Geleneğimizde Her Kitap, Her Mekân Bir Eğitim Alanı; Okumasını Bilelim

Eğitim kalitesi düşük diyerek herkes suçu birbirine atmaya çalışıyor. Hepimizin eksiği var; fakat en büyük eksiğimiz kendimize ait çağın eğitim modelini kuramamış olmamızdır. Çağın Süleymaniye Külliyesi’ni kurmadan Takiyüddinler, Cezeriler yetişmesini bekleyemeyiz. Cihad Meriç yazdı.

Geleneğimizde Her Kitap, Her Mekân Bir Eğitim Alanı; Okumasını Bilelim

Üç yüz altmış beş gün eğitim ile meşgul olmamıza rağmen sadece dört duvar arasında çalışmaya başlayınca işe yarar görünüyoruz. İstediğiniz kadar eğitimle uğraşın, örgün bir eğitim kurumunda çalışmıyorsanız size öğretmen demezler. Yaygın eğitim kurumları arasında sayılmak da kolay değildir. Hayat boyu öğrenme diyoruz; fakat hayat okulunun öğretmenlerini tanı(ya)mıyoruz.

Son iki yüz yılda oluşan eğitim tasavvurumuzun asli unsuru, diğer bilimlerde olduğu gibi değerlerimize yabancılaşmaktır. Yabancı diliyle konuşunca da bazı şeylere fransız kalmamız normal görülmelidir. Alternatif Eğitim deniyor; ev okullarından, doğa okullarından bahsediliyor. Osmanlı'da konaklarda verilen eğitim dikkat çekmiyor. Mehmet Akif'in hayatını hepimiz okuyoruz; fakat onun en büyük sermayesinin konakta ve çevresindeki âlimlerden aldığı eğitim olduğunu unutuyoruz. Yoksa Baytar Okulu’nda sadece baytar olurdu. Ruha dokunan yazıları ile tanıdığımız Ahmet Murat hocamız yönetiminde çıkmaya başlayan Nihayet dergisinin eylül sayısının dosya konusu eğitim. Alternatif eğitim konusunda yaşanmış örneklerden yola çıkarak yazılmış güzel yazılar var. Tekke ve Zaviyelerin eğitim yönüne değiniliyor; fakat birkaç cümle ile geçilen bir durak. Mesleki Eğitimi yüz yıllarca kaliteli bir şekilde uygulayan Ahi Zaviyeleri, bazen temas edilen bazen hiç görülmeyen kurumlar. Yöneltme, kabiliyete göre gençlere meslek kazandırma konusunda en iyi örneğimiz Ahilik teşkilatı ve saray okulu Enderun'dur. 

Çağın Süleymaniye Külliyesi’ni kurmadan…

Ben eğitim tartışmalarında okul mimarisinin yeterince gündem olmamasına da şaşırıyorum. Ortasında havuz olan bahçeli, ağaçlı medrese mimarisinden; ortasında merdiven olan beton kafes şeklindeki sınıflara nasıl geldik? Sınıf oturma düzenimiz Hristiyanlar için anlamlı olabilir; onlar kilisede, manastırda böyle oturuyorlardı. Bizim uzun zaman sorgulamadığımız oturma düzenini tartışmaya açan maalesef yine yabancılar. Çarşı, okul, şehir meydanı mimarisini de ciddi şekilde sorgulamalıyız. Kültürümüz tüm mekânlar için cennet bahçesi modeli arar. Günümüzde tek ağaca tahammülü olmayan mekân anlayışı garip değil mi? İdareciler toplantılarda “neden bahçede ders yapıyorsunuz” diyebiliyor. Gençlik merkezi inşa ediliyor, yine bahçe yok. Evlerimizin durumu malum. Yani bizim bahçeye çıkmamız ve nefes almamız her geçen gün zorlaşıyor. Teneffüs ne anlama gelir? Topraktan yani fıtratından uzaklaşan çocuk-genç nasıl özünü bulacak? Örnek olarak rehberlik dersini tabi ki dışarıda yapacağız. Gençler hava alsın, dört duvar arasından kurtulsun ki muhabbet hasıl olsun. Camiler, gençlik merkezleri, kütüphaneler cennet bahçesi gibi olmalı ki cevher ortaya çıksın.

Okula dönersek 30-40 kişiyi sıkıştırmışız 20 metrekare alana ve ders yaptığımızı zannediyoruz. Sonra eğitim kalitesi düşük diyerek herkes suçu birbirine atmaya çalışıyor. Hepimizin eksiği var; fakat en büyük eksiğimiz kendimize ait çağın eğitim modelini kuramamış olmamızdır. Çağın Süleymaniye Külliyesi’ni kurmadan Takiyüddinler, Cezeriler yetişmesini bekleyemeyiz.

İstatistiklere göre öğretmen başına artık 17-20 arası öğrenci düşüyor. Büyük şehirlerde bu şimdilik mümkün değil. Öğretmen yeterli olsa derslik yeterli değil. Zorunlu eğitim lise için facia. Okumak istemeyen deli-kanlıyı o 20 metrekare sınıfta tutmak zorundasın ve dersi manipüle etmesini önleyeceksin. Öğrenci kendini hapiste hissediyor, öğretmeni gardiyan görüyor. Bu şartlarda nasıl bir eğitim havası oluştuğunu siz tahmin edin. Bu gerilimden dolayı öğrenme isteğiyle okula gelmiş genç de yeterli eğitim alamıyor. Benim gözlemim herkes, idare/rehberlik/öğretmen, sorunlu öğrenciye zaman harcıyor. Bir gün sakin bir genci odama çağırıp özür dilemiştim. Senin adını okulda kaç kişi biliyor, dedim. Hiç, dedi. Sizce de üzücü değil mi? İyileri öğüten bir sistemden iyi adamlar çıkar mı? Bu çocuk sizce kimi model alacak? Ya eziklik psikolojisi ile yaşayacak ya da güçlülere benzemeye uğraşacaktır. İstatistikler incelendiğinde şiddet üretenlerin çoğunlukla şiddet görenler olduğunu görüyoruz. Yani kısır döngü. Kurtlar Vadisi en çok izlenen dizi; Yunus Emre'nin hayatı çekildi, tutmadı; Diriliş dizisi seviliyor; Takiyüddin'in hayatını çeksek kaç kişi izler. Haber bültenleri üçüncü sayfa haberleri ile dolu. Günde kaç iyi haber duyuyoruz? Bazen gençlere takılıyorum; "Bir kitap alsan, mahallenin ortasına otursan ne derler?" Mahalle baskısı ters yönde işliyor gibi.

Eğitimin merkezi ailedir

Daha önce ilk dersimi yazmıştım, öğrencilere sorarım: "Talebe misiniz, öğrenci mi?" Aramızda muhabbet hasıl olmuyorsa birbirimize bir şey kazandıramayız diye eklerim. Bir çatışma ortamı olarak sınıfın kazananı yoktur. Bakıyoruz, hizmet içi taleplerde en çok sınıf yönetimi eğitimi isteniyor. Sınıf yönetimi için güzel kitaplar/konuşmalar var. Konuşmacı 36 kişilik toplama bir sınıf idare etmişse bence hiç konuşmaz. 36 kişilik sınıfı idare etmiş biri konuşuyorsa onu seve seve dinlerim, okurum. Anlatanların çoğu masa başından konuşuyor. Aynı olayı kişisel gelişim ve aile eğitiminde de görüyoruz. Ortalık kişisel gelişimci, aile koçu dolu; fakat her geçen gün hem kişisel kalitemiz hem de aile kalitesi düşüyor.

“İçimiz karardı, yok mu çıkış yolu?” diyenlere tek bir reçete olmadığını hemen söyleyeyim. İnsan sayısı kadar yol var da diyebiliriz. Gerçek öğreticiler talebeye göre özel eğitim vermişler. Bugün bireysel eğitim gündemde! Öncelikle iyi örneklere bakacağız. Bir kere iş ailede bitiyor. Eğitimin merkezi ailedir. Çocuk ailenin yansımasıdır. Çocuklar bahçede oynuyor, hemen hepsi küfrediyor, şimdilik benim çocuğum küfretmeyen gurubunda. Fakat ne kadar muhafaza olur, Allah kerim. Çocuk sokakta bozuluyorsa benim çocuk neden küfredemiyor. Demek ki iş sokakta değil, ailede başlıyor. Büyükler “çocuk babanın sırrıdır” demişler. Aynı şekilde ailenin de sırrı, aynası çocuktur. Kendimi yeterli bulmasam da çocuklara vakit ayırıp onlarla zaman geçirmeyi önemsiyorum. Onları doğa ile buluşturma derdindeyim. El becerilerinin gelişmesi için imkânlar oluşturuyorum. Ahilik geleneğinin özelliği olan on yaş sonrası ahlaklı ustalar yanında meslek öğrenme, hayat tanıma usûlünü uygulamayı düşünüyorum. Öğrencilerime de yazları bir ay tatil, iki ay bir meslek üzerine çalışma öneriyorum. Ayrıca sanat ve zanaat birlikte ilerliyor. Ruhu dinlendiren sanatlarda bir dal seçmek, bedeni güçlendiren spor yapmak… hepsi bir bütünün parçaları.

Yeni eğitim gündemi STEM (Science/ Fen, Technology/ Teknoloji, Engineering/ Mühendislik ve Mathematics /Matematik). Aslı ise STEAM yani Art/Sanat-Tasarım içinde olmalı. Tasarım yoksa diğerleri eksik kalır. Geleceğin genci bu donanımı kazanmak zorunda, hepsini tanıyıp birinde usta olmalı, kodlama bilecek, teknolojinin esiri değil onun üreteni ve yerli yerinde kullananı olacak. Cezeri'nin okulu böyleydi, Cemşid Kaşi'nin okulu böyleydi, Taküyyiddin'in okulu böyleydi. Yazının sonunda bir mektup aracılığıyla 15.yy STEAM okuluna misafir olacağız.

Önce Kitab’ımıza başvurarak kendimize yol arayalım. Ali İmran suresinin 37. ayetinde "...Onu bitki gibi yetiştirdi." ifadesiyle Rabbimiz insan yetiştirme için somut örnek veriyor. Bitki nasıl yetişir? Suyunu zamanında vereceksin, toprağı uygun olacak. Çevreden bağımsız bitki yetiştirilebilir mi? Hiç bakım olmaz ise yabani olur. Budama iyidir, yanlış budanırsa ağaç kurur. En yabani ağaca, güzel bir ağaçtan aşı yaparsak o artık lezzetli meyveler verir. Aşının tutması da zahmetli iş. Sıcaklık/muhabbet korunacak. Her çocuk/genç için umudumuzu koruyacağız. Bize düşen talibin önüne yolları açmak. Hangisinden yürürse o iyiliği kazanacaktır. Kaliteli yetişme için anzer balını örnek veriyorum. Bitki çeşitliliğinin en bol olduğu yerden en güzel ve şifalı bal çıkar. Kısaca örnekleri çoğaltmak mümkün, Rabbimiz düşünelim diye ayetlerini göndermiş. Elhamdülillah.

İnsan kendini sorusu ile ele verir

Rabbim dualarımızı kabul ediyor. Beni iyiler ile karşılaştıran Rabbime hamd olsun. Sabah namazı sonrası Taşdelen Ormanı yürüyüşlerimizden yeri geldikçe bahsediyorum, hayatı eğitim alanına dönüştürmek mümkün. Yürüyüşün en bereketlisi ilmiyle amel eden, öğreticilik aşkını kaybetmemiş İbrahim Cücük hoca ile yaptığımız yürüyüşler. "Bitki gibi yetiştirdi." ayetini yazımda kullandığımı söyleyince; Gazzali Hazretleri'nden ilhamla İbrahim hoca başladı anlatmaya; "İlim bir çekirdektir, amel o çekirdeği toprağa ekmektir, ihlas çekirdeği sulamaktır. İlim olmadan amel olmaz. İhlas olmadan da amel kabul edilmez." İşte büyüklerin meclisi böyle, onların yanında malayani konuşulmaz. Bir ayet bir hadis söyle derler ve başlar anlatmaya, arada konuya dikkat çekmek için Peygamberi usûl ile sûal sorarlar, siz daha iyi bilirsiniz derseniz tekrar söze devam ederler. Soru-cevap metodu henüz bilimsel olarak tanımlanmadan geleneğimizde soru sormak önemliydi. "Güzel sual sormak, ilmin yarısıdır." hadisi mevzuyu açıklamaya yeter. İnsan kendini sorusu ile ele verir. Derdi öğrenmek mi, denemek mi, ölçmek mi?

Eğitim de soru ile başlar. Merak, motivasyon yoksa eğitim yolunda ilerlemek zordur. İlminden kitapları aracılığıyla istifade ettigimiz İhsan Fazlıoğlu hocamız, "Soruların Peşinde" kitabını takdim ederken şunları söylüyor: "Endişe bizi tedirgin eder ve dedirtir/söyletir. Çünkü insanın kendini Varlık'ın bir devamı olarak idrak etmesi metafizik bir güvenlik bunalımı yaratır; belirsizlikten kaçan insan kendini ön-görmek ister; ön-görmek ise soru sormakla başlar; soru sormak, yani, Heidegger'in deyişiyle 'aklın dindarlığı'..." Biz yapıp ettiklerimizle gençlere sûal sormayı mı yoksa susmayı mı öğretiyoruz? İlmin yarısı kaybolduğunda diğer yarısının bir anlamı yoktur. "Türkçe'de soru yerine kullanılan suâl bir tür talep, istek, rica ve yakarıştır; ya da bir tür ümit..." ya da ilmi öğreten eğitim metodu. “Abdülaziz Ferhârî’nin dediği gibi, görünüş ilk elde zan verir, bilgi değil. Zandan bilgiye geçiş soru sormakla, araştırmakla başlar. Bu nedenle kadîm Türkçe'de araştırma anlamına gelen bahs, 'yüzeyi kazmak' demektir; kazmak, yani zâhiri, bâtını olduğu zemine doğru taşımak; tevîl etmek, yani ilk köklere geri götürmek; nazarî bir teşebbüse kalkışmak..." Sûal ve Bahs kelimelerini böyle düşündük mü? Medya çağında bu kadar kolay manipüle edilmemiz zan ile hareket ettiğimizi göstermez mi? Zandan bilgiye geçemezsek birileri toplum mühendisliğiyle bize operasyon çekmeye devam edecektir. "Sahici sorular sahici adamların işidir ve muhataplarına da sâdık ve müstakîm yollar açarlar." 16. yy’a dönüp Takiyüddin'e talebe olamayız; fakat kitaplarına bakma imkânımız var ya da İhsan Fazlıoğlu gibi hocalarımız sayesinde onlara talebe olabiliriz. Bahane yok, dersine girebiliyorsan gireceksin, dersine giremiyorsan kitabını okuyacaksın, yolun kesişirse biriktirdiğin soruları da bir gün sorarsın.

Geleneğimizde her kitabın, mekânın bir eğitim alanı olduğu görülür

Başka bir yürüyüşümüzde İbrahim Cücük Hoca hadis-i şerif ile ayeti tamamlamış oldu. Cevher önemli, insanlar madenler gibidir. “İnsanlar, aynen altın ve gümüş madenlerine benzerler. Cahiliyede hayırlı olanlar, İslâm’a girip onda derinleşip, (onu hazmettiklerinde) yine en hayırlıdırlar.” (Hadis, Buhari-Menakıb) Madenin özelliğine göre davranmalıdır. Madenin özgül ağırlığı, erime derecesi vb. özellikleri farklıdır. İlim ehli ayet, hadis, sahabe ile başlar ve ilmi silsilesinde bulunan mübareklerden çağına ulaşır. Bugüne ve geleceğe köprü olacak sözünü sadırlara yazar. Açın İmam Gazzali'nin "İhyâ-u Ulûmi'd-dîn" eserini, bu üslubu görürsünüz. Öğrenme usûl ve üslûbunu gençlere verebilsek yeter. Modern eğitimin yöntem ve teknik dediği olay ya da öğrenmeyi öğrenme diyerek özetlenen durum budur. Kaynaklar bellidir, öğretmen onları tanıtır ve usûl-üslûbu anlatır. Öğrenci hazırlanır, hocasıyla birlikte mütalaa ederler. Meslek konusu da aynıdır. Usta önce işin nasıl yapılacağını gösterir. Çırak dener, kendi üslûbunu bulana kadar ustanın usûlü üzere yoluna devam eder. Kabiliyet varsa ustayı geçer. 

Terbiyede usûl, üslûp önemli dedik. İsmail Hakkı Bursevi'nin Ruhul Beyan Tefsiri ile devam edelim. "Mesela bir baba evladına: 'Bana karşı gelirsen, beni tanırsın, karşı gelenlere tavrımın nasıl olduğunu bilirsin.' derse, bu sözü 'Döğerim, çarparım' gibi sözlerden daha etkili olur." (Cilt.2, s.281) Ben dili, sen dili... mevzusuna örnek verilebilir. Bizim geleneğimizde her şey eğitim olduğu için müstakil eser yok gibi duruyor; fakat biraz dikkat kesilince her kitabın, mekânın bir eğitim alanı olduğu görülür. Hayata sindirilmiş bir eğitim geleneğinden geliyoruz. Biz buna muhabbet yolu dedik. Sindirilmiş bilgi hazımsızlık yapmaz, ihtiyaç olduğunda ortaya çıkar. Mekânın eğitimine en güzel örnek külliyelerdir. Külliye Eğitim Modeli olarak tarif ettiğimiz o çevreye girmeniz yeterlidir. Oraya adım attığınızda öğrenmeye başlarsınız. Bir genç şöyle diyordu: "Camiye başladım, yüz küsür kiloydum, üç ay içinde zayıfladım; daha önce bir şey öğrenmekte zorlanırken şimdi her geçen gün yeni şeyler öğreniyorum." İlginç gelmesin, külliyenin çarşısına çırak girseniz de eğitim başlar. Mahalle eğitimin mekânıdır, aile aynı şekilde eğitimin vazgeçilmezidir. Şehir eğitime göre tasarlanır; merkezine külliye boşuna inşa edilmiyor. Bir şehre girdiğinizde oranın neyi öğrettiğini anlarsınız. "Halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur." (ACZ) Ahi, aile, külliye, mahalle ve şehir derken bu büyük eğitim tasavvurundan bahsediyoruz. Ayrıca eğitimin parçası ve destekçisi vakıf kültürü bu kurumların yaşamasını sağlar.

İlmi yolculukların sırrı

Bir medrese ve şehir örneğiyle o dönemin eğitim ufkunu görmeye çalışalım. 15. yy başlarındaki Kaşan ve Semerkand'a konuk oluyoruz. Mekke, Medine, Kahire, Şam, Bağdat, Kurtuba, Harran, Meraga, Konya (20.yy başlarında Islah-ı Medaris örneği geçmişi günümüze taşıma denemelerinin en güzelidir.), İznik, Bursa... Bursalı Kadızade; İznik-Davud el-Kayseri, Darende - Hamid-i Veli, Bursa - Molla Fenari gibi âlimler tarafından Anadolu'ya taşınan ilmi Semerkand'a götürerek o muhitin imkânları ile daha da olgunlaştırıyor. Semerkand medresesinden Ali Kuşçu ile hikmet İstanbul'a gelerek ilmin başkentini inşa ediyor. Cemşid Kaşi'nin babasına yazdığı mektuptan Bursalı Kadızade'nin hocalık yaptığı, Uluğ Bey'in hem hoca hem de devlet başkanı olduğu Semerkand'a misafiriz. Uluğ Bey, meclisinde sınırsız tartışmaya izin veriyor, ilim erbabını destekliyor, kabiliyete göre işi ehline teslim ediyor. İdeal bir lider potresi.

Gıyasüddîn El-Kaşî'nin, babasına Semerkand medresesinden yazdığı mektubun, Aydın Sayılı çevirisinden eğitim atmosferini anlatan birkaç not aktararak derdimizi anlatmaya çalışalım. 15. yy STEAM ortamı: "Rasathanenin işleri ile meşgul olduğumdan, başka ilimlere ve hususiyle aruz ile ona benzer konulara vakit vermememi tavsiye ediyor, bu gibi meşguliyetlerin çokluğu nispetinde asıl konu üzerindeki tekâsüf derecesinin azalacağını ve bundan başka, herkesin, insanı, en son ne üzerinde çalışmışsa ondaki bilgi ve başarısı ile ölçtüğünü söylüyorsunuz. Nasihatiniz tamamen yerindedir. Gösterdiğiniz yolda sadakatle yürütmekteyim." (Editör: Melek Dosay Gökdoğan, Osmanlılar'da Bilim ve Teknoloji, Atatürk Kültür Merkezi, s.168) El-Kaşi matematik ve astronomi bilgisiyle öne çıksa da diğer ilimlerde de babasından uyarı alacak kadar hevesli olduğu görülüyor. Bu durum el-Kaşi'nin çapının genişliğini ortaya koyduğu gibi bilinenin aksine bir alanda yoğunlaşmanın ilim ehli tarafından 1421 yılında ve muhtemelen çok önceleri öneminin bilindiğini anlıyoruz.

"Kâşân ve dolaylarında çeşitli ilim dallarının her biri için o dalda bilgi sahibi olmak iddiasında olan bir iki kişi bulunur ve bu gibi kimseler böyle bir bilgi sahibi olmasalar da kendilerini sevenler onların iddialarının doğruluğuna inanır ve gerçekten bu dallarda bilgili de olsalar, bazı kimseler onların ilmini inkâr ederler. Böylece işin hakikatini kimse bilemez. Halbuki Semerkand bölgesinde durum hiç de böyle değil." Devamında önce Uluğ Bey'in meziyetlerini anlatıyor: "Güneş yılına göre senenin hangi gününe isabet ettiğini, bu bilgiye dayanarak zihni hesapla bulmak istedi; bu maksatla, at üzerinde, Güneş'in o güne tekabül eden boylamını iki dakikaya varan bir teferruat sınırına kadar hesapladı ve attan inince sonucu bana sordu." Bu işlemleri zihinden yapacak astronomi ve matematik bilgisine sahip bir sultan ve o aynı zamanda bilgisiyle medresenin de sultanı. Tefsir bilgisinden, hafızlığından ve diğer ilimlerdeki üstünlüklerinden de bahsediyor. Sonra çalışma arkadaşlarını ve yaptıkları çalışmaları anlatıyor. "Semerkand bölgesinde farklı olan ikinci şart da şu ki ilim adamlarının en seçkinleri burada toplanmış bulunuyor. Bütün ilim dallarında ders veren müderrisler burada çok sayıda mevcut ve bunların çoğu matematik ilimleri üzerine çalışıyor." Buradan en iyiler içinde daha iyi olunacağını anlıyoruz. Yoksa kendi gettosunda herkes büyük âlim! "İçlerinden en bilginleri olan Kadızâde-i Rumi ise Şerh-i Çağmînî ve Şerh-i Eşkâl-i Te'sis adlı eserlerini yazmış bulunuyor."

Bu satırları okuyunca ilmi yolculukların sırrını daha iyi anladım. Matematik öğreneceksen en iyi ustayı bulacaksın aynı şekilde marangozluk öğreneceksen de en iyi ustayı bulacaksın. Şimdi bu mümkün mü? Evet, hem de daha kolay. Şimdi kütüphaneler online, kıtalar aşmaya bile gerek yok. Yeri gelmişken en güzeli birebir olan derstir, o vazgeçilmez. Bir iyi hoca bul, onun izinden bütün iyi hocalara ulaşırsın; çünkü o alanında iyi ise yerini bulmuştur, geçmişi ve bugünü tanımıştır. Ne yazık ki biz gençlere bilim tarihi okutmuyoruz.

Yine söz uzadı. Vakit icraat vaktidir. Yeni bir eğitim dönemi başlıyor çağın külliyesini inşa etmek için elbirliğiyle çalışmalıyız. Ahi başlıklı yazımı yazdım, aile konusunu da yazdım, şimdi sıra külliye yazısında ve sonra mahalleyi yazacağım; en son da şehir. Böylece medeniyetimizin yüzyıllardır uyguladığı eğitim tasavvuru ortaya çıkmış olacak. Model olacak uygulamalar oluşturmalıyız. Ne diyor Ebu'l İzz Cezeri: "Pratiğe geçmemiş fikirler hayal ile gerçek arasındadır." İnsan ve mekan üzerinden hayatı okumaya, elimden geleni yapmaya, anladığımı yazmaya devam edeceğim. Hakkınızı helal edin, Allah 'a emanet olun.

Cihad Meriç

Güncelleme Tarihi: 07 Şubat 2019, 22:59
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13