Haki Renk Üniformalar Ne Zaman Giyilmeye Başlandı?

Selçuklu’da askeri kıyafetler nasıldı? Osmanlı’da değişiklikler ne zaman başladı? Yeşil üniformanın tarihi nedir? Güvenlik güçlerinin kıyafetlerini dönemler üzerinden inceledik.

Haki Renk Üniformalar Ne Zaman Giyilmeye Başlandı?

Türk-İslâm tarihi ile başlattığımız kıyafet ve askeri malzemeler dosyamızda Osmanlı güvenlik güçlerinin kıyafetlerini dönemler üzerinden inceledik. Elbise-i Askeriye Nizamnamesi ile kıyafet değişikliklerini araştırdık ve birçok kaynaktan okumalar yaptık. Dosyamızda, Cumhuriyet dönemi ile birlikte değişen kıyafetleri de sizlere sunmaktayız. “Selçuklu’da askeri kıyafetler nasıldı? Osmanlı’da değişiklikler ne zaman başladı? Yeşil üniformanın tarihi nedir?” gibi merak ettiğimiz soruların cevaplarını dosyamızda bulabilirsiniz.

Başlangıcından Anadolu Selçukluların Sonuna Kadar Türklerde Kıyafet Biçimi - Fikri Salman 

Yazar kitabında, giyim ve kuşamın insanoğlu için önemini vurgulayarak, Anadolu Selçuklu Devletinin son dönemine kadar Türklerde giysi biçimlerini inceler ve her dönemin kendine özgü kıyafet biçimlerini ele alır.

Türk giysi biçimlerini araştıran bu eserde, çeşitli malzemeler üzerinde görülen figüratif süslemelerden yararlanılmıştır. Heykel, duvar, resmi, çini, seramik, madeni eserlerin yanısıra mezarlarda, kurganlarda bulunan giysiler ve kumaş parçalarının da çalışmaya yön verdiği belirtilir. Kitabın giriş bölümünde Türk uygarlıklarına ait giysi türleri hakkında bilgi verilir. Türklerin ilk tarihine kadar uzanan bir araştırma yapılır. Bu dönemlerden; Anav, Kelteminar, Afanesievo, Karasuk ve Mayemir kültürlerine de değinilir. Diğer bölümlerde İskit kültürü ve askeri kıyâfetleri mercek altına alınır. İskitlerde kimi zaman kumaştan yapılmış parçalar kimi zaman da miğferlerin öne çıktığı ifade edilir.

Kitapta Selçuklu dönemi iki başlıkta incelenmektedir: Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları. Giysi motiflerinde genellikle minyatürler kullanılmaktadır. Türk giysileri; sosyal, gündelik ve askeri hayatta olmak üzere örnekleri ile verilmektedir.

Büyük Selçuklular, Türk-İslâm devletlerinin en önemli devletidir. Çin’den, Batı Avrupa dâhil bütün Ortadoğu ülkeleri, Akdeniz sahilleri, Kuzeybatı Afrika, Hicaz ve Yemen’den Rusya içlerine kadar yayılan hâkimiyetin, muazzam bir kültür ve medeniyetin temsilcisidir.” Yazar, Büyük Selçuklu Devleti’nin günümüze miras olarak bıraktığı pek çok eser ve belgenin bu çalışma için hareket noktası olduğunu söyler. O dönemlerde kıyafetlerin dayanma süresinin çok kısıtlı olduğuna dikkat çekilerek, Selçukluların kıyafetlerinin günümüze ulaşamamasının sebebi açıklanır.

Selçuklu giyim geleneğinde hem İslâm geleneğinin hem de Türk kültürünün çizgileri bulunur. “Hükümdarlar ve büyük devlet erkânı, genellikle ipek kumaştan yapılmış elbiseler giyiyorlardı. Erkekler genelde başlarına börk giyerlerdi. Daha sonra vücutlarına kaftanlar, çeşitli hırkalar, ceketler ve gömlekler giyerlerdi. Bacaklarına şalvar veya pantolon, ayaklarına çizme ya da ayakkabı giymekteydiler. Börk ve fistanı ayrı tutacak olursak erkek ve kadın elbiselerinin birbirine çok benzediğini söyleyebiliriz.”

Tasvirlere Göre Anadolu Selçuklu Kıyafetleri - Özden Süslü

Yazar, kitabında Anadolu Selçuklularda av ve savaşın önemini vurgular, avcılığın Türkler için bir gelenek olduğunu da belirtir. Büyük Selçuklu sultanlarının avlanmaya çok meraklı olduğunu belirten yazar, süvari giyimi içinde olan figürün kemerindeki kılıç ve sarkancıların Orta Asya geleneklerini devam ettirdiğini vurgulayarak, şahinli avcı figürü seramik üzerinde durur. “Süvari askeri giysiler içindedir, sağ eliyle dizginleri tutar. Süvarinin sol elinde bir kama vardır ve cepheden görülür.” Okların kayın ve gürgen ağaçlarından yapıldığı; kuğu, kartal ve benekli güvercin tüyleri gibi çeşitli malzemelerin bunların üzerinde kullanıldığı belirtilir.

Okun ucuna hedefi delmesi için temren geçirilirdi. Bu temrenler demir veya kemikten yapılırdı. Demir ok uçları üç dilimli ve üç köşelidir. Yayların yapılışı da eski devirlerden beri aynıdır. Yayı kurma ve çekmede kirişin önemi büyüktür. Yay girişi için en iyi madde boyanmış ham ipektir.” Yazar Selçuklularda zırh, kalkan ve tolganın savunma kıyafetleri olduğunu belirtir. Türk zırhlarının maden veya deriden yapılmış küçük levhaların dik şekilde yerleştirilmesinden oluştuğunu ifade eder. “Alplerin savaşlarda başlarını korumak için giydiği demir başlığa tolga-miğfer denir. Miğferlerin tepeleri genellikle sivri, bazen de tek veya çift boynuz gibidir. Savaş zamanlarında tolga ve zırh giyimli figürlerin yanında taylasanlı kavuklu figürler ve bellerinde uçları püsküllü, sarkaçlı kemerler de bulunur.”

Geçmiş Yüzyıllarda Kıyafet Resimlerimiz - A. Süheyl Ünver 

Eserde, Osmanlı dönemindeki sosyal yaşam, saray yaşamı ve askeri üniformalar resimler ile okurlara sunulmaktadır.

Osmanlı Kostümleri - Octavien Dalvimart

Eserde, Osmanlı Devleti’nde yaşayan milletlerin, sosyal ve gündelik yaşam kıyafetleri ile saray yaşamı, devlet erkânının kıyafetlerinin resimleri, Osmanlı’daki güvenlik güçlerinin görevleri ve kıyafetleri de okurlara resimleri ile sunulmaktadır.

I. Dünya Savaşı’nda Türk Askeri Kıyafetleri - Tunca Örses - Necmettin Özçelik

Bu eserde Osmanlı döneminde değişen askeri üniformalar mercek altına alınmaktadır. Okurlara üniformaların tanımları ve görevleri anlatılır, dönemsel değişiklerden bahsedilir. Kitapta ‘Osmanlı Kara Kuvvetleri Kıyafetleri 1914-1918’ başlığında; Osmanlı Ordusu’nda 19. yüzyılın ortalarından itibaren aba kumaştan dikilen, başa kırmızı fes takılarak kullanılan renkli üniformaların giyildiği belirtilmektedir. Meşrutiyetin ilanından sonra Harbiye Nezareti bünyesinde kurulan ‘Kıyafet Komisyonu’ tarafından Osmanlı tarihinde ilk kez bir Askeriye Nizamnamesi hazırlanmıştır. Elbise-i Askeriye Nizamnamesi ile Kara Kuvvetleri için tasarlanan yeni üniformaların belirlendiği, yeni kıyafet uygulamasının Genelkurmay Başkanlığı’nda incelenip onaylandığı, padişahın buyruğu ile de 18 Haziran 1909 yılında yürürlüğe girdiği belirtilir.

Yeni kıyafet uygulamasındaki en önemli değişimin renklerde olduğunu belirten yazarlar, subay ve erlerin artık haki renkli üniforma giymeye başladıklarını ifade ederler: “Subayların kıyafetleri şayak kumaştan, erlerinki ise aba kumaştan dikiliyordu. Subay kıyafetleri, setre ya da günlük ceket, düz ve külot pantolon olup çizme ya da kundura ile tamamlanmaktadır.”

Kitapta savaşçı sınıflarında; general, üstsubay ve subay ceketlerinin altı adet sarı düğme ile kapatıldığı belirtilerek, yardımcı sınıf personeli olan subaylarda düğme sayısının aynı olduğu fakat renklerinin beyaz olduğu dile getirilir. Er ceketlerinde beş adet bakır düğme bulunduğuna ve tüm ceketlerde son düğmenin göbek hizasına denk geldiğine dikkat çekilir. Ayrıca kılıçlara da atıf yapılır: “Kılıç bir onur simgesiydi. Başta generaller olmak üzere tüm subaylar ve üst dereceli askeri memurlar kılıç kuşanıyorlardı. Boyları 80-85 cm. olan kılıçlar, sınıflara göre farklı biçimlerde tasarlanmışlardı. Süvari ve topçu sınıflarının kılıçları daha uzun olarak imal ediliyordu.”

Kitapta, ‘Elbise-i Askeriye Nizamnamesi İstanbul 1325 (1909)’ başlığında kıyafet değişikliklerini içeren maddelere yer verilmektedir:

“Madde 1: Sınıf-ı harbiyeye mensup ümera ve zabitan setre ile giyecekleri haki rengindeki uzun pantolon yerine erkân misillü benzer koyu laciverd uzun pantolon giyeceklerdir.

Madde 2: Bilumum erkân, ümera ve zabitan-ı sıhhiyenin setre ile giyecekleri uzun pantolonları setre renginde nefti olacaktır.”

23 Şubat 1913’te çıkartılan ek ile 1909 nizamnamesinde bazı değişiklikler yapıldığına dikkat çekilen kitapta; general, üstsubay, subay ve askeri memurların, getirilen kural doğrultusunda artık haki üniforma giyecekleri belirtilmektedir. Cuma selamlıkları içinse haki ceket üzerine sırma kemer, büyük üniforma gerektiren törenlerde de büyük apoletlerin takıldığı dile getirilir.

On Üç Asırlık Türk Kıyafeti Tarihine Bakış - Nurettin Sevin 

Kitapta Türk kıyafetleri, devletler ve kültür yapısı açısından mercek altına alınmaktadır. Osmanlı Devleti’nin güvenlik güçlerinin kıyafetleri dönem dönem incelenmektedir. 1335’ten sonra teşkil edilen Yeniçeri ordusu ile üniformanın başladığını belirten yazar, Yeniçeri teşkilatının başlıca vazifelerinin bugünkü mülki idareye bağlı polis veya jandarmanın görevlerine benzediğine dikkat çekilir.

Osmanlı’da imparatorluk dönemindeki güvenlik güçlerinin kıyafetleri hakkında şöyle denilmektedir: “Şimdiki teğmenlerin vazifesini gören Yeniçeri Bölükbaşısı veya Odabaşısı rütbesinde olduğu anlaşılan bu subay, Hünername’de Belgrat muhasarasında tüfekendazların başında görülmektedir. Yeniçeri subaylarının giydiği bu börke üsküf ve şükufe denirdi. Ağız tarafı dört parmak kadar sırma işlemeli olurdu.”

Sultan III. Selim’in 1792 yılında kurduğu Nizam-ı Cedid, Levent çiftliğinde 1602 nefer kuvvetinde 12 bölükten oluşmaktaydı. “Nizam-ı Cedid’in ilk kurulduğu dönemde kırmızı renk giyilirdi, İkinci ortada ise mavi renk giyildiği görülür.”

III. Selim’in Yeniçeri kıyafetleri anlatılırken ise “Bu kıyafete göre başlarında Bostancıların börkü gibi yatırmalı kırmızı börk, sırtlarına önü sık sarı düğmeli gömleğimsi kısa bir ceket, bacaklarına sıkma denilen, yukarıdan dizlere kadar bol, silahların süngülü tüfekle bu kılıçtan ibaretti.” denilmektedir.

“Selçukludan Günümüze Güvenlik Kıyafetleri”, Kitabın Ortası dergisi, Nisan 2018, sayı 13.

Yayın Tarihi: 09 Nisan 2018 Pazartesi 17:57 Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2018, 11:40
banner25
YORUM EKLE

banner26