Gündüzün ışığına gören gözle bakma çabası: Marifet

Sufilere göre ilim, zahirde ve batındaki kulun yapmakla yükümlü olduğu her şeydir. Yaşam için birbirini tamamlayan iki kavramı beraber özümsenmişler. Bunu modern zihinlerle anlamak çok mümkün görünmüyor. Selma Muştu yazdı.

Gündüzün ışığına gören gözle bakma çabası: Marifet

“Bilmem ki söyleyeyim, acaba bilsem söyleyebilir miyim, insanın bildikleri söyleyebildikleri midir? Yoksa bilmek feryat mıdır, bilmek söze mi dökülür göze mi, gözden mi dökülür, bu dökülenler nerededir, birikir mi, kurur mu?”*

Bilgi, muhtevası kabul edilmekle beraber tanımlama konusunda sınırı çizilememiş bir kavramdır. Sınırı çizmekten ziyade sufilerin bu kavrama yaklaşımındaki incelikleri gün yüzüne çıkarmak icap eder bu modern dönemde. İslam düşünce tarihine baktığımız zaman her ilim dalı kendisi için kavramlar oluşturmadaki temel dayanağı Kur’an kandili üzere olmaktır. Hedef budur.

Tasavvuf ilminin bilgi konusundaki yaklaşımı nazari olmaktan ziyade ameli gürünüm üzere tertip edilmiştir. Bilginin sadece zihinleri dolduran bir aktivite olması hususunu yetersiz görmüşlerdir. Amelle desteklenmesini önemli bulmakla beraber amellerin en önemlisinin de ilim tahsili olduğu kabulünü benimsemişlerdir. Sufilerin ilim olarak ne anladığını düşünmek gerek. Onlara göre ilim, zahirde ve batındaki kulun yapmakla yükümlü olduğu her şeydir. Yaşam için birbirini tamamlayan iki kavramı beraber özümsenmişler. Bunu modern zihinlerle anlamak çok mümkün görünmüyor. Hem her an ölecek gibi hem hiç ölmeyecek gibi.

İlim kendisiyle uğraşanları ikiye ayırmış: Âlim ve arif. Muhasibi ne güzel söylemiş: “Kişinin sahip olduğu ilimden nasipli olması, onun takvalı olup olmamasına bağlıdır. Gündüzün ışığı kör bir insana fayda veremeyeceği, sağanak yağmurun sarp bir kayada bir şey bitiremeyeceği gibi, takva ehli olmayan da ilim nuruyla aydınlanmaz; ilim, dünyaya gönül verenin kalbinde meyve vermez.”      

Arifin yaşantısıyla anlayacağımız bir kavramdır takva. Ben bilincini yok etme yolunda harcanan bütün emeklerdir. Ben ölünce ortaya saçılır misk kokuları. Göz görmeye başlar, kalp ürpermeye. Kapılar açılır. Aşk ile yanan yürek yangınların sesleri duyulur. Muhtemeldir ki dünyanın perdeleri aralanır kendisinden vazgeçenlere. Bu aralanış, kalbin Allah zikriyle bütünleşmesiyle başlamakta, Allah ile benliği yok edip marifete ulaşmakla tamam olmaktadır.

Marifetle hemhal olabilmek için öncelikle nefsimizden arınmamız gerekmektedir. Sonrası ise kalbimizin, tekrar dirilişe kadar doğduğundaki gibi tertemiz kalabilme çabasından ibarettir.

Selma Muştu

* Şule Gürbüz, Öyle Miymiş?, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016, s.59

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26