banner17

Genç Kitap Kafe nasıl açıldı?

Genç Kitap Kafe'nin açılışına katıldık. Neler oldu, kim ne konuştu, ilgi ile izledik..

Genç Kitap Kafe nasıl açıldı?

Genç Kitap KafeKelimenin merkez alındığı bir söyleşiydi.. 

Yaklaşık 2-3 hafta önce yeni açıldığı sıralarda gittiğim Genç Kitap Kahve'yi bu sefer bulmakta biraz zorlandım ancak çabalarımın sonunda başardım ve söyleşiye katılabildim. 

Biraz yolu karıştırmama ve dolanmama rağmen erken yetişmiştim 20 Mart Cumartesi günü olan söyleşiye. Yıldız Ramazanoğlu, Ali Ayçil, Tarık Tufan ve Adem Turan'ın katılacağını bildiğim programa Bülent Akyürek'in de geleceğini duyunca epeyce sevinmiştim.

Ney: Kenan Dağlar Gitar: Yusuf Goncagül
(+)

Velhasılı, gittiğimde henüz program başlamamıştı, Kafe bölümünde oturuyor idik. Yıldız Ramazanoğlu kitaplarını imzalamak ile meşgulken, Ali Ayçil de fotoğraf çektirmekle meşgul durumdaydı. Daha sonra Bülent Akyürek de geldi ve ortam biraz ısınmaya başladı.

Üst kattaki salona geçtik, herkes yerini aldı ve açılış müzik eşliğinde başladı.

Genç Müzik Grubu'ndan tanıdığımız Yusuf Goncagül ve Muhammed Bilal besteledikleri şiirleri okudular, ezgi söylediler (Ömer Karaoğlu'nun Kuşlar'ını çok iyi çaldı ve söylediler)

Genç Kitap Kafe, söyleşi öncesi

Yıldız RamazanoğluYıldız Ramazanoğlu, yazıya yönelişi açıkladı

“Biz var olmak için değil, yar olmak için varız” diyen Semih Kaplanoğlu'na, bir de şu açıdan bakmak gerektiğini söyledi; “Yar olmak için de var olmak zorunda olmalıyız.”

Bizi yazmaya yönelten şeylerin, bize fırlatılan kartoplarının ve bize uğrayan erozyonların olduğunu belirtti. Kelimelerle de bu erozyonları aşmamızın mümkün olduğunu söyledi.

Bu da demek oluyor ki, hep bir taraftan bizi yazmaya yönelten bir şeyler oluyor. Takdir-i İlahi böyle istiyor ve sonucunda yazı ortaya çıkıyor. Sözcükler olmasa içlerindeki anlam da kendilerini yitirmiş buluyorlar nihayetinde.

Cinsiyet ayrımı yapıldığından ve feminist olarak tanımlanmaktan haz duymadığından bahsetti. Kadınlar-erkekler, Avrupalılar-Doğulular gibi ayrımlar yapmaktan çok bu ayrımları  çeşitlilik olarak ele almamız gerektiğini söyledi.

Ali Ayçil: “Kelime hayattır."

Dünya'nın çekirdeğini oluşturan iki bölüm olduğunu ve bunların; kelimeler ve duygular olduğunu belirtti. Okuduğu bir kitaptaki kısa hikâyeyi bizimle paylaştı;

Ali AyçilBir profesör, herhangi bir üniversitede çalışmaktadır ve bir gün hanımı vefat eder. Kundaktaki çocuğuyla birlikte kayıplara karışır. Aradan 13 sene geçtikten sonra bir yangın çıkar ve bu yangında yıllar önce kayıplara karışan baba-oğul bulunur. Ancak ortada ilginç bir durum vardır; profesör çocuğu karanlık bir odaya bırakmıştır ve temel ihtiyaçlarını giderebiliyordur yalnızca.

Profesör, çocuk kelimelerini kaybettiğinde cennetteki dili konuşabileceğini düşünerekten yapmıştır bunu ve işe yaramamıştır, çünkü çocuk ancak yemek tabaklarının sesini (takır-tukur) çıkarabilmektedir.

Buradan da anlaşılıyor ki, kelimeler hayatımızdaki en önemli yeri kaplayabiliyor.

Ali Ayçil, gelecek hakkındaki her şeyimizi sözcüklerle ilişkilendirdiğimizden söz etti.

Tarık Tufan yazmanın metafiziksel yönüne değinirken Pakdil ve Karakoç’tan örnekler verdi

Düzenli yazma imkânının pek olmadığından, televizyonla da ilgilenen biri olduğundan bunun biraz zor olduğundan bahsetti.

Tarık TufanKafenin yeni açılmasından yola çıkarak bu şekildeki yerleri desteklediğini ve eskiden Haydar Kitabevi adında bir yere çok sık gittiğini ve yaklaşık 4 senesini bu Kafede gece-gündüz geçirdiğini söyledi.

“Allah, iyi insanlarla bizi beraber kılsın.” şeklinde bir dua etti, Âminler yükseldi salonun her köşesinde.

O da kelime konusundan biraz söz açtı, “keleme” kelimesinin zaten yarmak, oluşturmak anlamından geldiğini, bir kelime konuşmak ve yazmanın metafizikle bir ilişkiye dönüşebileceğinden bahsetti. Kullandığımız kelimeler kadar genişlediğimizi, büyüdüğümüzü belirtti.

Yazmaktan ve yazardan söz açıldığındaysa, Nuri Pakdil'in 'Bir Yazarın Notları' adlı kitabındaki yazıyla alakalı bir ifadeden bahsetti: “ İblis'e karşı Cebrail'in yanında olmak”..

Adem TuranEdebiyatın, metafizik açıdan dinin içinde olduğunu söyledi ve Sezai Karakoç okumamış birinin yöneticilik yapmasının biraz zor olduğunu ve bir şey veremeyeceğini belirtti.

Adem Turan “Mekân”ın imkan olduğunun altını çizdi

Mekânların insanları  buluşturan, kaynaştıran şeyler olduğundan bahsetti Turan. Bursa'da, üniversitede okuduğu yıllardayken, Yeşil semtindeki 'Sur Kitabevi' diye bir mekândan bahsetti ve arkadaşlarıyla birlikte gün aşırı oraya gittiklerinden.

Edebiyatın güzelliklerine, inceliklerine orada vardığından ve o zamanlar daha işin başında olduğundan söz etti.

Adem Turan az konuşmasına rağmen dinleyenlerin aklında kalan isimlerdendi.

Bülent AkyürekBülent Akyürek “tespit” ettiklerini paylaştı

Tarık Tufan'ın bir sözüyle girdi konuya öncelikle, “Biz büyük konuştuğumuzda o laf mutlaka bizi bulur” sözünden. Hiçbir imanlı insanın, büyük konuştuğu kelime ya da cümlenin onu bulmamasının imkansızlığından bahsetti, bir de Anadolu'daki hiçbir kadının Kemalist olmadığından.. Çünkü hiçbir Anadolu kadınının çocuğuna bakamadığı anda onu gidip Anıtkabir'e bırakmadığını, herkesin gidip camii avlusuna bıraktığını söyledi.

Soru-Cevap

Soru cevap kısmına gelindiğindeyse, Ali Ayçil'e; Su Kenti Hikâyeleri kitabı hakkında farklı  bir soru yöneltildi.

Genç Kitap Kafe

Genelde okuyucunun kitapta aradığı şeyin akıcılık olduğunu ve bu kitapta bunun pek de olmadığını söyledi okur.

Ali Ayçil ise, genelde çoğu kişinin ortak fikrini paylaştı: başkalarının o kitabı onun yazmadığını bilmeseler 50-60 yaşındaki bir adamın yazdıklarını  düşündüklerini belirtti.

Konu ideolojilerden açıldığında Ayçil, Marksistlere karşı Cemil Meriç'in bir sözünü söyleyiverdi: “İdeolojiler, insanlara giydirilmiş deli gömlekleridir” sözünü.

Genç Kitap Kafe

Yavaş yavaş herkesin toparlanmaya başladığı bir anda bir genç ses verdi ve dindar insanların televizyona karşı olduğunu ancak oraya da çıkarak program yaptığını söyledi. Seyirciler kendi aralarında konuşmaya başladılar ve çoğu TV seyretmekten yana olduklarını belirtti ufak bir gürültü ile.

Söyleşi muhabbetle sürdü ve akşamı ettik

Bundan ben de rahatsızım, mesela TVsizleşsek ne güzel olur! Sırf TRT'de Rasim Özdenören'i seyretmek için neler görüyoruz o kutunun içinde. Özellikle reklamlarda.. Benim izlenimlerim bunlardı, çok isteyerek gittim, çok memnun kaldım.

Yalnız söyleşinin bu kadar uzayacağını tahmin edememiştim. 17 gibi herkes dağılmaya başladığında 'ben de kaçayım' dedim.. 

 

Elif Karacan gitti gördü

Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2010, 19:03
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
öztürk
öztürk - 9 yıl Önce

Gidemeyenler için çok güzel ve özel bir yazı olmuş. teşekkürler Elif :)

afife
afife - 9 yıl Önce

ben 11 yaşında bir dünya bizim okuyucusuyum.bizlerinde gidebileceği butür kafelere ihtiyacımız var.bizde yazarlarla buluşup sohbet etmek istiyoruz.sesimizi duyun artık!

kübra şakar
kübra şakar - 9 yıl Önce

program başlarken de başladıktan sonra da bende de çok güzel izlenimler bıraktı umuyoruz ki burası(genç kitap kafe) gençlerin yeni uğrak mekanı olacak.

büşra
büşra - 9 yıl Önce

Bayılıyorum bu GENÇlere hayata bi sürü ekstra katıyorlar.Katılamasakta GENÇiz elhamdülillah.

amine gültekin
amine gültekin - 9 yıl Önce

istanbulda olmayı, genc kitap kafeye gitmeyi cook isterdim.
ben gibi gidemeyenler icin güzel bi haber hazırlanmış.teşekkürler.

melek
melek - 9 yıl Önce

Arkadaşlar rica etsem genç-kitap cafe'nin adresini ayrıntılı olarak tarif edebilir misiniz?

banner8

banner19

banner20