Gazetecinin gözünden Irak işgali

Cihan Haber Ajansı muhabiri Mücahid Akagündüz, Irak işgalinde yaşadıklarını 'Direnişçi'de anlattı.

Gazetecinin gözünden Irak işgali

Klişeyi tekrarlayalım; Amerika’nın, ülke olmanın ötesinde bir karşılığı vardır. Sosyal bilimlere, felsefi ve edebi metinlere konu olmuş/olan bir Amerika... Bu haliyle o bir ülke değil, tasavvurdur. Kanaatimizce, iki Amerika’dan bahsedilebilir: Gidilen bir yer ve giden bir şey olarak Amerika…

Amerika; uzun, çok uzun bir zamandır yüzlerin çevrildiği bir ‘yeryüzü cenneti’dir. Tekno-uygarlığın, kapitalist ve liberal paradigmaların cilaladığı ekonomik, sosyal ve kültürel ‘değerler’in yaşandığı bir yurt… Dünyanın bütününde yokluğu hissedilen her bir şey Amerika’da çokça bulunuyor. İnsanlar ülkelerinden kopup Amerika’ya giderlerken, sadece bir ülkeden diğerine gitmiş olmuyor yokluktan varlığa da göç ediyorlar. Amerika’ya gidiş; yoksulluktan varsıllığa, esaretten özgürlüğe, ‘cehennem’den ‘cennet’e bir kaçış oluyor. ‘Taşra’dan ‘dünyanın kalbi’ne yolculuk… Bir ‘varlık hali’ olarak Amerika, ‘gidilen’dir.

DirenişçiAmerika neden böyledir?

Sosyal ve siyaset bilimciler bu sorunun cevabını, ‘gidilen Amerika’nın arka yüzünde görünen dünyanın her bir yerine ‘giden Amerika’da buluyorlar. Yapılan araştırma ve okumalardan anlıyoruz ki Amerika, dünyanın her bir tarafına gidiş tarzı ve niyetiyle bugünkü vechesini edinmiştir. Afrika’ya, Asya’ya ve Ortadoğu’ya gitmiş, gittiği yerde bulduğu ne varsa heybesine koymuş, öylece dönmüş. Dünyanın ‘taşra’sını boşaltarak kendisini doldurmuş. Varlığını, dokunduğu yerleri yok ederek inşa etmiş. Ait olduğu vücuda kendinden kan pompalayan değil, vücuda ait kanı kendinde toplayan bir kalp olmuş. Yaşanılası bir ada oluşu; kurgulayarak, sömürerek ve savaş(tır)arak yaşanmaz kıldığı bir yeryüzüyle mümkün olabilmiş. Diyebiliriz ki, en çok nefret edilen olmasına rağmen en çok gidilen yer olmasının sebebi şudur: İnsanlar ancak Amerika’da olmakla Amerika’dan korunabileceklerini düşünüyorlar. Dünyanın her bir tarafına saldırdığı için dünyanın her bir tarafından kendisine gidişler oluyor.

Amerika’ya başkan olan isimler farklı olsa da, ortak paydaları, hemen hepsinin başkanlıklarında bir ülkeye saldırmış olmalarıdır. Mesela, Obama’dan önceki başkan Bush’a, Afganistan ve Irak’a saldırmak düştü. Saddam’ın kişiliğini ve pratiğini kendisine malzeme kılarak Irak’ın üzerine abandı. Bütün dünya, Amerika’nın 11 Eylül kurgusunu ve bu kurgunun açtığı yoldan Irak işgalini seyretti. Uçaklarla, ölüm makinesine dönüşmüş askerlerle Irak cehenneme döndü. Önce şeytanlaştırılıp sonra düşürülen Saddam’ın yerine Amerika oturdu. Bağdat ateşe verilerek, milyonları bulan ölüme imza atılarak Irak yaşanmaz kılındı, böylelikle bir hazine daha Amerika’nın oldu. Irak’taki çocukların ölümü Amerika’dakilere gıda oldu.

DirenişçiIrak’la birlikte biz de öldürüldük!

Irak işgali ve sonrası, Amerika denen olgunun ve savaşın nasıl bir ‘düşüş’ olduğunu gösteriyor. Evet, kamera arkasından bakılan işgal, bir Amerika okumasına dönüşebilir. Biz bu işgali, kamera arkasından bakan gözlerin seçtiklerinden seyrettik; parçalanmış, iğdiş edilmiş, düzenlenmiş haliyle… Biricik olan o kadar insanın ölümü sayısal bir karşılığa indirgenerek etkisizleşti. Kadınları, erkekleri, çocukları, yakılan kentleri göremedik ve hissedemedik. Seyirci kılınmak suretiyle, bizim de öldü(rüldü)ğümüzü fark edemedik. Öyle olduğu için, bugün bu işgal gündemimizden düşmüş görünüyor. Hâlbuki Irak’ta yangın devam ediyor.

DirenişçiIrak Savaşının ortasından bir çığlık!

Irak’a (da) giden Amerika’nın şahsında insani düşmüşlüğü görmek mecburiyetindeyiz. Ortadoğu’nun, İslam medeniyetinin, bütün bir insanlığın yitirdiklerini… Bu sebeple düzenlenmemiş, kurgulanmamış bir Irak işgali fotoğrafına ihtiyacımız var. Böylesi bir fotoğraf, bize çok katmanlı bir okuma imkânı verecektir. Mücahit Akagündüz’ün Kaynak Yayınları arasında çıkmış “Direnişçi: Irak Savaşının Ortasında” kitabı, önümüze bu fotoğrafı koyuyor. Vicdanına ve kalbine yaslanarak kamerasını omuzlayan Mücahit Akagündüz, işgalin ilk günlerinde Irak’ın ortasına atmış kendini. Bombaların düştüğü, insanların öldüğü, insan kurucu bir medeniyetin işareti kentlerin yakıldığı Irak’ta altı ay kalmış.

Kamerasının arkasından bakmakla yetinmemiş, an gelmiş çocuğu parçalanmış kadının yanı başına düşmüş. Bir çocuk, bir anne, bir baba olmuş Irak’ta. Bağdat’ın külleri düşmüş kalbine, ateşin düştüğü yer olmuş Felluce’de. Irak’ın, Bağdat’ın, direnmenin, çocuğunu yitirmiş annenin, ağzına mermi sürülmüş silahlara hedef olmanın, kopmuş bir kolun, cehenneme dönmüş ülkenin ne demek olduğunu gören göz, yaşayan kalp ve nihayette anlatan dil kesilmiş. Ortadoğu’nun bir kez daha televizyon ekranlarına, gazete manşetlerine haber olduğu bugünlerde, Mücahit’in çektiği Irak fotoğrafı biraz daha önem kazanıyor. Bu fotoğrafta insan vardır, hayat vardır, ölüm vardır, kirli siyasa vardır. Hepsinden öte, ait olduğu vücuda kendinden kan pompalayan kalple vücuda ait kanı kendinde toplayan kalp arasındaki fark vardır.

 

 

Nihat Dağlı unutmayalım bu acıyı dedi

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 15:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26