Halk mı, divan mı, bizim edebiyatımız mı?

Edebiyat derslerinde öğrendiğimiz konular vardır: “Halk edebiyatı” ve “divan edebiyatı”. Sahi kim yaptı bu ayrımı? Kim adlandırdı bunları ilk kez? Neye göre, nereden kalkarak koyuldu bu sınırlar? Şerife Nihal Zeybek yazdı.

Halk mı, divan mı, bizim edebiyatımız mı?

 

 

Edebiyat derslerinde öğrenegeldiğimiz temel konu başlıkları vardır: “Halk edebiyatı” ve “divan edebiyatı” gibi. Hatta bu isimlerde dersler vardır edebiyat fakültelerinde. Sahi kim yaptı bu ayrımı? Kim adlandırdı bunları ilk kez? Neye göre, nereden kalkarak koyuldu bu sınırlar?

Söz konusu bu ayrıma bazı akademisyenler, uzmanlar ısrarla karşı çıkmakta. Neden mi? Mustafa Tatcı’nın görüşlerini yansıtalım bu konuyu açıklamak için. (Mustafa Tatcı, Edebiyattan İçeri, Akçağ Yay., Ankara, 1997, s. 3-8)

Bizim edebiyatımız sınıfsız bir edebiyattır

Mustafa Tatcı, halk ve divan şairlerinin müşterek olarak yaşadıkları bir kültür olduğunu, dolayısıyla halk ve divan edebiyatı çizgisinin birbirinden tamamen bağımsız olmadığını söylüyor. Bunları ayrıştırmanın yanlışlığını vurguluyor. Tatcı, “halk edebiyatı”, “divan edebiyatı”, “Tanzimat edebiyatı” gibi kavramların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor. Çünkü bu kavramlar toplumumuzun sanki sınıflı bir toplummuş gibi algılanmasına neden olmakta. Hâlbuki biz Müslümanlar, tarih boyunca sınıfsız bir toplum hayatı yaşadığımız için, aynı zamanda sınıfsız bir edebiyata da sahibiz. Ama böyle yapmacık başlıklarla kendi içimizde bölünmelere sebebiyet veriyoruz ne yazık ki.

İslâmî-Türk edebiyatı, geçmişten bugüne sınıfsız bir toplum tarafından meydana getirilmiş bir terkiptir. Kültürümüz ve özellikle de edebiyatımız, milletin bütün fertlerinin katılımıyla oluşmuştur. Peki öyleyse, “Halk edebiyatı ile divan edebiyatı arasındaki farklılığı nasıl açıklayacağız?” diye soracak olursak, bunun cevabını ise şöyle veriyor Tatcı Hoca: Bu şairler, aldıkları eğitime ve fıtraten sahip oldukları yeteneklere göre farklı edebî şekiller meydana getirmişler. Dolayısıyla divan ve halk edebiyatında edebî şekiller farklı olmakla beraber muhtevaları benzerdir.

Öz değil üslup ve yöntem farklı

Demek ki şairlerimizin özde anlatmak istedikleri aynıdır, ama üslup ve yöntem farklıdır. Mustafa Tatcı, şairlerin şekil tercihlerinde yetişme tarzı ve kabiliyetin temel belirleyici olduğunu söylemiş, esas üzerinde durulması gerekenin ise tür (konu) olduğunu dile getirmiştir. Edebî eserlerde ifade ve şeklin farklı olması, özün farklı olduğu anlamına gelmez. Bir divan şairi ve halk âşığı, aynı kültürden beslenmeleri sebebiyle aynı his, heyecan ve ruha sahip olabilmektedir. Sonuçta ikisi de, sanatsal eserlere yön vermede esas faktör olan din ve kültür paydasında eşitlenmektedir. Zira ikisi de, İslam’a inanmaktadır ve bu toprakların evladıdır.

Kimisi divan edebiyatını dışlar, “Bunlar hep Arapça-Farsça kelimeler içeriyor!” der; kimisi halk edebiyatını dışlar, “Bunlar çok basit!” der. Fark edemiyoruz bir türlü ama bunların hepsi bizim. İkisi de bizim öz malımız, geçmişimiz, kültürümüz. Farklılıklarımız zenginliğimiz. Ocu, bucu, şucu diye ayrım yapmadan kucaklamalıyız bunların hepsini. Çünkü bütün bunlar sahip olduğumuz kültürün derinliğini ve genişliğini gösterir.

Bu minval üzere yüzlerce örnek verilebilir aslında. Bunlardan birisini paylaşalım izninizle. Bakalım ne demiş havas ve avam şairleri (!). Çok mu farklıymış dedikleri acaba? Divan edebiyatının önde gelen ismi Fuzuli şöyle der:

“Işk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb
Kılma dermân kim helâkum zehri dermânumdadur

(Ali Nihat Tarlan, Fuzûlî Divanı Şerhi, Akçağ Yay., Ankara, 4. baskı 2005, s. 244.)

Erzurum yöresinden bir türküde ise şöyle denmiş:

Yavrum bugün yaradan var
Yeri göğü Yaradan var
Tabip yarama değme
Bende her yaradan var


Şerife Nihal Zeybek yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 17:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13