Geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer

"Öyle bir şekilde kapatalım ki gözlerimizi, zorlandığımız her an onları aşabileceğimizi bilen bir yerden kendimize saygıyla…" Maşite Şeyma Özsoy yazdı.

Geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer

Hep aynı hataları mı yaptığınızı düşünüyorsunuz? Örneğin, yanlış bir otorite söz konusu olduğunda kendini kollayamamak gibi.

Ameliyat olacaksınız, hastaneye gittiniz ve süreç konusunda doktorla birçok şey konuşup anlaşma sağladınız. Birazdan ameliyata gireceksiniz. Doktorun size verdiği sözleri unuttuğunu ve bazı konudaki hassasiyetlerinizi çiğnediğini fark ettiniz. Hiç tepki veremediniz. Akışı bozup “Biz böyle konuşmamıştık, şunlara şunlara dikkat edecektiniz.” diyemediniz. Doktor orda sizin için bir otoriteydi ve ona karşı çıkamadınız. Her şey oldu, geçti ve siz iyileştiniz. Fakat o günden sonra üzerinizde ameliyat izleri dışında içsel bir iz daha kaldı…

Hastaneden ayrıldıktan sonra “Bir daha asla böyle bir şey olmasına izin vermeyeceğim.” dediniz. Ameliyatınız üzerinden belirli bir zaman geçti. Okuduğunuz üniversitede bir proje ödevinde arkadaşınızla aranızda bir anlaşmazlık oldu, mesele büyüdü ve bölüm hocanıza kadar gitti. Sizi odasına çağırdı ve haksızlığa uğradınız. Belki suçlandınız, belki orda hocanız sizi sindirmeye çalıştı. Haklı olduğunuzdan eminken en ufak bir tepki dahi veremediniz. Hoca orda sizin için bir otoriteydi. Öncesinde kendinize söz verdiğiniz hâlde akışı yine bozamadınız ve aynı senaryonun başrol oyuncusu olarak sahnedeydiniz. Camın önünde yağan yağmuru izlerken hayatınızın bu anları film şeridi olarak akmaya başladı. Demeniz gereken pek çok yerde “Hayır” diyemediğinizi fark ettiniz. Peki, tekrara düştüğünüz hatalar sizin seçiminiz olabilir mi?

Şema kavramı

Duygu yükü bu soruya cevap vermeden önce size psikoloji literatüründeki “Şema” kavramından bahsetmek istiyorum. Şemalar kısaca kişinin bir durumda ortaya çıkan düşüncelerinin, davranışlarının ve duygularının ardındaki etkileşimini belirleyen, yerleşmiş temel, köklü inançlarıdır. Sahip olduğumuz şemalar doğduğumuz, büyüdüğümüz ortamlarda deneyimlediğimiz hatta son araştırmalara göre anne karnındayken yaşadığımız tecrübelerin bir bütünüdür. Yetişkin olduğumuzda bunlar bizim iç dinamiklerimiz hâline gelir. Kendimizle konuştuğumuz, eleştirdiğimiz, sahip çıktığımız, şefkat gösterdiğimiz iç sesimizle yani kendimizle kurduğumuz ilişkimizin temel taşlarını oluşturur. Mesela, yukarda örneğini verdiğim kişi çok otoriter bir anne babanın yanında büyümüş olabilir. Çocukluğunda her hakkını savunmaya kalktığında ondan daha iyi bildiğini söyleyen sert otoritelerle karşılaştığı için sıklıkla bu tarz durumları deneyimlemiş olabilir. Bu durumlarda sessiz kalmanın yapılması gereken tek şey olduğu ve bunun onu daha iyi bir kişi yapacağı yönünde bir kök inanç geliştirmiş olabilir. Bu tarz inançlarımız çok kuvvetlidir ve kolay kolay da değişmezler. Uzun süren iyi deneyimlerle, farkındalıklarla hatta profesyonel bir ortamda uzman eşliğinde çalışılarak değiştirilebilir.

Kısır döngü

Neden sürekli aynı hataları yaptığımıza dönecek olursak bunun önemli nedenlerinden biri de tam da yukarda bahsettiğimiz kök inançlarımızdır. Zihnimiz, bildiği yoldan gitmeyi sever; çocukluğundan bugününe getirdiği deneyimlere güvenir. Çünkü bu durum en güvenli olandır. Yolun başını, ortasını ve sonunu bilirsiniz. Hatta yolda karşılaşabileceğiniz şeylere kadar bir tahmininiz ve eğer o şeyler gerçekleşirse bir acil durum planınız vardır. Çünkü benzer anları önceden defalarca kez deneyimlemişsinizdir. Kişi deneyimlerini beğenmese, rahatsızlık duysa bile çoğu zaman yine aynı yoldan gitmeyi seçer. Bilinmeyen, daha önce denenmemiş yollar genelde korkutucu gelir. İşte kısır döngüler de tam burada başlar.  Kişi hem aynı döngüden çıkmak istiyordur hem de çıkacak cesareti gösteremiyordur. Kendimizi “Bunlar hep benim başıma geliyor, hep beni bulur zaten, neden gene aynı yanlışa düştüm ki!” derken bulabiliriz.

Belki başta zor gibi görünse de hikâyeyi yeniden yazma fırsatımız olabilir: Seçimimizi tekrar gözden geçirme, olaydan özgürleşme fırsatı! Özgürleşemediğimiz her zorlayıcı deneyim bir yerde abartılı bir şekilde var olmaya devam edecektir. Değiştirmeyi dilediğimiz o anı bir daha yaşama şansımız olsa yine aynı eylemi yapmamız muhtemeldir. Keşke öyle yapmasaydım dediğimiz her şey için onu bize yaptıran program içimizde hâlâ çalışıyorsa pişmanlığımız dışında pek de bir şey değişmeyecektir.

Değişime nereden başlamalı?

İlk olarak zor zamanlardan geçerken bedenimizi takip edebiliriz. Olayı yaşadığımda bedenimde neler oluyor? Acıyı, üzüntüyü vücudumun neresinde hissediyorum? Kalbim, karnım, bacaklarım, ellerim... Ve hangi duygudayım? Şu anda nasıl hissediyorum? Üzgün, korkmuş, endişeli, hayal kırıklığına uğramış... Bedenimiz duygularımızın tezahür ettiği yer neresi? Çok strese girdiğimizde midemizin kasılması, endişelendiğimizde ellerimizin uyuşması gibi. Olaydan bir an ayrılarak odak noktamızı bedenimize ve duygularımıza yöneltmek kendimize olan şefkatin ilk adımıdır. Bunun adına gözlem yapmak diyebiliriz. Gözlemci olmak, olayın seyrini değiştiren ve hatta iyileştiren şeyin ta kendisidir. Olayla özdeşleşmeden, acının kendisi olmadan, drama yapmadan olaya tanıklık etmek bizi iyileştirebilir. Daha sonra “Ben ne hissettim, neye ihtiyacım vardı? Karşılanması gereken duygum neydi? Peki, onu karşılamanın bir yolu var mı? Yoksa eğer karşılanmayan bu ihtiyacım için onun yasını tutabilir miyim?” soruları takip etmelidir.

Örneğin, çocuğuma bağırdım ve sonra pişman oldum. Bu sürekli yaşadığım bir şey ama tekrar tekrar yapıyorum. İlk bağırdığımda kendime bir ok attım. Sonra iç sesimle “Zaten hep böylesin, sen yeterince iyi bir anne değilsin!” dediğimde kendime ikinci oku da atmış bulunuyorum. İlki zaten canımı acıtmıştı şimdi aynı yere ikincisi geldi bu daha da çok acıttı. Zannediyorum ki burada “Benim hangi ihtiyacım karşılanmadığı için bağırdım.” diye sormak ikinci okun önünü kesmek için iyi bir yol ayrımı olacak. Bunu sorduğumuz kadar “Bağırırken hangi ihtiyacımı karşılıyordum?” sorusunu da gözden geçirdiğimizde artık başka bir yola girmiş olacağız. İkisi de benim parçam. Bunların ikisini de kabul ediyorum, seviyorum ve sahip çıkıyorum. Bu şekilde her yaşadığımız tetiklenmede yaralı olan tarafımızı iyileştirerek bir parçamız özgürleşecek. Günün sonunda benzer olay başımıza geldiğinde artık seçim yapma özgürlüğümüz olacak. Etki-tepki sarmalına girmeden “Ben burada başka bir şey yapabilirim.” dediğimizde kısır döngü kırılmış olacak. Ne kadar muhteşemdir ki kendimizle işimiz hiç bitmeyecek, bunların hepsi bir insan olma tecrübesi. En büyük rehberimiz Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) demiyor muydu ki “İki günü eşit olan aldanmıştır.”

Bugün bir şeyi farklı yap! Minik bir adım bile olsa dünden bugüne bir şey değişsin. Değişsin ki ziyanda olanlardan olmayalım. Değişsin ki kendimizi farklı olasılıklara açalım. Ve şimdi tam da şu an öyle bir şekilde kapatalım ki gözlerimizi, zorlandığımız her an onları aşabileceğimizi bilen bir yerden kendimize saygıyla.

Maşite Şeyma Özsoy

Yayın Tarihi: 29 Mayıs 2021 Cumartesi 18:00
banner25
YORUM EKLE

banner26