banner17

Hatırat değil, portreler galerisi!

Münevver Ayaşlı'nın kitabı, resmî tarihin kuru, soğuk yüzüne inat gülümseyerek karşılıyor okuru.

Hatırat değil, portreler galerisi!

Münevver Ayaşlı’nın 1973 yılında kaleme aldığı İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim adlı değerli hatırat, ilkin Boğaziçi Yayınları tarafından okuyucuya sunulmuş. Daha ilk sayfalarda bir yakınma çıkıyor karşımıza. Yazar, bu yakınmasına Yusuf Ziya Ortaç merhumun Portreler adlı kitabının takdiminden aldığı şu cümlelerle başlıyor: “Batıda zengin bir hatırat edebiyatı vardır. Biz bu yönden de züğürdüz. Hatıralarını yazmış padişah, vezir, serdar tanıyor musunuz?”Münevver Ayaşlı, İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim, Timaş Yay.

Münevver Hanım Yusuf Bey’le birçok hususta farklı düşünüyor olmasına karşın, bu hususta kendisiyle hemfikir olduğunu ifade ediyor. Bir tarihçi olmadığını özellikle ifade eden yazar; içinde yaşadığı devri gördükleriyle, tanıdıklarıyla, işittikleriyle ve işittiklerinden işittikleriyle, nüktesiyle, rivayetiyle, dedikodusuyla, efsanesiyle ve bilebildiği kadar hakikatiyle kendisinden sonra gelecek nesillere nakletme derdinde.

Neden hatırat edebiyatından yoksunuz?

Yazar, zamanında “Yeni İstiklal” gazetesinde yayımlanan bir yazısında hatırat bırakmadan gidenlerden acı acı şikâyet etmiş. Şikâyet ettiği zevat: “Yakın tarihimizin içinde bulunanlar, birinci kademede olmasalar bile, muhakkak ikinci veya üçüncü kademede bulunanlar vardı. Rauf Bey, Refet Paşa, Fethi bey gibi kimseler…”

“Neden Batıda öyle, bizde böyle oluyor” diye soran yazarımızın kendince doğruluğunda pek şüpheye mahal bırakmadığı üç cevabı var ki, ilki tembellik! İkincisi “adam sen de”, üçüncüsü ise “takibata uğrar isem” korkusu. İşte bu sebepler yazarımıza göre bizi bir hatırat edebiyatından, klasik fakat kuru bir tarihin yanı başında, nüktelerle dolu rivayetlere, zamanın dedikodularına dayanan bir “yan tarih”ten mahrum bırakıyor. Belki ehil kişiler bu konu üzerine eğilirlerse her toplumun kendi iç değerlerinin neyi ne kadar yaşanabilir kıldığı üzerine daha derin değerlendirmeler ve gerekçeler sunarlar. Bu üç cevabı tartışmaya açıktır elbette yazarın.

Münevver AyaşlıHangi isimlerin hayatlarına değinilmemiş ki kitapta

Sultan Vahdettin, Sultan Abdülhamid, Sadullah Paşa, Abdülaziz Han, şair-i azam Abdülhak Hamid Beyefendi, Aziz Mahmut Hüdai, büyük şair Yahya Kemal, Halide Edip, Mehmed Âkif ve Pakistan’ın büyük şairi Muhammed İkbal, “Türk ve İslam kültürünün meçhul askerleri: “Babanzade Naim Beyefendi, darulfünunda müderris ve sonradan uzun seneler Beyazıt Kütüphanesi müdürü olan İsmail Saib Beyefendi, İran lisanı ve edebiyatında tek insan, büyük âlim Necati Lügal Beyefendi, Arap lisanındaki hâkimiyeti ve tasarrufu ile Hafız Yusuf Bey…”

Münevver Ayaşlı Hanımefendi çok sade bir dille aktarmış hatıralarını ve bir döneme kimi yerde belgesiyle, kimi yerde mizahî üslubuyla, kimi yerde dedikodusuyla(!) ışık tutmuş. Bazı insanların hiç bilmediğiniz yönleri, resmî tarihin içinde kaybolup giden padişahların hayatlarından anekdotlar okuyucu için ilginç ayrıntılar içeriyor. Hatırat okumaya özen gösterenler için özellikle tavsiye edilebilir.

 

Hacer Kor haberdar etti

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2016, 12:02
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20