Hanımlar mahfilinden cuma namazı izlenimleri

Cuma namazında Müslüman hanımların biraradalığı ve çeşitliliği öyle hoş gözüküyor ki... Kabe’de yaşadığımız ümmetin birliği hissini, Cuma namazlarında da benzer bir şekilde yaşıyoruz. Betül Erken yazdı.

Hanımlar mahfilinden cuma namazı izlenimleri

Yaklaşık beş yıldır Cuma namazlarına gitmeye çalışıyorum. Sevgili tefsir hocam, “Hz. Peygamber döneminde kadınlar da beş vakit namaza ve Cuma namazlarına giderlerdi” dediğinden beri...

O söyleyene kadar kadınların vakit namazlarına gitmeleri gerektiğini ve çocuk vb. sorumlulukları olmadığı sürece neredeyse erkekler kadar “yükümlü” olduklarını hiç düşünmemiştim. Camilerde erkekler en azından iki üç saf olurken, kadın kısmında sadece iki üç kişinin namaz kılıyor olması, böyle düşünmemi engellemiş olsa gerek. Zaman zaman duyduğumuz "kadın kısmısının camide ne işi olur” şeklindeki fırça bahsinin de kadınların camide bir saf dahi oluşturamamasında payı olmalı. Şükür ki teravih konusunda benzer bir anlayış yerleşmemiş de Ramazanlarda kadınlar bölümü hiç yaşamadığı bir şenliğe sahne oluyor.

Tabi ki bu durum semtten semte göre değişiklik gösteriyor. Cuma namazlarına beş yıldır devam edebiliyor olmamda Fatih’te oturuyor olmamın payı büyük. Çünkü İstanbul’da küçük camilerdeki yoğunluktan dolayı hanımlar kısmında da erkekler namaz kılıyor ve biz kadınlara yer kalmıyor. Fatih, Şehzade ya da Süleymaniye gibi büyük camilerde ise yeterli alan olduğu için kadınlar da Cuma namazı kılma imkanı bulabiliyor.

Bu yazıda söylemek istediğim, Cuma namazlarında bir süredir gözlemleme imkanımın olduğu kadınlar bölümüne dair birkaç anektoddan ibaret aslında. Bunlar uzun bir süredir tekrarlanan ve hiç değişmeyen şeyler....

Cuma namazı, kadınlar arasında en az bilinen ibadet olarak ele alınabilir

Cuma namazlarına gelen kadın profili oldukça farklılık gösteriyor diyebilirim. Zaten şu an kadınlar bölümünün yarısına yakınını Araplar oluşturuyor. Yolda yürürken görmeyip neredeyse sadece Cuma namazlarında gördüğüm başka milletlerden kadınlar da oluyor. Türklerin ortalaması ise, herhangi bir genelleme yapamayacak kadar çeşitlilik arz ediyor. Mesela alışverişe çıkmış ama Cuma vakti hem namazını kılmak hem de o vakitte alışveriş yapmamak için gelen teyzelerimiz ve ablalarımız. Evlerinden Cuma namazı kılmak için çıkan yaşlıca teyzelerimiz, azınlıkta olan genç kadınlar ve bir defa olsun Cuma namazı kılmış olalım diyen hanımlar.

Hal böyle olunca biraz kaos ortamı da olmuyor değil. Etrafta çeşitli sorular dönüyor: “Namazı nasıl kılacağız?”, “Cuma namazını imamla kıldık, öğlenin farzı da kılınmalı mı?”, “Cuma’nın sünneti kaç rekat?” ya da hutbe okunurken konuşmalar, vs... Sorular genel olarak Cuma namazının nasıl kılındığını bilmemekten kaynaklanan sorular. Türkiyeli olmayan kadınlarda böyle bir problemin olmadığı aşikar, bilmeyen gözlerle etrafa bakmıyorlar. Genel olarak Türkiye’deki erkeklerin iyi bildiği Cuma namazı, kadınlar arasında en az bilinen ibadet olarak ele alınabilir. Benim, çocukluğumdan beri Cuma namazının ne olduğuna dair veya nasıl kılındığına dair pek bir bilgim yoktu, bahsi de içinde bulunduğum dini meclislerde geçmedi zaten. Cuma namazına gelen kadınlarda da benzer bir durum olduğunu düşünürsek, sordukları bu soruları makul karşılamak gerekir.

Diyanet'in son birkaç yılda kadınların ve çocukların vakit namazları ve Cuma namazları konusunda yaptığı girişimlerin, kadınların Cuma namazlarına gelişinde veya gelen kadınların “laf işitmemesi” konusunda etkili olduğunu düşünmekteyim. Sanki giderek artıyor kadın oranı. Bu atmosferin kadınlar tarafından yaşanıyor olması, huzuru, yenilenme hissini ve birlik şuurunu hep birlikte tadıyor olmak gerçekten sevindirici.

Müslüman hanımların biraradalığı ve çeşitliliği öyle hoş gözüküyor ki

Hem Müslüman hanımların biraradalığı ve çeşitliliği öyle hoş gözüküyor ki... Kabe’de yaşadığımız ümmetin birliği hissini, Cuma namazlarında da benzer bir şekilde yaşıyoruz. Birlikte gittiğim tanıdıklarımın da aynı yorumu yapmış olması, bu hissin ortak bir bilincin neticesi olduğunu gösteriyor. Namaz kılınan bölümde yer kalmadığında ve hoca “Allahu ekber Allahu ekber” diyerek namaza çağırdığında herkesin birbirine yer açma çabası, bir diğer hanımın sevimli çocuğunu sevme çabamız, “aslında biz kardeşiz!” dedirtiyor.

E tabi mezhepsel ve kültürel farklılıklar da hemen göze batıyor. Namaz kılanın önünden geçilmez düsturu özellikle biz Türklerde oldukça baskın. Arapların bir kısmı bu konuda rahat oldukları için, dilimizden anlamasalar da uyarılıyorlar “namaz kılıyor, önünden geçmesene ya hu” şeklinde veya “yere ayağıyla bastı, şimdi de secde edeceğim yere basıyor, olmaz ki böyle!” şeklinde tepkiler yükseliyor.

Fakat bu tür farklılıklar, bizi ya güzelleştirip birlik duygusunu yaşatacak ya da ayrıştıracak. Neden ayrışalım? Allah hangisini ister? Hep birlikte saf olmak, hepimizin kuldan öte bir şey olmadığımızı ifade eden bir duruş değil mi?

 

Betül Erken yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2015, 10:30
YORUM EKLE

banner19