banner17

Hakikate ermek, yola düşmenin amacı

Arayışınızda hakikate erme noktasına kadar sizleri doğru istikamet üzre yönlendirecek bir eser, Dücane Cündioğlu'nun ''Daire’ye Dair'' kitabı... Salih Ağbalık yazdı.

Hakikate ermek, yola düşmenin amacı

Aramak başlangıcın girizgahı; sonucu kestiremeden, bulmak veya kaybetmek telaşına bile düşmeden sadece aramak... Bulanlar, hep arayanlar değil miydi? Peki ya kaybedenler? Ömür 3-5 adım veya 3-5 kelime değil miydi? İlhami Çiçek şöyle diyordu: “Kelimesiz bir yalnızlık mümkün değildir.” Bunu algımıza tercüme ettiğimiz zaman şu anlam ortaya çıkıyor: Kelimesiz, yani ilimsiz ve sanatsız bir dervişlik mümkün değildir. Zira yalnızlık, en azından toplumumuzun algısına baktığımızda dervişlikle özdeştir. Tekrardan başa, en başa dönelim, yani aramaya; uzun ve meşakkatli bir yolculuk olacak bu arayış. Fakat bu yolculuğun dönüşünü hesaplamadan yola çıkmamız, kaybolmamıza sebep olabilir. Aramanın sonucunu değil, tekrar dönüşü ve güzergahımızı belirlemek zorundayız.

İnsan, özü itibariyle balçıktır ve bu balçığın anlamak, araştırmak ve bilmek bileşenleriyle bir araya gelerek oluşturacağı eser en temel amaçtır. Bundan dolayıdır ki durağan bir yaşam insan fıtratıyla uyuşmaz. Çünkü bütün canlıların yoksun olduğu bir donanıma, iradeye sahiptir insan. İradenin bir yaptırımı olmalı bilincinden hareketle; insan, hayatını anlamlı kılmalı ve diğer canlılardan farklı bir yaşam şekli ortaya koymalıdır. Temel eylem aramak olduğuna göre yola koyulalım. Ucu köz haline gelmiş bir çubuğu dairesel olarak çevirdiğimiz zaman, belirli bir güzergahı takiben bir ateş çemberi oluşur. Bu ateş çemberinin başlangıç noktasıyla varış noktası aynıdır. Buradan hareketle aramak kavramının şemasını belirtmiş olalım. İnsan, dairesel olarak özüne yani başlangıç merkezine dönecektir, çünkü geriye dönüş yoktur. O halde geriye dönemeyeceğimiz güzergahı iyi belirlememiz gerekmektedir. İnsan her halükarda yaşamını idame edecek ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir ve zenginimiz de fakirimiz de zaman kavramı içerisinde öze seyahat halindedir. Kimisi fiziksel olarak daha iyi şartlarda, kimisi de daha kötü şartlarda, fakat her halükarda başladığımız yere yani balçığa dönüşüyoruz. Kimimiz kendi yaşam sınırları dışına çıkmadan yolculuğunu tamamlarken, pek azımız da geride insanlık için bir takım izler bırakmaktadır. Çünkü bu izleri takip edecek insanların varlığını düşünerek hareket etmişizdir. Gelin bu izleri takip edelim, bakalım yolumuz nereye çıkacak.

Arayanlar, bulanlar, hiç aramayanlar

Hakikat, tüm çıplaklığıyla gözükendir. Fakat hakikate odaklanmak, onu görebilmek ise insanın kaybolmasıyla paraleldir. Bu kayboluş hakikat eşiğine kadardır ki, o eşikten içeri giren her kişi kendisini farklı bir karakterde görür. Artık hakikatin yaptırımlarıyla her alanda mücadele vermeye başlar en nihayetinde. Bu minvalde, arayışınızda hakikate erme noktasına kadar sizleri doğru istikamet üzre yönlendirecek bir eser önereceğim: “Daire’ye Dair

2007 yılında Etkileşim Yayınları tarafından okur karşısına çıkan Dücane Cündioğlu’nun “Daire’ye Dair” eseri 2010’da ikinci basımı ve 2014 yılında üçüncü baskısıyla Kapı Yayınları tarafından okur karşısına çıktı. Kitabın içeriğini şekillendiren arama kavramı, insan yaşamını, arayanlar, bulanlar ve hiç aramayanlar şeklinde sınıflara ayırıyor. Alt başlıklarda insanın arayışını açıklayan Dücane Cündioğlu, dairesel olarak aramaya dikkat çekiyor ve okuru o dairenin içerisine çekiyor. “Düşünmeyi Deniyorum”, “Sayıklamalar”, “Aşka Ermek”, “Ben’in Dönüşü”, “Tanrı Ve Küre”, “Adalet Dairesi’ne Dair”, “Daire’ye Dair”, “Asıl Matlubum Ne”, “Hiç Hakkında Herşeyi Bilmek”, “Hakikate Ermek”, “Kemâle Ermek”, “Küre İçre Küreler” başlıklarıyla okurun hilkatine hakikat dairesini çiziyor.

Görüşüm gördüklerimi, bakışım baktıklarımı önceliyor

Bakış yani odak, cisimlerin hareketlerinden bağımsız olarak gerçekleştirilen eylem... Bir hareketlilik içerisinde sabit kalmak, başlangıç aşamasından bir arpa boyu yol gidememek, etrafta dönen cisimlerin hızı karşısında baş dönmesi ve en nihayetinde de amaçsız bir sonlanış... Çağdaş insan, akıl almaz iştihalarla ferdi ihtiyaçlarını karşılama yoluna giderken, dirayetini yitirip hayvani içgüdülerle hareket etmeye başladı. Bakış hep aynıydı ve sabit kaldı öylece. Halbuki görüş vardı ve bakış görüşün tecellisindeydi. İnsan, kutlu bir amacın sahibidir özünde; “insan doğar, yaşar ve ölür” yerine, “insan doğar, arar, bulur ve ölür” olmalıdır. Bakış, odaklandığı merkezin hareketiyle birlikte şekillenen ve sürekli hareket eden bir işlev geliştirmelidir ki yaratılış gayesini idrak etsin. “Daire’ye Dair” yani dairesel güzergaha dair, Dücane Cündioğlu’nun arayış metodunun hakikate varmış bir metot olduğunu gördük. Pekâlâ, hakikate varma yolculuğumuzda çıkacak zorluklara karşı nasıl konumlanmalıyız, bir de buna bakalım.

Çağlar boyunca insanlar arası uçurumlar pamuk ipliğiyle bağlı köprüleri sürekli yıkagelmiştir. Toplumsal huzursuzluklar, iktisadi sistemlerdeki bozukluklar, savaşlar, katliamların son bulması için binlerce peygamber, binlerce aydın yeryüzünde mücadele vermiştir. Hakikati haykıran peygamberler ve aydınlar ya işkenceye uğramış, ya öldürülmüş ya da pek azı toplumsal bir dönüşümü sağlayabilmişlerdir. Tarih boyunca bu örneklerin aynılık göstermesinin tek nedeni ise “hakikatin yolunun tek kişilik” olması veya başka bir deyişle “hakikate topluca yürünülemeyeceği”dir. Çünkü hakikat meşakkatli bir yoldur ki sabırla yürüyen pek azdır bu yolda. Kitaptan bir örnek verelim:

Yola çıkılacaksa, başka bir şey için değil; sadece, ama sadece hakikate ermek için yola çıkılmalı. Yola çıkmanın sebebine işaret etmek bakımından böyle bir açıklama ne denli parlak ve etkileyici bir gerekçe görünüyor değil mi: Hakikate ermek için. Gerekçelerin sıhhatini sınamak için soruşturmamıza önce içinden başlayalım:

Her içinin öncesinde bir niçin vardır. Çünkü ‘Niçin?’ sorusu herhangi bir fiilin amacını öğrenmek maksadıyla sorulur:

Niçin (Ne-için)? Yani ne’den dolayı, ne amaçla?

Şunun için. Yani şu şey’den, şu amaçla; yani hakikate ermek amacıyla.

Hakikate ermek, yola düşmenin amacı; bizzat hakikat ise, ermenin amacı.”

Daire’ye Dair”, arama kavramını didikliyor ve bunun nihayetinde hakikate erdiren bir yöntem belirliyor. Doğrusal arayışın kayboluşa götüreceği yani kişinin kendisinden kopmasına sebep olacağına işaret ederken; dairesel arayış ise tekrar başlangıca, merkeze, vardırdığı ve bu varışın kişinin yaratılış amacını gerçekleştireceği tezine dayandığı için kitap okuru dairenin içerisindeki arayışa davet ediyor.

 

Salih Ağbalık yazdı

Güncelleme Tarihi: 22 Şubat 2016, 13:36
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20