banner17

Hafızamızı kayıt altına almak isteyenlere eğitim

Bilim ve Sanat Vakfı, 2003 yılından itibaren devam ettirdiği sözlü tarih çalışmalarına bir yeni proje daha ekliyor: Sözlü Tarih Araştırmaları Veritabanı ve İstanbul'un Mekansal ve Kültürel Çeşitliliğine Yönelik Uygulama Örnekleri. M. Murtaza Özeren yazdı.

Hafızamızı kayıt altına almak isteyenlere eğitim

Sözlü tarih, belgelerin dışında kalan, yazılmayan/yazılamayan olayları kayda geçirmek adına özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra bilimsel olarak ele alınan bir tarih yazma biçimi. Bu çalışmalarda bireyleri genellemelerle harcamak yerine, bireylere büyük resmin nasıl yansıdığını,bireylerin büyük resmin nasıl öznesi haline geldiklerini görmek mümkün oluyor. Sözlü tarih çalışmaları nihayetinde sohbetler vasıtasıyla tarih yazılıyor ve böylece bir tanıklık, belge soğukluğundan uzak bir şekilde kayda geçmiş oluyor.

Belgesiz bilginin tahlil edilemez, incelenemez, hatta yanlış ve güvenilemez olduğu yönündeki algıyı kıran bir çalışma biçimi bu. Kültürümüzdeki rivayet kültürünün devamı sayılabilecek nitelikte… Bu sebeple özellikle bazı toplum kesimlerinin, bazı mevki sakinlerinin, bazı meslek gruplarının, ailelerin tarih tanıklığına başvurmak, yazılmamış olanı dinlemek, ayrıntılarla resmi olanın dışına çıkmak büyük önem arz ediyor.

Olaya ve mekana bigane kalmamak

Bu bahsettiklerimin hepsi çalışmaların neden yapılmasına dair bazı dikkatler sadece. Türkiye’de alttan akan bir nehir gibi bu çalışmalar sessiz sedasız yürütülmekte (meyvesi birkaç yayından ibaret). Bu çalışmaların en klasik örnekleri hâlâ piyasada bulunan nehir söyleşiler. Fakat maalesef bu söyleşilerin özneleri hep bilindik şahsiyetler ve belirli bir olay ve mekan etrafında değil de, o kişilerin hayatları etrafında dönen söyleşiler gerçekleştiriliyor.

Aslında olması gereken, bu şahsiyetlerle yapılan çalışmaların yanında belirli olaylar ve özellikle mekanlar merkezinde de çalışmalar yapılması. Mekan vurgusu yapmamın sebebi şu ki hızla yeknesaklaşan şehirlerimizin hafızası artık mahallelerimizde yaşayan birkaç dede veya ağır abilerce biliniyor.

Mekana bigane kalmamanın en güzel örneğine şu ana dek Bilim ve Sanat Vakfı'nın (BİSAV) yaptığı bir çalışma ile rastladım. Vefa semtine gösterdiği vefa neticesinde BİSAV semtin mekan ve mahallelerinin fotoğraflarını derlemenin yanı sıra bir de sempozyum düzenlemiş 2006 yılında.

Sözlü tarih çalışması yapmak isteyenlere yönelik bir eğitim programı

Mevzumuza gelirsek, BİSAV, bu sefer daha geniş imkanlara sahip bir şekilde, arkasında İstanbul Kalkınma Ajansı ve Şehir Üniversitesi olduğu halde yeni bir proje başlatıyor: "Sözlü Tarih Araştırmaları Veritabanı ve İstanbul'un Mekansal ve Kültürel Çeşitliliğine Yönelik Uygulama Örnekleri". Daha evvelinde vakıf bünyesinde düzenlediği seminerler ve atölyelerden biraz daha öteye geçiliyor bu proje ile. “Söz uçmadan hafızamızı kayıt altına alıyoruz” diyerek yola çıkılan bu projeyle BİSAV, akademisyen ve araştırmacıların rahatlıkla faydalanabileceği bir sözlü tarih veri tabanı oluşturmak niyetinde. Umarım böyle bir hafıza arşivi kısa zamanda oluşturulabilir.

Sözlü tarih çalışması yapmak isteyenler için önceden bir kitapçık da hazırlayan vakıf, şimdi bu proje kapsamında bir eğitim programı düzenlenmiş. 10 Aralık Perşembe’den itibaren her hafta düzenlenecek olan seminer/derslerle sözlü tarihin ne'liği, nasıl yapılacağı, ne şekilde değerlendirileceği gibi hususlar hakkında bilgi verilecek. Daha geniş ayrıntıya projenin sitesinden ulaşılabilir: http://www.sozlutarih.org.tr

Peygamber’in “İlim müminin yitik malıdır” hadisi ile Yunus’un “ilim ilim bilmektir/ ilim kendin bilmektir/ sen kendini bilmezsin/ bu nice okumaktır” kıtasını, hafızalarda bulunan tarih bağlamında düşündüğümüzde hoş ufuklara yelken açarız diye düşünmekteyim.

 

M. Murtaza Özeren yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Aralık 2015, 16:55
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20