Gurbette yaşayanlar için arife

Bayramın anlamı tüm Müslümanlar için çok büyüktür. Bunu hep söylerdik ama galiba ilk defa bu sene gerçekten fark ettim, çünkü ilk defa tüm memlekette ve hatta İslam âleminde bayramın coşkusu maalesef hissedilemedi. Taha Büyükabacı yazdı.

Gurbette yaşayanlar için arife

30 Ramazan 1441

Bayramın anlamı tüm Müslümanlar için çok büyüktür. Bunu hep söylerdik ama galiba ilk defa bu sene gerçekten fark ettim, çünkü ilk defa tüm memlekette ve hatta İslam âleminde bayramın coşkusu maalesef hissedilemedi. Doğduğu memleketinden uzakta yaşayıp bayram vesilesiyle memleketine dönenler için bayramın anlamı çok daha büyüktür. Onlar bayrama kendi özlem, hasret ve sevgilerini atfederler. Onlar bayram için çok daha fazla emek verirler, yaşadığı yerde bayramı geçirenler gibi değillerdir. İstanbul’daki gurbetçiler, ailesine, akrabasına ve eski dostlarına ulaşmak için 500-600 km yol için 8 saati göze alır. (Bu mesafe ve saat bizim örneğimiz olan İstanbul-Afyon arası için geçerlidir. Bazı gurbetçiler için bu mesafe ve saat aralığı çok daha fazla olabilmektedir.) Bayramı tatil gözüyle değil hasret ve sıla gözüyle görürler. Onlar için Ramazan bayramları arifeden veya ondan bir önceki günden başlar. Yine onlar için arifenin yeri çok başkadır. Bugün ben burada bir gurbetçinin memleketindeki Ramazan Bayramı arifesini anlatmak istiyorum.

Gurbetçiler kimi zaman arifenin gecesinde kimi zaman arife sabahı erken saatlerde yola çıkarlar. Hasret ve özlem açısından önemli olan bu olay haliyle birçok insanı yollara düşürür. İstanbul’dan çıkabilmeyi başaranlar İstanbul’un kalabalık otobanlarından Anadolu’nun şehir, kasaba ve köylerine dağılmaya başlarlar. Memleketlerine geldiğinde onları dört gözle bekleyen anne, baba veya torunlar için babaanne, anneanne, dede vardır. Onlar yolcuları adeta seferden dönen askeri bekleyen bir anne baba sabırsızlığıyla beklerler. Muhtemelen çocukları ve torunları için önceden özel börekler, pişiler veya hoşaflar yapılmıştır. Hala, teyze, amca ve dayı işlerini yaparlarken annesinden babasından yolcuların vardığı haberini bekliyorlardır. Saatlere bakıp bu saatte çıksalar ne zaman gelirler diye hesaplamalara durmuşlardır. Yani yolcular İstanbul’un yüzleri seçilemeyen kalabalığından ayrılıp kendi memleketlerine dönünce orada epey önemli gözükürler.

Bu duyguları yalnızca gurbette yaşamış olanlar anlayabilir sanırım. Anneyle, babayla veya dedeyle, nineyle hasret giderilip, yeni yaşanan olaylar aktarıldıktan ve onlardan bugün şu kadar dakika az oruç tutulacağı hesap edildikten sonra sıra abla, kardeş, amca, hala, dayıyı ziyarete gelir. Her biriyle karşılaşıldığında aynı özlem ve sevgi yoğunluğuna maruz kalınır ve bayramın ne demek olduğu o kavuşmalarda anlaşılır. Amca, dayı veya muhtemelen bunlardan daha da önemli olan ‘enişte’ dükkânlarında yani işyerlerinde ziyaret edilir. Bizim kendi memleketimizdeki tatbikin diğer yerlerde uygulanıp uygulanmadığını bilmiyorum fakat Afyon halkı arasında eniştenin önemi büyüktür. Şöyle bir deyiş vardır: ‘iki şeye karşı gelinmez, devlete ve enişteye’. Bu deyiş, eniştenin saygınlığını azami ölçüde gösteriyor sanırım.

Gurbetçiler için çarşının anlamı büyüktür

Şehrin veya kasabanın çarşısına girmek gurbetçiler için en önemli anlardandır. Çarşıdaki eski dükkanlarının yerini, mesela alışveriş yaptıkları Rahmetli Saffet ustanın dükkanını veya muhabbetli arkadaşlarının dükkanlarını sıralarlar veya hayal meyal görüntülerle çarşıyı bir başka idrak ederler. Eskiye dair anıları inanılmaz yoğunlukta hatta belki de bir halüsinasyon yoğunluğunda yaşayabilirler. Mesela, çarşının camisine bakıp, elifbayı söktüğü günleri hatırlayıp, namazın 6’sı içinde 6’sı dışından farzlarını saymaya koyulabilirler. Camide kafasına tespih atan komşunun çocuğuyla boğuşmalarını veya caminin avlusunda mermer üzerinde futbol müsabakalarını da hatırlayabilirler. Dedik ya çarşının anlamı çok büyüktür. Çünkü muhtemelen ilk çıraklığını orada yapmış, ilk parasını orada kazanmış, kazandığı ilk parayı yine orada harcamış ve hayatındaki ilk somut başarıyı orada yaşamıştır. Başarı derken kendi dükkanını açmasından bahsetmiyorum, -ki bu küçük yerlerde büyük başarıdır- başarı derken 6-7 yaşındaki çocuğun camları babasından veya ustasında öğrendiği şekliyle güzelce temizleyip, onlar gibi bileklerini kendinden emin ve ustalıkla oynatıp, camın tertemiz haline ulaşınca duyduğu histen bahsediyorum. Babasına veya ustasına benzeyebilme düşüncesi bile büyük bir başarıdır onun için. Bu manada çarşı onun hayatında -üniversitedeki ders kodlarıyla yazarsak- LIFE 101 (Introduction to Essentials of Life), ‘Temel Hayata Giriş’ dersidir. Çarşıda amcalarının dükkânına giderlerken karşılaştığı ahbap, eş, dost akrabalara selam vererek yürürler. Amcalarının dükkânına ulaştıklarında onlarla muhabbetli ve hasretli bir sohbette girerler, özlemlerini giderirler. Görüşmediği zamanlardaki yeni olaylar, çocukların karnelerinin durumu, çarşıdaki ekonomik durum, arabayı satıp satmadığı veya bu sefer kaç kuruşla geldiği üzerine geniş muhabbetler yapılır. Yolun zahmetinden ve bunun arkasından da eski tek şeritli yolların zahmetinin daha da çok olduğu üzerine bir fikir birliğine ulaşıldıktan sonra bayram alışverişine çıkılır.

Bu bayram alışverişi; giysi, ayakkabı, mont, ceket gibi şahsi hediyeler olabileceği gibi onlardan daha da önemlisi; çikolata, şeker, peynir, sucuk, kaymak, bal, balon ve mantar tabancası gibi eve alınacak hediye ve erzaklardır. Kahvaltılıklar, hele ki kaymak olmazsa olmazdır. Bilindiği Afyon dendiğinde kaymaktan bahsetmemek pek mümkün değildir. Bunlar ertesi gün, yani bayramın ilk günü tatlı tatlı yenecektir. Diğer yiyecekleri muhtemelen annesi babası almıştır fakat kaymak en taze olarak alınmalıdır.

Çocukların gözdesi oyuncakçı dükkanınıdır

Çocuklar için en önemli ve dört gözle beklenen dükkân oyuncakçıdır. Orada hem torunlara hem bayramda ziyarete gelecek çocuklara vermek için paketlerce balon alınır. Bu balonları çocuklar şişirir, oynar, kendi balonunu patlattı diye amcaoğluyla kavgaya tutuşur veya abisi kasten patlatabilir. Fakat erkek çocuklarının en çok arzu ettikleri şey mantar tabancasıdır. Mantar tabancasının her bayram mutlaka yenisi alınmalıdır. Çünkü geçen bayramda alınan tabancanın, barutun sürekli patlamasıyla, her yeri bozulmuştur, hatta horozunun yayı daha bayram bitmeden dahi bozulmuş olabilir. Bu yüzden bir önceki senenin plastik mantar tabancasından değil şöyle siyah, parıldayan bir demir mantar tabancası alınmalıdır. Bahsettiğimiz bu tabancalar barutu en yüksek sesle patlatan cinsindendir. Babası veya dedesi buna ikna olursa ne âlâ, olmazsa küsüşmeler başlayabilir. En nihayetinde amca veya dayıoğullarına da birer mantar tabancası alınıp çıkılır. Mantar tabancasını kutusundan çıkarırken yüksek bir ihtimamla davranılır ve mantar tabancasının tetiği çekilip sesin muntazamlığı dinlenir. Yepyeni mantar tabancasının işleyişi de bir başka olur canım. İkinci mesele ise tabanca kapsülüdür. Bunlar tabancaya takılır ve tabancanın horozu çekildikçe patlayan barut kapsülleridir. Bunlardan daima çok alınmalıdır, fakat ne kadar alınırsa alınsın ne fayda, genellikle bayramın ilk günü bitirilir. Sonra bakkal bakkal kapsül aranır. Bayramın ilk günü öyle bir muharebe yaşanır ki dışarıdan bakan kimse Amerikan vahşi batı filmlerindeki çatışmaları anımsayabilir. Çatışmanın olduğu odaya giren kimse keskin barut kokusundan ve yoğun dumandan yakınabilir. Bu çatışmadan doğal olarak yüksek sese çok hassas olan yaşlılar memnun olmayabilir ve zaten en nihayetinde sabrının sonuna gelen bir dede muharebeyi, bir şekilde müdahale ederek sonlandırır.

Arife günü çarşıda alışverişler, ikindi vaktine kadar bitirilmedir çünkü ondan sonra daha başka işler vardır. İkindi ezanından sonra top patlar, bu artık Ramazan ayından çıkıldığının ilanıdır. “Tutandan da geçti tutmayandan da” şeklinde bir sohbet yapılır ve Ramazan’da oruç tutarak Allah’ın Rahmetine ve nimetine nasıl mazhar olunduğu idrak edilir, sonra camiye doğru yürünmeye başlanır. İkindi namazı Çarşı Camii’nde cemaatle kılındıktan sonra amcalar da alınıp aile kabristanına gidilir. Orada geçmişlere Yasin okunup, rahmetlilerin ruhlarına dualar edildikten gerekli olana bazı kabirlerin küçük bakımları yapılır, getirilen su dökülür. Bu şekilde ölüm gerçeği en somut bir şekilde hatırlanıp kabirden bir sorumluluğu daha yerine getirme rahatlığıyla çıkılır. Eğer vakit kaldıysa eski çocukluk berberine uğranır. Yılların geçmesi ile birlikte muhtemelen çocukluk berberinin yerine oğlu geçmiştir ve saç-sakal teberrüken düzelttirilir. En sonunda eve dönülür. Evde, kadınların müthiş çalışmasının sonuçları görülmektedir. Baklavalar, börekler, etli yemekler, hoşaflar, kadayıflar, dolmalar süzülür ve bir Ramazanın bereketiyle de bereketlenmenin huzuru hissedilip, “Allah (cc) senesine elemsiz kedersiz” kavuştursun diye dua edilip, şükredilir.

Bu sene salgın tedbirleri dolayısıyla maalesef bu sahneleri yaşayamadık. İnşallah, önümüzdeki senelerde alıştığımız sahneleri tekrar yaşamak nasip olur duasıyla yazımızı tamamlıyoruz.

Bayramınız mübarek olsun

Taha Büyükabacı: 1996 yılında İstanbul’da doğmuştur. Memleketiyle irtibatını kaybetmeyen Afyonlu bir ailenin çocuğudur. Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 2019 yılı mezunudur.

Yayın Tarihi: 23 Mayıs 2020 Cumartesi 21:25 Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2020, 20:44
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Faruk Taşkapılı
Faruk Taşkapılı - 1 yıl Önce

Afyonun geniş akrabalık bağları, baba evinin sefkati, vefekar insanlari ve sıcak ilişkileri ile insanlarin samimiyeti ve gönül saraylarınin genişliği sizi buraya çekiyor.Bayramı ne güzel anlatmıssiniz özleminiz bizimde özlemimız Allah inşAllah sağlıkla nice bayramlar birlikte olmayı nasip eder

Çınar
Çınar - 1 yıl Önce

Ağzına ellerine sağlık yeğenim yeniden eskisi gibi yaşamak ümidiyle

Şükrü Uluuysal ( Afyon lu)
Şükrü Uluuysal ( Afyon lu) - 1 yıl Önce

Çok duygulandım, harika .. teşekkürler.. Sağlık ve afiyetle nice Ramazanlar ve Bayramlara... Allah a emanet olunuz....

banner26