hayat içinde ilerledikçe artmaya ve derinleşmeye başlar. Kavramlarla kurduğumuz temas entelektüel dünyamızın işleyişinde etkili adımlar atmamıza vesile olur. Hayat biraz da kelime ve kavramlarla kurduğumuz bağlarla birlikte değer ve anlam kazanır. Kendimizi fark etme çabası anlam dünyamızın şekillenmesini hızlandırır. Sorularımız bir karşılık bulur, aldığımız cevaplar üzerinde tercihte bulunma hakkı bize istisnai bir öznellik katar.

Dar bir muhitten geniş bir sosyal çevreye açılmak için söz dağarcığının da eşzamanlı olarak gelişmesi gerekir. Kelimeler ve kavramlar ezberlerle sahiplenilmez. Bir sözlüğü baştan sona okumak unuttuğumuz kelimeleri hatırlatmada emsalsiz katkılar sunar, bilmediğimiz ve hiç duymadığımız sözcükler için sonunda başvurabileceğimiz başka bir merci yok gibidir. Ancak hepsi bu kadardır. Dil hayatta öğrenilir, dolaşıma girmeyen hiçbir sözcük bizde bir yer tutmaz. Onun hayat bulması için gündelik hayat pratiklerinde söze karışması ve aramızda yer alması gerekir. Yazılmayan, okunmayan, söylenmeyen, dile dökülmeyen bir sözün bir iç sıkışmasından öteye taşıdığı hiçbir anlam yoktur. Söz dillenmek ister, kelimelerden kavramlara geçiş sadece düşünmekle değil bir o kadar da ona ses vermekle, bir şekilde kaleme sarılmakla ve şu ya da bu şekilde dile dökmekle alakalı bir şeydir. Hayat içinde yaşadığımız deneyimler, karşılaşmalar, müzakereler ve çok az insana nasip olan derin sorgulamalar sahiplendiğimiz kavramlarla olan münasebetlerimizle yakından ilişkilidir. Sınırlı sayıdaki kelime ve kavramlarla hayatı idame ettirmek imkânsız değildir. Koca bir yaşamı az sayıda sözcüklere tabi olarak sürdürenlerin varlığı sürpriz değildir, onlardan etrafımızda çoktur; hatta etrafımızda daha fazla görünen daha fazla tanınanlar da onlardır. Az kelime, az iş, azaltılmış söz sermayesi, azalan sorumluluk.

Kelimeler birer hazinedir

Oysa kelimeler de birer hazinedir. Çoğaltılması gerekenin en başta kelime hazineleri olduğunda şüphe yoktur. Her kelime bir dünyaya, bizi zorlayan yeni bir anlam evrenine gönderme yapar. Kullandığımız sözcükler ne bizden ne de hayattan bağımsızdır. Onları kullanmaya başladığımız her seferinde kendi yerimizi, ufkumuzu, bedensel ve ruhsal dünyamızın dahil olduğu anlam coğrafyasını belirleme iradesini kullanmış oluruz. Bu nedenle kelimelerle kendimiz arasında bizi asla dışarıda bırakmayacak çok özel bir temas aralığı vardır. Bizi bir başkasından ayıran şeyler arasında dille kurduğumuz ilişkinin niteliği hemencecik öne çıkar. Bireyselliğimiz de, toplumsallığımız da, duamız da, kargışımız da dilimizin döndüğü ölçüde bir varlık kazanır. Yutkunmalar sestir, susmalar sestir, kıvranmalar dahi sestir. Aklı sıra hiçbir şekilde konuşmayıp hiç mi hiç ses çıkarmadığını düşündüğümüz kimi bedenler bile doğa gibi uzay gibi gerçekte bize bir şeyler söylemeye devam eder. Onların sesini duymak için sadece kulak kabartmak yetmez. Feraset önemlidir, kalp gözü hiç de basite alınamaz, hissetmek değerli, fark etmek asla yabana atılamaz.

Dille annemizin himayesinde onunla ağız ağıza vererek ilk teması kurarız. Öğrenme bitmez, ölünceye kadar devam eder. İnsanın son nefesinde tekrarladığı kelimelerin bile çoğu onun hayatında sıkça tekrarladığı sözcüklerin son bir tekrarından ibarettir. Anlam yüklediğimiz, peşinden koşuşturduğumuz şeyler bizim son yolculuğumuza eşlik eder.

Çocukluk, ergenlik, gençlik ve artık birbirini kovalayan eşikler içinde kendimizi buluruz. Başka dilleri bilmek, onlarla konuşmak evrenimizin sınırlarını bozar ve bize yeni anlam haritaları armağan eder. Onlar arasında gezinir, konuşur, söyleşir, kendimizi yeniden yeniden kurarız. Bir dil dünyasında doğar orada ne dediğimizi bilir, bize kimin ne dediğini ne demeye çalıştığını anlar, varlığımızın farkına varırız.

Necdet Subaşı

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2018, 11:15
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20