Hakikat arayışı ile geçen bir ömür: Gazzali

Gazzali hayatı boyunca Allah’ın rızasını gözeterek işlerini yapmaya çalışmıştır. Fakat buhrandan önce geldiği noktada şunu fark eder; iktisap ettiği ilim ona Allah’a giden kapıları değil yüksek devlet memuriyetlerinin ve sarayların kapısını açmıştır. Abdullah Dursun yazdı.

Hakikat arayışı ile geçen bir ömür: Gazzali

Dünyaya gelen her çocuk bir kamera gibi etrafında olup biten her şeyi kaydeder. Sevinç, üzüntü, stres, heyecan, yalan, korku vb. bütün duygular doluşur bu kameranın içine. Uzun bir süre elindeki bu kayıt sisteminden habersiz olan çocuk, belli yaşa eriştiğinde kaydettiği bu bilgileri artık süzgeçten geçirmeye başlar. Fakat çocukların büyük bir kısmı, bu işlemi yaparken yaşları gereği akıldan ziyade genellikle çevre ve aile ekseninde bu kayıtları eler. Neticede çocuklarda daha çok gördüğüyle yetinen ve yeni fikirlere henüz alışkın olmayan bir durum ortaya çıkmış olur.

Her çocuk gibi aile ve toplum içinde belli bir anlayışın içinde büyüyen Gazzali, daha çocuk denebilecek bir yaşta iken babasının kendisini yönlendirmesi sonucu ilim serüvenine başlar. Fakat bu yolculukta akranlarından farklı olarak her şeyi sorgular Gazzali. Kitaplarda yazan, kendisine anlatılan hiçbir şeyi sorgulamadan kabullenmeye yanaşmaz. Bu sorgulayıcı tavır ilim basamaklarını birer birer tırmanmasını sağlarken diğer yandan ise devlet katında mümtaz bir makama yükseltir onu. Döneminin en seçkin eğitim kurumlarından olan Nizamiye Medreselerinin kapıları da tam olarak bu dönemde açılır kendisine. Verdiği dersler, açtığı yeni ufuklar şöhretine şöhret katarken, Gazzali bambaşka bir serüvenin eşiğindedir aslında.

Buhrana giden yol

Gazzali, bir yandan derslerine devam ederken diğer yandan devletin en üst kademesiyle dirsek temasındadır. Öyle ki, savaşa gidileceği zaman vezir onu kendi çadırında ağırlar ve o zor şartlarda dahi Gazzali’nin fikirlerine başvurur. Bir yandan ilmi olarak zirvede bulunması, diğer yandan devlet yönetiminin kendisine ilgisi Gazzali’nin bazı şeyleri sorgulamasına sebep olur. Peki, bu sorgulama Gazzali’yi nasıl bir yola sokmuştur? Ortaya konan iki görüşten ilki şudur: Farklı farklı ilim kapılarından içeri giren Gazzali, artık öyle bir noktaya gelmiştir ki hakikat olarak gördüğü birçok şeyden şüpheye düşer. Bu da onu on yıl sürecek olan buhran yıllarına sokar. İncelendiği takdirde hiç de yabana atılmayacak cinsten duran bu iddia karşısında şöyle bir görüş konumlanır: Kitaplarından anladığımız kadarıyla[1] Gazzali hayatı boyunca Allah’ın rızasını gözeterek işlerini yapmaya çalışmıştır. Fakat buhrandan önce geldiği noktada şunu fark eder; iktisap ettiği ilim ona Allah’a giden kapıları değil yüksek devlet memuriyetlerinin ve sarayların kapısını açmıştır. Vaziyeti değerlendirdiğinde kesbettiği ilmin “riya” olduğu düşüncesi Gazzali’yi derinden etkilemiş ve bu durum onu dünyadan elini ayağını çekmeye götürmüştür.

Kalbe atılan nur

On yıl süren sancılı hakikat arayışının ardından Gazzali kurtuluş yolunu bulduğuna inanmıştır. Fakat bu artık çalışarak elde edilebilecek bir şey değildir. O, bu kurtuluşun Allah’ın kalbine attığı bir nur sayesinde olduğunu ifade etmektedir. Öyle bir nurdur ki bu, artık kelam, felsefe gibi aklî disiplinlerde öğrendiklerini bu nurun ışığında ele alacaktır. İçerisine girdiği yol artık mânâ âleminin yoludur bir bakıma. Ve imam, bundan sonra dünyalık hiçbir şeye değer vermeme kararı alır. Bir gün Hz. İbrahim’in (as) kabrini ziyaret için gittiği Halilurrahman şehrinde “Artık yazdığım hiçbir kitabı yöneticilere ithaf etmeyeceğim” diyerek dünyalık olandan vazgeçtiğini açıkça ilan eder. Geri kalan ömrünü yine Nizamiye Medresesinde dersler vererek geçirse de bundan böyle asıl gayesi, bir yandan filozofların (kendine göre) hatalarını[2] ortaya koymak, diğer yandan Batıni tehdidiyle mücadele etmektir.

İnsanın hakikat arayışı

Bildiği, gördüğü ve kendisine söylenen her şeyi eleştirel/şüpheci bir yaklaşımla ele alan Gazzali, böylece müthiş bir yöntem ortaya koymuştur. Kendisinden dört asır sonra yaşamış olan Descartes’ın, Gazzali’nin sancısını hissetmişçesine “Gerçeği bilmek istiyorsan bir kez olsun bildiğin her şeyden şüphe et” demesi de bu yöntemin tezahürüdür aslında. Bütün bunlardan sonra insana düşen, kendisine verilen bilgileri akıl yolu ile ele alarak onların doğru veya yanlışlığını kendinin ortaya koymasıdır. Taklit bardağının kırılması ve tahkik kalesinin inşa edilmesi anca bununla mümkündür. Yüce kitabımızda birçok kere geçen düşünün[3], tefekkür edin[4] emirleri de bahsettiğimiz kalenin inşa edilmesine yönelik emirlerdir.

Abdullah Dursun

 

[1] El-Munkızu mine’d-Dalal

[2] Tehafütü’l Felasife

[3] Sad 38/29

[4] Enam 6/126

Yayın Tarihi: 19 Eylül 2019 Perşembe 12:00 Güncelleme Tarihi: 19 Eylül 2019, 10:47
banner25
YORUM EKLE