Halakatü’l-İlim yahut “profesör kürsüsü”

“…Bundan bin yıl kadar öncesine gittiğimizde kürsüdeki bir hovanın etrafını çevreleyen öğrencilerin oluşturduğu Halakatü’l-İlm (ilim halkası ile karşılaşırız…’’

Halakatü’l-İlim yahut “profesör kürsüsü”

Günümüzde üniversitelerde kullanılan “kürsü” kelimesinin nereden geldiğini merak ediyor olmalısınız. Bugün belirli bir akademik alanda, mesela matematik alanında yetkili kılınan bir profesöre ya da bir toplantıda oturuma başkanlık eden kişiye ‘’kürsü sahibi’’ diyoruz.

Camilerde, Müslüman okul ve üniversitelerin de bundan bin yıl önce yapılan eğitime geri dönecek olursak Arapça “kürsü” adı verilen makamda oturan bir hoca (profesör) ve onun etrafını çevreleyen öğrencilerden oluşan bir ders halkası yahut halakatu’l-ilm görürüz Kürsünün başlangıçtaki amacı öğretmene oturacak rahat bir yer sağlamak ve öğrencilerin daha iyi görebilmesi ve duyabilmesi için onu yüksek bir vere oturtmaktı. Bu şekilde ortaya çıkan kürsü kavramı, sonraları profesörlük yahut da oturum başkanlığı makamlarına çevrilmiştir.

Halkanın ortasındaki kürsüye oturacak hocalar, halife ya da bugün İran'ın Kum veya Irak’ın Necef şehrindeki gibi bir ulema meclisi (El-Havza) tarafından seçilirdi. Bu seçimde, kürsü namzedinin akademik bilgi ve tanınmışlık düzeyi etkin olurdu. 1119 yılında ölen İbn Akil, Bağdat'taki Mansur Camisi’nde önemli bir kürsüye atanarak buradaki hocaların başına getirilmişti. Seçkin ve tanınmış âlimler aynı anda iki kürsüye birden atanarak iki camide birden ders verebilmekteydi.

Bazı kürsüler temsil ettikleri disipline göre adlandırılırdı. Mesela kelam kürsüsü, hadis kürsüsü ve gramer kürsüsü (halakatü’l nahviyyin) gibi kürsüler bulunmaktaydı. Bazı kürsüler ise nesillerdir o kürsüyü elinde bulunduran ailenin adıyla bilinmekteydi, Bermeki Kürsüsü ya da Halakati’l-Bermekiyye gibi. Belirli alanlarda uzmanlaşan kurumlara mevzubahis alanda kürsü verilmesi de vakiydi: Mesela Hargird’deki Nizamiye’de ilahiyat kürsüsü yoktu yalnızca fıkıh kürsüsü vardı.

Halife tarafından önemli bir kürsüye atanan hoca genellikle ömrünün sonuna kadar bu kürsüde kalırdı. Elli yıl kürsüde kaldıktan sonra 1061 yılında seksen yaşlarında ölen Ebu Ali Kettânî örneğinde olduğu gibi bu görev süresi çok uzun sürebilmekteydi.

Hocaların bir camiden başka bir camiye tayin edildiği de olurdu. Mesela 1077 yılında ölen Şerif Ebu Cafer, Bağdat’ın batı yakasındaki Mansur Camisi’nde kürsü sahibiyken doğu yakasındaki Halifelik Sarayı’nın yakınında önemli bir kurumda ders vermeye başlamıştı. 1074 yılında yaşanan sel sebebiyle bu sefer kuzeye tayin edilen Ebu Cafer, Camiti’l-Kasr’da yeni bir kürsüye atanacaktı.

Ölüm sebebiyle bir veya daha fazla kürsü boşaldığında, kürsüye yeni atama yapılırken genellikle kıdem ve liyakat dikkate alınırdı. Bu bölümü okuduğunuza göre, artık kürsü kelimesini duyduğunuzda bu kelimenin nerede ve nasıl geldiğini hatırlayacağınızı tahmin ediyoruz.

1001 İcat Dünyamızda İslâm Mirası

Editör: Salim T S Al-Hassani

Yayın Tarihi: 08 Mart 2021 Pazartesi 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner26