Haftanın kelimesi: Bâb (باب)

Osmanlı döneminde kullanılan bâb (kapı) kelimesiyle ilgili kavram ve isimler nelerdir?

Haftanın kelimesi: Bâb (باب)

Gerektiği seviyede olmasa da son yıllarda ülkemizde Osmanlı tarihine yönelik merak canlandı. Buna paralel olarak da hem bu alanda yapılan çalışmaların ve kitapların sayısında bir artış oldu hem de bunların talipleri çoğaldı. Osmanlı tarihinin sağlıklı bir şekilde araştırılması ve öğrenilmesi biraz da o dönemde kullanılan kavramların doğru anlaşılmasından geçiyor. Dolayısıyla da bir tarih sözlüğünün elimizin altında bulunması kaçınılmaz hale geliyor.

Prof. Dr. Fehmi Yılmaz’ın hazırladığı ve Gökkubbe Yayınlarından çıkan Osmanlı Tarih Sözlüğü bunun için kıymetli bir kaynak. Sözlükteki her kavram Osmanlı dönemindeki siyasi, sosyal, ekonomik, sosyal ve hukuki bir uygulamaya denk geliyor.

Hem atalarımızın kullandığı kelimelere aşinalık kazanarak geçmişle bağlarımızı güçlendirmek hem de kelime hazinemizi geliştirmek amacıyla Osmanlı Tarih Sözlüğü’nden her hafta bir kelimeyi seçerek ondan türetilmiş kavramları sizinle paylaşmayı istedik. Bu haftaki kelimemiz, bir başlangıç ve giriş olması amacıyla, bâb, yani kapı.

Bâb: Etrafı kapalı (çevrili) bir mekân veya alana geçişi sağlayan açıklığı ifade eden kapıya Arapçada bâb, yani kapı denir. Kapı anlamının yanında bab kelimesi kısım; fasıl, bölüm, parça, kitap; mevzu; hususi madde; sığınılacak yer; iş; şekil; tövbe anlamlarında da kullanılır.

Mehmet İpşirli Hocanın TVD İslam Ansiklopedisi’nde verdiği bilgiye göre Osmanlılar’da ve genel olarak Türkler’de üç dilde kapı, bab ve der kelimeleri “padişah ve sadrazam sarayı, devlet ve hükümet dairesi” mânasında kullanılmıştır. Bu anlamlarıyla Osmanlı öncesi Türk ve İslâm devletlerinde de kullanıldığı görülmektedir.

Bâb: 1. Kapı, giriş. 2. Bölüm, kısım. 3. 1/10 aşla eşit, 3,99 metre uzunluk ölçüsü birimi. Çubuk da denirdi.

Bâb-ı adâlet: Adalet kapısı, adaletin dağıtıldığı yer.

Bâb-ı ağa: Ağa kapısı.

Bâb-ı âlî: Sadrazamların divan-ı hümayundan bağımsız bir yönetim merkezine kavuşmaları üzerine 18. yüzyılın sonlarından itibaren sadrazamlık dairesine veya paşa kapısına verilen ad. 19. yüzyıldan itibaren hükümet idaresinin merkezi ve hükümetin resmi adı olarak kullanılmıştır.

Bâb-ı âlî hocası: Bab-ı âli’de memur ve bürokrat adaylarına başta Arapça ve Farsça olmak üzere çeşitli alanlarda ders veren hocalar. Bab-ı defterîde de aynı adla görevlendirilmiş hocalar vardı.

Bâb-ı âsafî: Sadrazamlık dairesi veya paşa kapısı.

Bâb-ı askerî: Seraskerlik makamı veya serasker kapısı.

Bâb-ı defterdârî: (bak. Bâb-ı defterî).

Bâb-ı defterî: Defterdar kapısı veya defterdarlık dairesi. 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı merkez maliye teşkilatına verilen ad. Bab-ı defterdarî de denirdi. Amiri başdefterdar veya şıkk-ı evvel defterdarıdır. Kendisinden sonra Anadolu defterdarı gelir ve Anadolu’ya ait malî işlerleri yürütürdü. Sonra sırasıyla şıkkı sanî defterdarı, Anadolu yalılarıyla Rumeli ve İstanbul’a ait işlere, şıkk-ı salis defterdarı ise, Tuna sahilleri bölgesine ait işlere bakarlardı. Bab-ı defterîde devletin gelir ve giderlerinin hesaplarını tutan ruznamçe, başmuhasebe, mukabele, mevkufat, evkaf, mukataa, haremeyn, kale, tarihçilik, ebniye, tezkire, anbar, zecriye, cizye, beytü’l-mal, gibi birçok “kalem” olarak adlandırılan bürolar vardı.

Bâb-ı fetvâ: Şeyhülislamların dairesi. Şeyhülislam kapısı. Bab-ı meşihat da denir. Şeyhülislamlar kendi konaklarında işlerini yürütürlerdi. Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra yeniçeri ağasının oturduğu ağa kapısı, şeyhülislamlara tahsis edilmiş ve bab-ı fetva adı verilmiştir. Bab-ı fetva-i penahî de denirdi. (bak. Şeyhü’l-islâm kapısı).

Bâb-ı fetvâ-penâhî: (bak. Bâb-ı fetvâ).

Bâb-ı hükûmet: (bak. Hükûmet konağı).

Bâb-ı hümâyûn hazînesi: Saray mensuplarından ölenlerin mallarının muhafaza edildiği hazine. Taşra saray hazinesi de denirdi. Hazinedarbaşının kontrolünde idi. (bak. İfrâz hazînesi).

Bâb-ı ictihâd: İctihad kapısı.

Bâb-ı meşîhat: (bak. Şeyhü’l-islâm kapısı, Bâb-ı fetvâ).

Bâb-ı seraskerî: Harbiye Nezareti dairesi. Serasker kapısı da denirdi.

Bâb harcı: Mahkemelerde ve maliye kalemlerinde memurların aldıkları harç türlerinden biri.

Bâb mahkemesi: İstanbul, Kahire, Şam gibi büyük şehir kadılarının yardımcısı olan naiblerin başkanlık yaptığı, günümüzde noter ve sulh mahkemeleri seviyesindeki mahkeme.

Mehmet İpşirli Hocanın TDV İslam Ansiklopedisi’nde verdiği bilgilere göre Kahire, Şam, Bağdat, Selânik gibi büyük şehirlerin hepsinde Bab Mahkemesi bulunmakla birlikte bunların içerisinde en önemlisi ve tanınmış olanı İstanbul Bab Mahkemesi idi. Bu mahkemede bab nâibi, İstanbul kadısının işlerinin çokluğu sebebiyle ona vekâleten yardım eder, dava dinler, karar verirdi. İstanbul’da çok önemli konulardan biri olan narh tesbit edildikten sonra İstanbul kadısı, Bab Mahkemesi nâibi, çardak* nâibi ve diğer görevlilerin mühürleriyle sûretler hazırlanarak İstanbul’daki diğer kadılıklara bildirilirdi.

Bâb nâibi: Bab mahkemesi başkanı.

Bâbü’s-sa’âde: Topkapı Sarayı’nın birun ve enderun bölümlerini birbirinden ayıran ve hareme açılan üçüncü kapısı. Ak ağalar kapısı olarak da bilinir.

Bâbü’s-sa’âde ağası: Babü’s-saadeyi koruyan ve beyaz hadımlar olarak da bilinen ak ağaların amiri. Enderunun en yüksek görevlilerinden biri olup padişahlara saray dışında eşlik ederlerdi.

Bâbü’s-selâm: Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusuna geçişi sağlayan ve orta kapı da denilen sarayın asıl giriş kapısı.

Haftanın deyimi

Allah kerim yeri: Kahvelerde fakir ve düşkünlerin ücretsiz oturup yattıkları yer.

Fehmi Yılmaz, Osmanlı Tarih Sözlüğü, Gökkubbe Yayınları.

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 11:38
YORUM EKLE

banner19

banner13