Fuzulî'nin şiirleri bir insana neler katabilir?

Okuma serüvenine başladığımda ilk elime aldığım kitapların arasında Fuzulî’nin “Su Kasidesi” ve “Leyla ile Mecnun” vardı..

Fuzulî'nin şiirleri bir insana neler katabilir?

Şimdilerde sessizliğe bürünen İstanbul Ticaret Üniversitesi Eminönü Kampüsü Kütüphanesinde ortaya atılan bir soru neticesinde kısa bir muhabbet hâsıl olur. Soru şudur: “Bir kitap, bir şair ya da bir yazar; bir insanın hayatını değiştirebilir mi?” Ben tartışmanın sonuna yetişebilmiştim, bu yüzden orada geçen konuşmaların tamamına şahit olamadım. Fakat üzerinden uzunca bir zaman geçtikten sonra yazmak istediğim bir habere nasıl başlayacağımı düşünürken aklıma bu soru geldi. Ne hikmetse o gün bunu fark etmemiştim fakat, şu anda fark ediyorum ki bu soru bizatihi bana yöneltilmişti.

Su Kasidesi hayatımda önemli bir kırılma noktasıydı

Sorunun cevabını bulmak için gelin sizinle zamanda kısa bir yolculuk yapalım. Yıl 2008, ben Haydarpaşa Anadolu Teknik Lisesi ikinci sınıf öğrencisiyim. Ders edebiyat... İsmi bende kalsın, çok iyi bir hocam vardı. Hatırlayanlar veya halen o sıralarda oturanlar bilir; lise ikinci sınıf edebiyat müfredatının büyük çoğunluğunu divan edebiyatı oluşturur. Henüz okulumdan yeni yeni nefret etmeye başlarken sevgili edebiyat hocamın, beni beş yıl sonra bambaşka biri yapmaya destek olacak olan şairle tanıştıracağını elbette tahmin edemezdim, muhtemelen hocam da edemezdi.

O yıllarda iyi bir makine ressamı olma hayâli kurarken tanışmıştım Fuzulî ile. Hafızam beni yanıltmıyorsa soğuk bir güz dönemi günlerindendi. Hava kapalıydı ve sınıfın içi, insanın gerçek olduğuna inandığı bir rüya kadar aydınlanıyordu. Ve sevgili hocam “Su Kasidesi”nden unutulması bir hayli güç bir giriş yaptı: “Saçma ey göz, eşkden gönlümdeki odlare su/ Kim bu denlü tutuşan odlare kılmaz çâre su”

Ezelden beri gül simgesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile özdeştirilirken, Fuzulî tamamiyle farklı bir yorum getirmiştir. Şöyle durum hayâl edin: Çölün ortasındasınız, etrafınızda suya dair hiçbir şey yok. Bir gün ilahi kaynaklı bir söz işitirsiniz. Bu söz öyle bir sözdür ki, sizin susuzluğunuzu, bütün o çektiğiniz sıkıntılarınızı bir anda dindiriverir. Dudaklarınız kurumuş, çatlamış, cildiniz iyice suya hasret kalmıştır. Ama bu bereketin bir damlası dahi sizin için yeterli olur.

Edebiyat hocam bu girizgâhı yaptıktan sonra 32 beyitin tamamını açıklamıştı. Her biri birbirinden güzel, birbirinden anlamlı bu beyitleri, ben daha sonra İskender Pala’nın Su Kasidesi kitabından inceleyecektim. Duyduklarımdan çok etkilenmiştim. O yıllarda pek kitap okuyan bir insan olmamama rağmen bu şiir türünü ve bu şiiri çok sevmiştim. Daha da önemlisi biri bana o zamana kadarki bütün zevk ve hobilerimden aldığım hazzın tamamen dışında bir şey tattırmıştı. Şimdilerde daha iyi anlıyorum ki, lise yıllarımda yöneldiğim alandan ve kurduğum hayâllerden tamamiyle farklı bir hayatımın olması veya en azından bu hayata bir noktadan başlamış olmamda edebiyat hocamın ve Fuzulî’nin önemli bir yeri vardır. Okuma serüvenine başladığımda ilk elime aldığım kitapların arasında Fuzulî’nin “Su Kasidesi” ve “Leyla ile Mecnun” vardı.

Şiirlerini ilmî esaslarla da zenginleştirmiş, daha derin ve mânâlı boyutlar kazandırmışlardı

Kitaplardan bahsetmişken, Fuzulî’yi ve onun sanatsal kişiliğini anlamak için, kendi eserlerinin dışında bir eser daha var ki, bu eser hem kısa ve öz girişiyle klasik şiir geleneğine ışık tutuyor, hem de Fuzulî’nin sanat algısını anlamaya yardımcı oluyor: Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan’ın Yelkenli Yayınları’ndan çıkan Fuzulî’nin Poetikası adlı kitabı.

Başta Fuzuli olmak üzere klasik şiir geleneğinde, modern şiirin sahip olduğu kısıtlı katmanlara kıyasla çok daha geniş manâlara sahip bir sanat anlayışının (poetika) olduğu görülür. Prof. Dr. M. Nur Doğan, Fuzulî’nin Poetikası isimli eserinde bu algıyı anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

Bu kitaptan öğrendiğimize göre, klasik şiir geleneği dört olguyu içinde barındıran bir sistem üzerine kuruludur. Bunlar din ve tasavvuf,  mitoloji, tarih ve sosyal hayat, felsefe ve ilim, estetik değerler sistemidir. Prof. Dr. M. Nur Doğan, bu geleneğe ait edebî metinlerin, bu dört olgunun içinde yer aldığı sistem ile incelenmesi ve anlaşılması gerektiğini savunur. Fuzulî, bu şiir geleneğinde gerek Türkçe ve Farsça divanları, gerekse bilinen en meşhur eserlerinden olan “Leyla ile Mecnun” ve “Su Kasidesi” ile önemli bir yere sahip olmuş.

Prof. Dr. M. Nur Doğan, Fuzulî’nin poetikasını incelerken, onun şiiri hakkındaki umumi değerlendirmelerinden, şiirleri üzerindeki şahsi düşüncelerinden ve şiir, şair ve ilgili diğer kavramlara ilişkin görüşlerinden faydalanır.

Klasik şiir geleneği temsilcileri sanatsal bir ürün ortaya koymanın yanısıra, şiirlerini ilmî esaslarla zenginleştirmiş, daha derin ve mânâlı boyutlar kazandırmışlar. Fuzulî üzerinden inceleme yapacak olursak; onun “Su Kasidesi”, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) olan sevgiyi, “Leylâ ile Mecnun” ise ilahi aşkı anlatmaktadır. Bu iki temel eser, edebi açıdan son derece sanatlı bir dille ve dinleyen kişiyi kendisine hayran bırakan kelime oyunlarıyla meşhur iken, aynı zamanda bu şiir kültürünün ve bu coğrafyanın insanlarının beslendiği en büyük değer sisteminden ciddi şekilde faydalanır.

Tasavvufî motifleri, Fuzulî Leylâ ile Mecnun’unda özenle işlemiş, Mecnun’un Leylâ diyerek nasıl Mevlâsına kavuştuğunu ve bu hikâye ile insanların asıl gayelerinin ne olması gerektiğini son derece başarılı bir şekilde açıklamış.

Hem Prof. Dr. M. Nur Doğan’ın eseri, hem de Fuzulî’nin diğer şair ve yazarlarca incelenen ve derlenen eserleri kesinlikle okunmaya değer kaynaklardan. Olmayanlar, umarım en yakın zamanda kütüphanelerinde en az bir Fuzulî eserine yer ayırmaya başlarlar.

Abdullah Said Can yazdı

Yayın Tarihi: 13 Şubat 2013 Çarşamba 14:05 Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2019, 23:34
banner25
YORUM EKLE

banner26