Günümüzün hikayesi ne durumda?

Şiir yıllıkları almış başını giderken, bugünün hikâyesini derleyip toparlayan bir tane bile hikâye yıllığımız yok. Mahdut sayıda soruyla, küçük bir soruşturma yaptık.

Günümüzün hikayesi ne durumda?

Yakın zamanda Kül Öykü’nün kapanması hikâye ve hikâye dergiciliği üzerine yeniden düşünmemizi gerektirdi. Dergileri esas alırsak şiir karşısında hikâyenin biraz daha geri planda kaldığı bir gerçek. Şiir dergilerinin her biri edebiyat gündemini belirleyecek kadar çalışkanlık içindeler. Şiir kitapları da bütün imkânsızlıklara rağmen çıkıyor. Oysa dergilerde bir yığın yayımlanan hikâyeler hâlâ bir kitabın kapakları arasında yer almadı. Şiir yıllıkları almış başını giderken, bugünün hikâyesini derleyip toparlayan bir tane bile hikâye yıllığımız yok.  Mahdut sayıda soruyla, küçük bir soruşturma yaptık, tüm bunları göz önüne alarak. Düzenli bir biçimde dergilerde hikâye yayımlayan isimlerden bazılarına sorular yönelttik. Aliye Akan ve Nurcan Toprak tek tek cevap vermek yerine toplu bir değerlendirme yaptılar. Hikâyenin bu soruşturmayla yeniden gündeme getirilmesini umuyoruz.

1. Öykü alanında ürünler vermiş bir yazar olarak öyküye mahsus bir dergimizin istikrarlı olamamasını neye bağlıyorsunuz?

2. Bugüne kadar hatırladığınız, kapanmasına hayıflandığınız öykü dergileri hangileriydi?

3. Edebiyat dergileri haricinde, şiir dergileri müstakil bir dergi olma özelliğini kazandı. Edebiyat dergisi ya da şiir dergisi diyoruz. Şairler kendi sanatlarına sahip çıkarak sadece şiire hasrettikleri onlarca dergi çıkardılar. Öyküde ise birkaç dergiden öte bir çalışmadan söz edemiyoruz. Bu sizde bir kıskançlık yaratıyor mu?

4. Mesela öykü yıllığımız da yok. Geçmişte bir iki tane örneğini gördük fakat bugünün öyküsünü kayıt altına alacak bir öykü yıllığımız yok. Bunun eksikliğini hissediyor musunuz?

5. Bugün takip ettiğiniz öykü dergileri neler? Bu yayınları nasıl değerlendiriyorsunuz?

6. Farklı şiir dergilerinde ürün yayımlayan isimlerin bir bir şiir kitaplarını okumaya başladık. Fakat ne hikmetse merkez dergilerimiz de dâhil öykü yayımlayan isimler hâlâ kitaplaştırmadılar ürünlerini. Bunu neye bağlıyorsunuz?

7. Şiir karşısında öykünün değerlendirilmesinin yapılmasını arzu ettiğim bu soruşturmada son bir şey daha sormak istiyorum. Şiir bir sanat olmanın ötesinde siyasetle, gündemle, tarihle iç içe bir yapı gösteriyor. Öyküde bu durum nasıl? Yani bugünün öyküsü yazılabiliyor mu?

8. Başlı başına öyküden bahseden bir dergi çalışması planladığınız oldu mu hiç?

9. Eklemek istediklerinizle bitirelim dilerseniz.

 

Aliye Akan
Aliye Akan

Aliye AKAN: Hikâyenin siyasetle bir ilişkisinin bulunmadığını söylemek pek tutarlı bir görüş değil!

“Dergiler edebiyatın atan damarlarıdır.” sözü doğruyu ifade ediyor. Cumhuriyet dönemi edebiyatımızda ilk yayınlanan dergiler, tüm edebi türleri hatta siyaseti de içerir nitelikteydi. Doğrudan siyasi bir dil ve tema artık edebiyat dergilerinde pek yer almıyor. Bir ayrışma oldu yani. Diğer sanatlara ilişkin yazılar bir tür “edebiyat” üretimi olduklarından yayımlanıyorlar. Dergilerin kimileri de sanat-edebiyat başlığıyla bunu tescil etmiş oluyor. Çağımız insanı atomize olduğu gibi uğraş alanları da ayrışıyor. Bu ayrışmanın edebiyatın hayrına mı şerrine mi olduğu su götürür. Ben ise edebiyat yaşasın da varsın ayrı kompartımanlarda yol alacaksa alsın diyorum. Şunu da saptamamız gerekli: parçada tıkanan insan, bütünden, bütüncül anlamı kavramaktan mahrum kalıyor. Sanki ayrışmanın ve “profesyonelleşme”nin işin ruhuna aykırı yönelişlere yol açması tehlikesi var.

Aslında öyle çok sayıda öykü dergisi –ben hikâye demeyi tercih ediyorum- yayımlandığı söylenemez. Dergiler kadrolarla, ekiplerle vücut bulduğu için edebiyatın şiir, hikâye vs. türlerini içerdiklerinde yine o kadronun etkisi ve hatta direnişiyle ayakta kalabilmeleri mümkün olabiliyor. Buna okurun çeşitliliğe olan alışkanlığını da eklemek gerek. Salt şiir dergilerinin yaşama şansının fazla olması da şiirin toplum hafızamızda daha etkin ve yaygın bir anlam ve değeri olduğundandır.

Salt hikâye bağlamında değil ama kapanmasına hayıflandığım terk dergi edebiyatımızın büyük ustası Nuri Pakdil tarafından yayımlanan Edebiyat dergisidir. Bununla beraber akamete uğrayan her çaba elbette üzer beni.

Hayatta gerçekleştirilen her eylemin, üretilen her sanat yapıtının değerli ya da değersiz bulabileceğimiz bir siyaseti vardır. En nihilist bakış bile içinde bir bakışı barındırdığından, siyasidir. Dolayısıyla hikâyenin siyasetle bir ilişkisinin bulunmadığını söylemek pek tutarlı bir görüş sayılamaz. Apolitik metinler bile enikonu bir şeye hizmet ederler, mesela, günümüzde cari olan yeni dünya düzeninin kimliksizleştirme siyasetine.

Hikâye yıllığı olmaması çok da gam değil. Çünkü şiir yıllıkları da at gözlüğüyle bakılan bir pencere olmaktan, belli isimleri ya da çevreleri dikte etme çabasından öte bir anlam taşımıyorlar. Elbette adil ve hakşinas yıllıklar hazırlanabilir ve ruhu kuraklaşmış insanlara edebiyatın, cılız da olsa akan ırmağında bir kanal açılabilir. Eser olarak değil ama zihniyet olarak bunu gerçekleştirebilme olgunluğuna maalesef sahip değiliz.

Benim yazdığım Bir Nokta dergisinde şiir ya da hikâye kitaplarının yayımlanmasında her hangi bir ayrım yok. Hayata ve sanata ve tüm varoluşa bütüncül bir bakış ve edebiyat siyaseti var olduğundan hikâye ve hikâyeciler de nasibini alıyor. Yayımlanan on yedi kitaptan beşi hikâye diğerleri de farklı türlerde. Ticari ya da başka kaygılarla hikâye yayıncılığına uzak duran, soğuk bakanların hali ise onları ilgilendiriyor. Biz ise, işimize bakıyoruz.

 

10062
Aykut Ertuğrul

Aykut ERTUĞRUL: Kaç kişi eline aldığı dergideki nesirleri sonuna kadar dikkatle okuma zahmetine katlanıyor ki?

1) Öykünün müşterisi olmaması, bir sebep sayılabilir belki de. Bu müşterisizliğin sebebi ise sandığımızdan çok basit. Öykü okumak (ve yazmak da) görünürde şiirden daha fazla emek istiyor, üstelik romandan ve yine şiirden daha az popülerlik sağlıyor müellifine. Acı ama çok basit bir gerçek önümüzdeki. Kaç kişi eline aldığı dergideki nesirleri sonuna kadar dikkatle okuma zahmetine katlanıyor ki?

Eh şehir, modernizm, insanların “fuzuli” işlere ayıracak vakitlerinin azalması vs. diyerek uzun, ağlak bir tonda devam edebiliriz bu maddeye ama kâfi.

Modern öykücülüğümüzün henüz emekliyor olması;başka bir sebep sayılabilir. Şiirle kıyaslanınca yazılı kültürün bir öğesi olarak öykü daha çocuk sayılır. Miras az olunca varisin de az olması icap ediyor olmalı.

Öykücülerin şairlere göre daha mütevazı ve daha dingin adamlar olmaları; Bu tamamıyla kişisel, bir tespit ama öykücülerin kolay kolay çağdaşı bir yazarla kavgaya tutuşmadığını, öykü hakkında yazmaktan çok öykü yazmak peşinde olduğunu görünce haklı olduğumu düşünmeden de edemiyorum. Yukarıda dedik ya, öykü yazmak daha fazla emek istiyor diye, kim bilir belki de tartışmaya, dergi çıkarmaya vs. vakti kalmıyordur öykücünün. Gelgelelim en köklü dergilerimizden ikisinin(Dergâh, Yedi İklim) yayın yönetmeni de öykücü. Hadi şimdi çıkın işin içinden.

Son tahlilde bu istikrarsızlığın sadece öykü dergilerine has olmadığını genelde edebiyat dergilerinin bir sorunu olduğunu ama “rakibi” türe göre nispeten daha az ilgi gösterilen bir türün dergisinin bu durumdan ister istemez daha çok etkileneceğini söyleyerek bitirelim.

2) Aslında öykü dergiciliğinin durumu ortadayken kapanan her öykü dergisi için hayıflanmamak elde değil. Son dönemde kapananlar bir çırpıda sayılacak kadar az zaten. Eylül Öykü(yanılmıyorsam 2003 yılında üç iyi sayı çıkardı A. Sait AKÇAY), İmge Öyküler (2005’de başlayan macerası yalnızca 7 sayı sürdü), Eşik Cini(15 sayı çıkıp bize veda eden dergi farklı fikirlerden yazarları bünyesinde barındırabilen ender dergilerdendi), Kül Öykü (dergi ve gazetesi), Notos Öykü.İsminden öyküyü atıp sadece Notos ismiyle her sayıda biraz daha kalite düşürerek yoluna devam ediyor.

Bir kısmının yayımlandıkları zamana yetişemediğim ama sonradan bulduğum sayılarını okuyup, faydalandığım için hayırla yâd edeceğim birkaç öykü dergisi daha var; Seçilmiş Hikâyeler dergisi, Adam Öykü, Düşler Öyküler.

3) Kıskançlık mı? Sanmıyorum. Ustasıyla genciyle “şair olamadığı için öykü yazdığını” alenen söyleyen bir sürü insan varken, iyi öykü yazanlara “o şiirini öykü olarak yazıyor” demek adetten sayılıyorken, öykünün romana geçmek için en uygun tür olduğuna inanıp bunu genç yazarlara tavsiye edenler bile varken sizce kıskanmalı mıyım?

4) Evet, fiziksel olarak zor ve hayli zahmetli görünmesine rağmen bir öykü yıllığının olması gerektiğini düşünüyorum. Sırf bu yüzden bu işin altından kalkabilen(ler)in tarihte kayda değer işler yapmış olanların yanında yerini alacağından da eminim.

5) Hece Öykü dergisinden başka öykü dergisi kaldı mı? En son Kül Öykü gazetesinin de kapanmasıyla birlikte Hece Öykü tek başına kaldı bildiğim. Akatalpa dergisi bir öykü eki yayımlamaya başladı ama ek işte. Umarım dişe dokunur bir şeyler çıkar.

6) İlk soruya verdiğim cevaplarla hemen hemen aynı sebeplerden olduğunu düşünüyorum.

7) Öykücü bir mekân içinden seslenir bize, daha doğrusu bir mekândan seslenebilen öykücüleri/öyküleri biz duyabiliyoruz. (Şiir ve şairin tersine öykü ve öykücünün ayakları yere basabileni makbul galiba) Mustafa Kutlu örneğin, Anadolu’dan ve/veya geleneğin kalbinden seslendi bize (pek tabi buna uygun bir üslup geliştirerek) Rasim Özdenören ise şehirden, şehrin diliyle… (Cumhuriyet sonrası Türk Öykücülüğünde bizim camianın çıkardığı bu iki ustanın yalnızlığı ayrı bir mesele olsa gerek.)

Bugünün öyküsünün yazılabilmesi içinse, diğer insanlarla birlikte birer fantastik öykü karakterine dönüşen yazarların içinde yaşadığı mekândan haberdar olabilmesi gerekiyor.  Telefon, internet, bilgisayar vs. sayesinde artık iletişim (kurmak) eskisinden çok daha zor değil mi mesela, uçak birbirimizden kaçışımızı hızlandırıyor, bilgiye boğulduğumuz her gün hakikatten biraz daha uzaklaşabiliyoruz. Kitaplardan okuduğumuz, babamızdan atamızdan dinlediğimiz, dünya (mekân) ancak Binbir Gece Masalları kadar yakın bize. Dünya ayaklarımızın altından hiç olmadığı kadar süratle kayıyor yani. 

Bunlar bilinen söylenen meseleler farkındayım, söylemek istediğim bunu idrak edebilen ve ait olduğu mekânı duyumsayabilen, o mekândan ve o mekânın diliyle seslenebilen öykücülerin sesi duyulacaktır sanıyorum.( O mekânın kavranmasından kastımın geçmişi reddetmek olmadığını bilakis onu da içerdiğini bilmem belirtmeye gerek var mı?)

Diğer yandan son dönemde bu idrakin ve dolayısıyla bugünün öyküsünün yazılması meselesinde geçtiğimiz on yıla nispeten daha fazla yol alındığını görüyor, gözlemliyorum.

8) Her an aklımda.

 

Behçet Çelik
Behçet Çelik

Behçet ÇELİK: İyi bir öyküden tat alan okurun gözünü boyamak imkânsızdır.

1) Öykü kitapları da giderek daha zor basılır olmaya başladı. Bunun öyküden ve yayın dünyasının koşullarından kaynaklanan nedenleri olduğunu düşünüyorum. Öykü okuru, sayıca çok az. Nitelikli bir okur olduğu hep söylenir öykü okurunun; renkli, albenili, cafcaflı tanıtımlara gönül indirmediği, edebi niteliği her şeyin üstünde tuttuğu düşünülür. Büyük ölçüde de böyledir. Bugün bir dergiyi, eğer arkasında güçlü bir sermaye grubu yoksa ayakta tutan okurun dergiye gösterdiği ilgi ve yayınevlerinin verecekleri reklamlardır. Yayın dünyası bir türlü krizden çıkamadığı için yayınevlerinin reklam verme oranları çok düştü, satışı az ama nitelikli edebiyat/öykü dergileri yerine gazetelerin kitap eklerine reklam vermeyi yeğliyorlar. Öykü dergilerimizden biri kapandığında yöneticisinin tahsil edemediği reklamlardan şikâyet ettiğini duymuştum. Dergilerin değil istikrarlı olmak, arada sırada yayınlanabilmek için iyi kötü bir paraya ihtiyacı var. Mevcut piyasa koşulları içerisinde sadece öykü yayınlayan dergilerin bu paraya ulaşması kolay değil.

2) Kuşkusuz hemen hepsine hayıflanmışımdır. Ama içlerinde en çok Eşik Cini’nin kapanmasına hayıflandım galiba, zaman içerisinde hemen her sayısında yazmaya başladığım bir dergiydi.

3) Böyle bir kıskançlık duymadım. Öykücüler de söz ettiğiniz manada sanatlarına sahip çıkmışlardır. Önemli olan güzel öykülerin yazılmasıdır, onların kitap olarak mı dergilerde mi yayınlandığı, bu dergilerin öykü dergileri mi, edebiyat dergileri mi olduğu tali bir sorundur benim için.

4) Edebiyat yıllığımız da yok, ama bunun da eksikliğini hissetmiyorum. Edebiyatla ya da edebi türlerden biriyle ilgilenen kişilerin o yıl içerisinde yazılan çizilen şeyleri dikkatlice takip ettiğini düşünüyorum. Kendi adıma bir yıllık ihtiyacı ya da eksikliği duymuyorum. Ayrıca böyle bir yıllık, içerisinde kimler yer aldı/almadı tartışması doğuracaktır ve bu tartışmanın verimli bir tartışma olacağını sanmıyorum. Öykülerin niteliklerinden çok, yine öykücülerin ya da yıllık hazırlayıcılarının birilerini kayırdığından vs. söz edilecektir.

5) Hece Öykü dışında sadece öykü yayınlayan dergi kalmadı gibi. Bir de Öykü Teknesi var. Hece Öykü, özellikle hazırladığı dosyaların niteliğiyle kendine kalıcı bir yer edindi.

6) Daha önce dört beş öykü kitabı yayınlamış yazarların bile bugün yeni öykü dosyalarını yayınlatmakta ne kadar zorlandıklarını biliyorum. Yayınevleri öykü kitabı yayınlamakta 90’lı yıllardaki kadar rahat davranmıyorlar. Yeni imzaların kitaplarını yayınlamak konusunda daha da zorlu bir dönemden geçiyoruz. Yine de ekonomik krizin en yoğun hissedildiği 2009 senesinde öykücülerin kaleminden çıkmış pek çok ilk kitap okuyabildik. Yazmaya başladığım 80’lerde de zordu öykü kitabı yayınlatmak, sadece bu konuyu ele alan birkaç öykü yayınlandığını dahi hatırlıyorum, ama peşinden öykünün öne çıktığı bir dönem geldi. Umarım içinde bulunduğumuz dönem de kalıcı etki bırakmaz ve öykü kısa sürede hak ettiği ilgiyi görmeye başlar.

7) Bu soru başlı başına bir yazı, bir inceleme konusu. Öte yandan edebiyatın genelinin de bugünü ne denli yansıttığı da tartışmalı. Şiirle ilgili olarak yaptığınız tespitlerinize çok katılamıyorum. Şiirin de bugünle iç içe olduğunu gönül rahatlığıyla söylemek zor, tabii ki bunu yapan, bunu yaparken de çok güzel şiirler yazan şairler var, ama genel bir eğilim olarak bu tespitinize katılamayacağım. Öykü konusuna gelince… Öykücülerin siyasetle, gündemle ilişkisi daha derinden oluyor. Doğrudan güncel bir olayı öyküleştirmeseler de, anlattıkları öykülerin kahramanlarının günün koşullarından etkilenmemiş kişiler olduğunu söyleyemeyiz. Metinlerin alt katmanlarında, mevcut toplumsal hayat karşısındaki bir hoşnutsuzluk belli belirsiz kendini gösteriyor. Bu sayede güncelin ötesine geçen, genel-insani sorunsallara temas eden öyküler yazılıyor. Kaldı ki son yıllarda daha doğrudan bir biçimde güncellikle ilişkiler öyküler okur olduk. Özellikle yayınevlerinin yeni bir eğilimi var, tematik seçkiler yayınlıyorlar. Bu seçkilerde güncele ilişkin çok güzel öyküler de yayınlandı.

8) Kimi zaman aklıma gelir. Formatını, periyodunu, kimlerin yazacağını düşünürüm. Sonra dergicilik konusundaki eski tecrübelerimi hatırlar, bu tasarımı kimselere açmamaya karar verir, kendime saklarım.

9) Öykü, gerçekten de çok özel bir edebi türdür. İyi bir öyküden tat alan okurun gözünü boyamak imkânsızdır. Sayıca az da olsa öyküden o kendine özgü edebi tadı, hazzı alanlara selam olsun.

 

Kamil Yeşil
Kamil Yeşil

Kâmil YEŞİL: Arz-talep ilişkisinin edebiyata, sanata uygulandığı bir piyasadan söz eder hâle gelmişiz.

1) Bir derginin içeriğini edebi bir tür ile sınırlandırmasının iki yönü var. Birincisi olumluya diğeri olumsuza bakıyor. Bu durum, türün önemini gösterdiği gibi bir ülkede öykü dergisi takip edecek bir beğeni seviyesini ve öyküyle özel bir uğraşın var olduğunu da gösterir. Öykü geleneğine baktığımızda gerçekten bize özgü bir öykünün, öyküleme geleneğinin varlığını görüyoruz. Böyle zengin ve eski bir gelenek, bir dergiyi değil birçok dergiyi ayakta tutacak bir derinliğe sahiptir. Pekiyi nasıl oluyor da uzun ömürlü olmuyor dergiler. Çünkü Türk edebiyatından, Türk edebiyatına özgü bir öykü anlayışından yola çıkılmıyor veya zamanla bu anlayış ortadan kayboluyor. “Bizim cenahın” ve “onların” dergileri haline geliyor dergiler. Tarihi geçmiş olarak da böyle aktüel olarak da. O zaman okuyucu kendinden bir şey bulamıyor ve bu dergiye maliyet olarak yansıyor. Bugün ne Büyük Doğu’da öykü yayımlayabilen bir Oktay Akbal veya Sait Faik var ne de onların öykülerini yayımlayacak esnekliğe sahip bir Necip Fazıl.

2) Öykü dergisi denilince aklıma öncelikle Adam Öykü gelir. Kapanmış veya kendini kapatmış bir dergi Adam Öykü. Adam Sanat gibi uzun ömürlü olmasını isterdim tabii. Sonra nitelikli ürünler çıkarmasına rağmen İmge Öykü, Eşik Cini kendini kapatmak zorunda kaldı. Şu veya bu demeden kapanan bütün dergilerle edebiyatımızdan da bazı şeylerin eksildiğini söyleyebiliriz. Kapanan bütün dergiler beni üzer.

3) Kesinlikle hayır! Bu zamana kadar hiçbir hususta hiçbir kimseyi kıskanmadım.

4) Kendi adıma olmasa da Türk edebiyatı adına bir eksiklik bu. Bu açığı hâlihazırda öykü dergisi yayımlayan dergiler kapatabilir. Ama onlar da dergide yer verdikleri haber yazılarla bu ihtiyacı karşıladıklarını düşünüyor olmalılar ki müstakil öykü yıllıkları yayımlamıyorlar. Arz-talep ilişkisinin edebiyata, sanata uygulandığı bir piyasadan söz eder hâle gelmişiz. Böyle bir ortamda birkaç öykü dergisinin ayakta kalması bile iyi.

5) Şunun şurasında Hece Öykü, Notos Öykü ve Kül Öykü var düzenli olarak çıkan. Her üçünü de takip etmeye çalışıyorum. Notos Öykü antoloji hissini veriyor bana; Kül Öykü ise yeni kalemlerin hevesini karşılıyordu. Dosyaları, öyküleri, soruşturmaları ile bu alanın gözde dergisi Hece Öykü’dür.

6) Şairlerin öykücülerden daha aceleci olmalarına.

7) Yazılanları yaşanılanlardan ayırmak mümkün değildir. Az veya çok yazılan bütün metinlerin bir yüzü aktüele bakar. Ama bu aktüellik daha çok bireysel çizgide seyrettiği için toplumsal olan geride kalıyor. Şairler bir kelime, bir imge ile gündeme gönderme bulunabiliyor bu da okuyucuyu yanıltıyor. Sanki gündemden besleniyormuş algısı oluşturuyor. Oysa bu iş öyle bir gönderme, birkaç imgesel söyleyişle kotarılamaz. Bunun yeri gene öykü ve romandır. Günümüz öykü ve romanının bu konuda şiire fark attığını düşünüyorum.

8) Hayır!

 

10068
Münire Daniş

Münire DANİŞ: Ne kadar ekmek o kadar köfte anlayışıyla işleyen bir yayıncı ve edebiyat ortamı öykü dosyalarına karşı insaflı durmuyor.

1) Sanırım bunun birden çok sebebi var. 1-Öykünün roman ya da şiir gibi karşılanmıyor oluşu. Öykünün sessizlikle karşılanması öykü dergilerini de etkiliyor; yaygın neşriyatın gazete, kitap dergileri, internet ortamı gibi araçların öykü dergileri hakkında bir bilgilendirme yapması bile esirgeniyor.2- Dergiler de öykünün meseleleri, hayatın öyküde ne derece yer aldığı, öykümüzün ne yaptığı, ne yapması gerektiği gibi kışkırtıcı konularda düşünce üretecek hareketliliği yeterince göstermiyor. 3-Öykü dergilerinin bir okul hususiyeti taşıyabilmeleri de daha uzun ömürlü olmalarını etkiler. 4-Bütün bunların yanı sıra daha ciddi bir sebep ise ülkemizdeki dağıtım tekeli; dağıtım sorununu aşamayan dergiler okuyucu alanını genişletemiyor.

2) Adam Öykü’nün kapanması hayıflanacak bir kayıptı. Adam Öykü, yukarda sıraladığım istikrarı bozan sebepleri en ziyade aşabilmiş dergiydi. Belki de bu yüzden (yanlış hatırlamıyorsam) en uzun ömürlü öykü dergimiz olabilmiştir. Düşler Öyküler de kapanmasına hayıflandığım ikinci dergidir.

3) Kıskançlık değil ama bir mahrumiyeti hissettiriyor. Şiirin kadim oluşu bu bereketi de sağlıyordur. Öykünün ise edebiyat gündemimizde geç yerleşiklik kazandığını düşünüyorum. Ama evet, şairler gibi öykücüler de öyküye sahip çıkabilmelidir. Öyküsüne sahip çıkan öykücünün, öykümüzün bir birikime dönüşecek potansiyelini göstermesi ve gelecekteki varlığına nefes aldırması son derece önemli bir çabadır.

4) Bu ciddi ve üzerinde mutlaka durulması gereken bir eksiklik! Öykü birikimimizin liyakatle değerlendirilmesi, bir disiplin kazanması ve varlığını perçinlemesi açısından öykü yıllığı projelerine çalışmak kaçınılmaz. Çünkü bu boşluğu kendince doldurmaya kalkışanlar çıkıyor sonra. Ve nesnel bir yaklaşımla değil kişisel beğenilerle, nefisleriyle, ya kibirle ya kompleksle laf üreterek bir tıkanmaya, gerilime sebep oluyorlar. Bu yüzden bir kişinin inisiyatifinde değil edebiyatımıza gönül vermiş cefakâr birikimlerin nitelikli yıllıklar hazırlamaları önemlidir.

5) Hece Öykü’nün öykücülüğümüze ve öykü dergiciliğimize çok ciddi bir katkısı var. Bu dergiyi düzenli takip ediyorum. Notos Öykü düzenli olmasa da izini sürdüğüm dergiler.

6)İşte gailesi bol mesele… Ürün kitaplaştırmak yazara kalmış bir başarı değil. Ne kadar ekmek o kadar köfte anlayışıyla işleyen bir yayıncı ve edebiyat ortamı öykü dosyalarına karşı insaflı durmuyor. Öykü kitapları çok satanlar listelerine giremiyor ya. Yani kârlı bir yatırım değil. Böyle olunca yayıncılar satması garanti olan bilindik yazarları yeğliyor. Evet, iltifat marifete tabidir; ama mültefitlerin tutumu marifete bakmıyor çoğunlukla. Muktedirlerin; kendi için, kendi payını esas alarak, kendini göstermek-sergilemek derdi bir hastalık gibi baskın durumda.

7) Öykümüzün bu günün öyküsünden ziyade yani hayatın, gündemin nabzını tutmaktan çok, tarihle, insanla iç içe olmaya ağırlık verdiği söylenebilir. Geçmiş zamanda ya da insanın iç serüveninde gezinmeyi daha çok seviyoruz nedense. Bana öyle geliyor ki kısa soluklu ve anlardan etkilenen-doğan öykü, insanın kendini anlatmasına, kendinden yola çıkarak kurgu sağlamasına daha elverişli geliyor. Yani bu günün öyküsünün yazılmadığını iddia edemeyiz. Ama ağırlığın şahsi yani insanın iç serüveni tarafında olduğunu söyleyebiliriz.

8) Planladığım değil ama hayâli sevmediğim halde hayâl ettiğim oldu.

9) Bu mütevazı soruşturmanın öykümüz adına eksikliği vurgulanan alanlarda çalışmalara vesile olmasını diliyorum. İlginize teşekkür ediyorum.

Yarın: Necip Tosun, Nurcan Toprak, Osman Koca, Sadık Yalsızuçanlar ve Yıldız Ramazanoğlu

 

Yakup Öztürk soruşturdu.

Güncelleme Tarihi: 06 Ocak 2010, 09:14
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
sevim
sevim - 9 yıl Önce

önemli bir dosya olmuş. teşekkürler. istifade ettim. hikayenin ihmal edilmesinin bir sonucu da dergilerin kapanması. bana soran yok ama :) bir okur olarak eşik cini'ne üzülenlerden biri de bendim. hikaye yıllığı lazım. yeni imzaları takip edemiyoruz.

Yılmaz Yılmaz
Yılmaz Yılmaz - 9 yıl Önce

sıkı bir soruşturma olmuş, yakup bey teşekkür ederiz. öykücülüğümüzün içinde bulunduğu sıkıntılardan güncele uzanması ya da uzanamaması, dergicilik... tam bir fikir şöleni. sabırsızlıkla ikinci bölümü de bekliyoruz.

hayt huyt
hayt huyt - 9 yıl Önce

en aklı başında ve nefsi tok ve ne yaptığını bilen Aliye Akan'nın cevapları

mehmet haktan
mehmet haktan - 9 yıl Önce

soruşturmaya katılan bütün öykücüler üç aşağı beş yukarı aynı değerlendirmede bulunmuşlar, dikkat çektikleri konular neredeyse aynı. bu güzel bir durum. yani bana kalırsa hayt huyt namlı, en iyi savaş başlıklı arkadaşın fitinde bir kasıt var:)

Ferid Fercad
Ferid Fercad - 9 yıl Önce

öykü dergisinin yokluğu yayınevlerimizin ilgisizliğinden bence. timaş, iz, insan, kaknüs gibi güçlü yayınevleri neden bir öykü dergisine omuz vermez. öykü dergisini geçtim aylık bir edebiyat dergisi çıkarsalar ya.. hece öykü istikarlı ve onurlu duruşuyla devam ediyor yoluna. mesela; iz yay. desteğiyle çıkan bir kitap postası dergisi vardı, ne iyi bir dergiydi. yayınevi desteği çekince kapandı gitti dergi. bunun gibi. destek olmalı yayınevileri köstek değil.

banner19