banner17

Güvercinleri Köpeklere Kurban Edemeyiz

''Rüyalarını kaybetmiş, renklerini yitirmiş bir çaresizliğin medeniyet olarak sunulması tam bir medeniyetsizliktir. Damarlarına sentetik rüyaları dolduran bir dünya, asla kurtuluşun ümidi rolüne soyunamaz. Estetik kaygılarını kaybeden hayallerini kaybeder, hayallerini kaybeden neslini kaybeder.'' Bahadır Yenişehirlioğlu yazdı.

Güvercinleri Köpeklere Kurban Edemeyiz

Küresel sömürü medeniyeti, söylemleri ile uygulamaları çelişen, gizli faşizmin egemen olduğu sahte bir medeniyet. Ruhunu kaybetmiş, vahşi çığlıklar atan bir medeniyet. Bu sahte medeniyetin önünde duracak tek ve gerçek güç, kadim kültürlerin bozulmamış, iğdiş edilmemiş pür ve sahici halidir. Vahşi ruhu faş olmuş cinnet içindeki tek dişi kalmış medeniyet, bu yüzden daha çok saldırıyor.

Rahmet medeniyetinin, küresel sömürü medeniyeti karşısındaki üstünlüğünü ortaya koyabilmesi, ancak asli kodlarını yeniden keşfetmesine bağlıdır. Dua yüklü mabetlerimizin şadırvanlarından akan sudan gagalarını dolduran güvercinlerin çağ yangınına havalanma zamanıdır. Süfli küresel sömürü medeniyetinin iğdiş ettiği zihinlere mıhladığı gotik canavarları bir an önce söküp atma zamanıdır.

Kulaklarımızda yankılanan cehennemin zincirlerinin şangırtısını hamasi, ayrıştırıcı, vahşi reflekslerden bir an önce uzaklaşarak durdurabiliriz. Rahmet medeniyetinin, küresel sömürü medeniyetinin sinsi şifrelerini ortaya çıkartabilmesi ve karşısında dimdik durabilmesi; rahmet medeniyetinin temsilciliğine soyunmuş bulunanların kendi kusurlarıyla yüzleşmesi, hatalarını görmesi ve medeniyetini var eden tüm unsurlarla barışması ve bu barışı bir an önce sonuçlandırmasına bağlıdır. Birlik ve beraberlik içinde mücadele etmenin merkezinde bu var.

Sanatı, edebiyatı, şiiri, estetik değerleri tekrar hayatımıza adapte etme mecburiyetindeyiz. Sahte sanatın üretilmiş ilahlarına, sahte kahramanlarına, ruhsuz ve içeriksiz figürlerine ihtiyacımız yoktur. Zamana tanıklık yapmayanların zamanları azalır.

Bir çaresizliğin medeniyet olarak sunulması

“Yalnızlık” kelimesi çağ hastalığının adı oldu uzun zamandır. Kimsesizlik değil, yalnızlık. Kimsesiz hissettirir küresel şeytanlar zamane insanlara kendini. Birilerinin özlemini çekmek için zorlar, yakar ve yıpratır. Başkalarının yokluğunu hissetmek midir kimsesizlik? Kimsesizlik ne sevimsiz ne katlanılmaz bir durum.

Peki, yalnızlık nedir? Yalnızlığı kendini kavramak olarak tanımlar kimi düşünürler, başkalarına ihtiyaç duymama hali. Başkalarına ihtiyaç duymaz mı peki insan? Duymamalı mı? Sevgisine, şefkatine, muhabbetine, sohbetine, kokusuna da mı?

Yalnızlık güzeldir derler. Ne koca yalan, ne bedbaht bir tespit. Bilmezler mi ki yalnızlık bir tek O’na yakışır. Bir tek Allah’a mahsustur. Önce yalnız bırakacak, bunu sevdirecek ve zamanla kimsesiz hale getirecek ki önce eğilsin, sonra dizlerinin üzerine çöksün insan.

Ardından ona kendini yalnız hissetmemen için bunları yapacaksın, bunlarla olacaksın, bunları okuyacaksın, buralara gideceksin, böyle düşüneceksin ve böyle bileceksin diyerek ve acı ile geçecek zihninin ırzına küresel zangoçlar.

Rüyalarını kaybetmiş, renklerini yitirmiş bir çaresizliğin medeniyet olarak sunulması tam bir medeniyetsizliktir. Damarlarına sentetik rüyaları dolduran bir dünya, asla kurtuluşun ümidi rolüne soyunamaz. Estetik kaygılarını kaybeden hayallerini kaybeder, hayallerini kaybeden neslini kaybeder.

Sahte medeniyetin salyalı köpek dişleriyle sanat ve edebiyat adına yok ettiği bütün insani değerleri, kadim kelam ve sanatla tekrar geri alma zamanımız çoktan gelmiştir. Ortadoğu’da vebalı ağzın dişlemediği hiçbir değer, pençeleri geçirilmemiş hiçbir canlı kalmamıştır. Şu an, hemen şimdi sınırlarımızın ötesine bakmak yeterli olacaktır bunu anlamak için.

Dünyamıza yön vermesi gereken medeni ilkelerin uygulanması için göstereceğimiz gayretin itici gücü, rahmet medeniyetinin ta kendisidir. Kadim ahlaktan, hak ve adaletten yoksun olan hiçbir sistem, insanlığa huzur getirmez.

Sana aslında bir film izletiyorlar

Ne çok kimlik, ne çok surat takınmamızı istiyorlar baksanıza. Onlar istedi diye mi? Doğrusu bu mu? Yoksa güçlü bir reddiye mi özgürlüğün yolunu açacak olan? Kimliksizlikten silkinerek tekrar bağlan, tekrar eksikliğini tamamla, kodlarına geri dön, yutturulmak istenen hapı yutma, koluna takılı serumu çıkarıp at ve şuurunu aydınlat.

Bedenleri doyurulmuş hormonlu ve katkılı semirilmenin zamanlarında aç biilaç bırakılmış ruhların hoyratlığında açlığını bile hissetmiyor insan. Hissetmeli oysa insan ve unutmamalı sen insansın ve en şerefli varlık olarak yaratıldın, o zaman ahdine geri dön. Düşün, hayal et, sözel saraylar yarat. Bunu kadim kelama sarılarak yapabilirsin. Hakikati unutturuyorlar her an, her saniye bunu anca okuyarak sonlandırabilirsin. Tutunursan ipine ve sağlam durursan hepsi beyhude bir saldırıya dönüşecek unutma. Ama okumuyorsan Kâinat kitabını, karanlık fırtınada sana kim ışık yakarsa oraya savrulur, aydınlanıyorum derken kaybolursun. Şimdi yakala kendini suçüstü ve gör ve bak.

Perdeleri arala, bak arkasında bir makine, sana aslında bir film izletiyorlar. Bak resimler bedeninde yansıyor şimdi. Gördün mü? Tersinden bakıyorsun da ondan. Haydi eğil ve taş al yerden ve fırlat makineyi çalıştırana. Cam kırılacak ve makara boşa saracak. Bunu yapabilirsin. Bütün dünya bir düş. Onlar bunu senden iyi biliyorlar. Oysa senin kadim kültüründe bu var. Peki, neden düşüyorsun tuzaklarına?

Sana yoldan sakın sapma diye bağırıyorsa oyun kurucular, alabildiğince onların döşediği yoldan ayrıl ve koş dağlara doğru. Eğer bu yoldan sapmak anlamına geliyorsa sap. Çünkü hata yapmaktan bu kadar korktuğun sürece gelişmene imkân yok. Hataların gibi görülen şeyler aslında gerçeğin uyanışının izleridir. Damarına batırılmış iğneyi çıkar, bu hata değil. Sana yüklemeye çalıştıkları afyonu reddet, bu hata değil.

Kendi ihtirasları uğruna ülkeler arasında sınırlar çizen, çizilmiş sınırları değiştirmeye kalkan, harpler ve ihtilaller tertip etmekten çekinmeyen zihniyetlerden, mazlumların gözyaşını ve akan kanı görmelerini beklemek, kudurmuş köpeğin dişlerinin arasına güvercinin kafasını uzatmasından başka bir şey değildir. Canavarlar üreten Batı medeniyetinin, bu canavarları kontrol ve yok etmeye çalışmasını beklemek, kanlı pençelerden okşanma beklemekten farksızdır.

İslâm coğrafyası hiçbir zaman bu denli kapsamlı, sinsi ve stratejik bir saldırı ve tehlike altında olmamıştı. Bu yüzden acilen düşünme ve eyleme geçme zamanımız gelmiştir.

Güvercinleri, köpeklere kurban edemeyiz.

“Hedefini Kaybetmiş Bir Çaresizliğin Medeniyet Olarak Sunulması”, Makas dergisi, Nisan-Mayıs 2018, sayı 1.

 

Bahadır Yenişehirlioğlu

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2018, 17:01
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20