banner17

Geçmişin akisleri bu mahzun kalemde!

Reşit Güngör Kalkan, hüzünlendiren ve hesap soran denemelerini toplamış ‘Güzün Son Konuğu’nda..

Geçmişin akisleri bu mahzun kalemde!

 

Reşit Güngör Kalkan, 2011 yılında TYB tarafından deneme türünde yılın kitabı seçilen Güzün Son Konuğu kitabında; modernizmin, ‘post’ söylemlerle dizginsiz at koşturduğu günümüz dünyasında, “kendimiz olmak hali”ni anlatıyor, kâh hüzünlendirerek, kâh düşündürerek.

Güzün Son Konuğu’yla gelen üç imge: Hüzün yumağı, mahzun ayna ve söz ışıldağı

Güzün Son Konuğu, ‘Eylül’ün Uzak Kıyısı’nda asılı kalmış bir hüzün yumağı; kimi zaman kitapların gölgesinde, kimi zaman da şehirlerin izinde. Güzün Son Konuğu, anlamını geçip giden zamanlardan alan hüzne ve kimi zaman geçip gidilen, kimi zaman yerleşip kalınan şehirlere tutulan mahzun bir ayna… Güzün Son Konuğu, insanı aşina suretlerin refakatinde, içsel ve edebî bir yolculuğa çıkaran söz ışıldağı…Reşit Güngör Kalkan, Güzün Son Konuğu

Oldukça geniş bir kelime ve imge dağarcığıyla sarıp sarmalar seni Güzün Son Konuğu. Geçmişi hüzün yumağı yapıp çıkarır karşına, nerede bir unutulmuşluk, bir kaçış varsa. Kelimelerin şaşırtıcı kavşaklarında hiç ummadığımız zamanlarda mahzun aynasını çıkarıp tutar üstümüze Güzün Son Konuğu. Kaçacak yer yoktur, yakalanmışızdır kendimize. Sonra sallamaya başlar söz ışıldağını, kimi zaman canımızı yakarak, kimi zaman da acımızı sağaltarak.

Eylül’ün Uzak Kıyısı’nda kimiz biz?

İki bölümden oluşuyor Güzün Son Konuğu. Birinci bölümde, Eylül’ün Uzak Kıyısı’nda bütün eylüllerini yeniden yaşatır, duvarlara çizilmiş sonbaharların şahitliğinde. İşte kimi zaman şehirde kaybolmuş bir çocuksun babasını arayan; kimi zaman bir ömre sebep bir fotoğrafsın tavan aralarında kalmış albümlerde; kimi zaman sahaflara düşmüş bir kitap kurdusun teselliyi uzak kılınmış yakın roman kurgularında arayan; kimi zaman demli bir çaysın ‘çekirdek aile’ sohbetlerine hasret; kimi zaman da kara trenlerin arkasından el sallayan yağmur yüklü güz pınarlarısın, yoksulluğu kadere katık yapan.

İşte Cüneyt Usta’nın eskiyen günleri can çekişmekte

Sonra kitaba ismini de veren ikinci bölümde, Güzün Son Konuğu’nda çok kendindin, pek de uzak. Birçok şeyler değişmişti, geçip gitmişti dünyamızdan. Özümüzden, bizden, değerlerimizden birçok şeyler yitirmişti bir daha geri dönmemek üzere. İşte Cüneyt Usta’nın eskiyen günleri can çekişmekte, teknolojik cihazların gölgesinde… Bir nargilenin buğusunda geçip gider siyah-beyaz hatıralar çocuk belleklerde, göz göre göre. Eski bir taş plağın cızırtısında hüznüne yenilmiş geçmiş güzel günler, konacak bir dal arayan anılar, meğer ne çoklar. Kuşların, güvercinlerin sarımtırak gagasında, iki arada bir derede büyüyen merhametli eller, kâh çocuk oluyor kuş yavrularına bakıp, kâh büyüyor aynı göğün yanıltıcı derinliğinde yarınlara göz kırpıp. Ve bütün bunların üstüne geceden bir kar yağar, ince beyaz, mahzun melul.

Güzün Son Konuğu hesap sorar bizden

Güzün Son Konuğu; kimi zaman unutulmaya yüz tutmuş çocukluk hatıralarından, kimi zaman sahaflara düşmüş kitapların sararmış yapraklarından, kimi zaman da bir şehrin kadim yalnızlığından çıkıp gelir, karşımıza dikilir, hesap sorar bizden. “Ne verdin bana, ne aldın benden!?” diye. Farkında olsak da, olmasak da, Reşit Güngör Kalkan’ın Güzün Son Konuğu’nda anlattığı bizizdir, bizim hikâyemizdir. Melale aşinalığı bir hayli su götürür biz! Hesabını verebilecek miyiz yitirdiklerimizin, yitimlerimizin?

 

Faik Hazan okudu ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Nisan 2013, 14:04
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20