banner17

Fütüvvet nedir? Fütüvvet ehli kimdir?

Fütüvvet nedir bilinmez bir devirde yaşamak artık fütüvvetle yeryüzüne açılanların çocuklarına dokunmuyor bile!

Fütüvvet nedir? Fütüvvet ehli kimdir?

Esnaf çarşısında yağmur çiseliyor. Çekiç sesleri yükseliyor arkadaki dükkânlardan. Kolları pazulu, elleri kaba, yüzleri kirli adamlar dolaşıyor sokaklarda. Suretleri bezgin, vücutları bitik. Lakin gözlerinde, insana değince letafetle dokunan bakışlar birikiyor. Korkusuz nazarlara denk geliyorum. Çünkü yalnız servetiyle öğünen kendini korkudan kurtaramayacaktır. Bir çekiç bütün ağırlığıyla demire boşanıyor. Ruhu zayıf olanlar kudretli olanlardan ayıklanıyor. Her an yenilmek ihtimali zaferin neşesini bozuyor. Uyumakta bir örs dövülüyor: Akıllı kişi vaktini dünya ile meşgul ve zayi etmez.Para tutan el

Esnaf fütüvvet eyliyor

Esnaf çarşısında yağmur çiseliyor. Yiğit kişi kula muhtaç olmamak için dünyaya doğru cehdeder ama mürüvvetiyle de onu terk eder. Toklar unutur, kazananlar kaybeder. İhsan, Allah’ın kendi kuluna zikrini ilham ve ikram etmesidir. Bunun için feta ehlinin zikri Kur’an’da ayrı verilmiştir: “Ticaretin ve alışverişin, onları Allah'ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki (onlar), kalplerin ve gözlerin (dehşetten) döneceği günden korkarlar” (24 Nur 37). Yağmur yine çiseliyor. Melami’nin zikri sûfinin zikrinden ayrılıyor. “Onlar, ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler” (3 Al-i İmran 191). Halvette ve celvette zikr ederler; helali arayışı cihad kılarlar. Ekmek, esnafın zekâ, hile, yumruğundaki kuvvet ve cebindeki servete göre değil bu demde. Ruhlar cehid, cür’et, helal-i taam için fedayı nefsle ortaya çıkıyor. Esnaf fütüvvet eyliyor.

Hayat felsefeleri yaşayışlarından farklı değildir

Vakit ikindi. Pir geldi. Sırtında eski, yıpranmış bir elbise, başında keçe bir külah. Bu adam genç kardeşlerin önderlerinden biridir, kendisi demirci ustasıdır. Cömert ve keremkârdır. Sanatkârlar arasında yoldaşı vardır.

Ahiler

“Ahiler, bazı yönleriyle gazileri hatırlatırlar; onlar da gözlerini budaktan sakınmayan  yiğit kişilerdir. Fakat gayeleri savaş değil, barıştır. Çalışan esnaf sınıfını, şehir halkını dış ve  iç düşmanlardan korurlar. Selçuklu Devleti yıkıldıktan ve devlet otoritesi yok olduktan sonra, esnaf tabakasına mensup olan gençler, kendi aralarında bir korunma teşkilatı kurmuşlardır.

Onların başlıca özelliklerinden biri çalışan insanlar olmalarıdır. Sabahtan akşama kadar kendi işlerinde çalışırlar, ikindi vakti kazandıklarını şeyhlerine verirler, beraber yer, içer, ibadet eder ve eğlenirler. Ahiler, iyi Müslüman olmakla beraber, veliler gibi dünyadan el etek çekerek, kendilerini tamamen din ve ibadete vermiş derviş değillerdir. Onlar ibadet kadar, yeme, içme ve eğlenmeden hoşlanırlar. Hayat felsefeleri ve yaşayış tarzları çalışmaya, dostluğa ve yardımlaşmaya dayanır.” (Mehmet Kaplan, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar–3 Tip Tahlilleri, Dergâh, 1991, s: 132)

Pirsultan-teslim abdal-virani-nesimi-şah ismail-sıtkı baba-kul himmet-üstte hacı bektaş

Esnaf odasında toplandık. Pir kavuğunu çıkardı. Sırtlarına kaba giymiş, ayakları mestli belleri hançerli, başları softan yapılmış beyaz  başlıklı sanki yüz can dizildik. Yüz can, yüz fityan genç olup baş kırdık. Pir söz söyleyip bizi sükut eyledi, biz de yüz can olup dinledik: “Bu fütüvveti bilmek gerek, kim tuğ ve alem ve sancak hangi yirden geldi, lâzım olan erkândur getürmesinde ve komasında ve yürümesinde vâkı olan erkân bunlardur. Evvel getürmesinde dört erkân vardur. Evvel abdest ile olmakdur; ikinci, sancak yanına gelüb dua kılmakdur. Üçünci Peygamber’e salavât getürmekdür. Dördünci yol yürürken sancağun yoldaşları gözetmekdür. Ve dahı sancak yire koyarken üç erkân vardur.  Allah ve Rasûl’i anmakdur. İkinci erenlerden duâ kabûl itmekdür. Üçünci pîrden ve mürîdden destûr istemekdür” dediler. İçimizden abdestsiz olanlar ab-ı dest alıp çimdik, geldik yine huzura dizildik. Pirimiz nefes verdi zikr eyledik. Hu, Allah, Hu Allah. Bu testere zikridir, zikr-i erredir. Nice can olup, nice bakırlar dövdük, ulu ağaçlar devirdik. İş tutup kesb eyledik.

Şeyh EdebaliNice sonra Pir söylemeye devam eyledi: Evvel buhl kapısını bağlaya ve sehâvet kapısını aça. İkinci kahr kapısını bağlaya, kanâat ve lutf kapısını aça. Üçüncü kibr kapısını bağlaya, tevâzu  ve alçaklık kapısını aça. Dördüncü tama ve lezzet-i nefsânî kapısını bağlaya, açlık ve riyâzet kapısını aça. Beşinci hırs ü heves kapısını bağlaya, rızâ ve sıdk kapısını  aça. Altıncı mâlâyani gaflet kapısını bağlaya, marifet ve senâhat  kapısını  aça. Yedinci efâl-i rahmet kapısını aça.  Bil ki  hangi kişinin  bu  yedi  hassiyyet  zâtında ola şuâ-ı efâl-i hamîde anı pür-ziyâ eyleye. Zira cümle mevcûdâtun gözünde sıbğlı efâl-i hamîdedür” dedi, ziyadesiyle nasihat eyledi. Bize cenk ve cihaddan bahseyledi. Pirimiz Ahi Evran’ın Moğol küffarıyla ve şeyhimiz Edebali’nin Bizans tekfuruyla vuruşmasından söz etti. Sözü aldık başımıza koyduk. 

Fütüvvet nedir?

Dost meclisinde çok durduk Fütüvvet nedir şöyle bildik: 1) Hizmetinde edeb ile olmak, 2) imân ve islâm öğrenmek, 3) izzet sahibi olmak, 4) tevbe etmek, 5) gözünü mâsiyeden çevirmek, 6) yoz  sözden dilini saklamak, 7) şehevâtdan yüz dönmek, 8) nefse uymamak, 9)  halka hürmetle dirilmek, 10) kendü nefsini hizmetden men itmemek, 11) halkı kendinden iyi  sanmak, 12) nefs-i emmâreyi öldürmek. Ve dahi mesleği usul ile bilmek, 

Tezgâhı ve elbiseyi pâk tutmak gerekdir. Yanılıp dâ kimseye  ezâ etmemek. Zîrâ ki bu  san’at  gâyet  şerîfdir.  İnsanın  azasına mütealliktir. Âlem ona muhtaçtır. Üstadlara gerekir ki her kaçan bir şâkirde destûr verip, ehil şakird için kazan kaynata. Ehil olmayan şakirde kendine yaraşır bir mesleğe sevk ede. Tevbe, sehâvet, ihlâs, yakîn, tevekkül, terki-i tabiat edip hevâ ve hevesden geçip matlûb olan hizmeti rızâ-yı Hak içün kılmak. Dünyâ tamaı için paranın peşinde koşmamak. Lakin kazançtan da mahrûm kalmamak ve kesb ü kârı, kazancı kendine helâl ola. Ve beş vaktde  üstâdların ve azîzlerün rûhuna fâtihâ okumak. Namaz kılmak. Ve hazret-i Rasûlün  rûh-ı  mütahhirine salavât getirmek ve kazandığın  saklayıp biriktirmemek, İslam ve Hakk ve muhtaç için infak etmek. Fıskdan fücûrdan ırak olmak, tâ ki dünyâda ve ahiretde enbiyânun şefâatinden mahrûm kalmaya.

Esnaf çarşısında yağmur çiseliyor. Gün karanlık. Kitabı kapattık. Kitapla dirildiğimiz bir âlemden geldik. Ahir zamandır, Mevlana’yı çağırıp semaya durduk, Hacı Bektaş’ı çağırıp semah döndük. Ahi Evran ile yıkılmış bir devri yâd ettik. Sofra kurduk, ekmek ve tuz koyduk. Sevdiğimizi bölüşüyoruz. Erteleyenler ve biriktirenler yüzünden viran oldu, yıkılası dünya.

 

Lütfi Bergen, sözü aldı baş ucuna koydu

1977: Almanya'da Türk gurbet işçileri.
1977: Almanya'da Türk gurbet işçileri.
Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2017, 11:08
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmethd
mehmethd - 8 yıl Önce

lütfü bergen yine döktürmüş...

banner8

banner20