banner17

Futbolda ipin ucu kimin elinde?

Sanatta, siyasette kültürel iktidardan bahsedebiliyorsak neden futbolda da bahsetmeyelim. Büyük bir futbol bilgesinin de bahsettiği üzere 'Futbol fena halde hayata benzer.' Şerif Çakmak yazdı.

Futbolda ipin ucu kimin elinde?

Bu sitenin müdavimleri sanıyorum takip ediyorlardır, İsmail Kılıçarslan ve Haşmet Babaoğlu’nun çokça yazdığı kültürel iktidar yazılarını. Şahsen bayıla bayıla okuyorum.

Bunlarla birlikte Cins diye bir dergi çıkardılar ki ilk sayısında “kültürel iktidar” başlığıyla benim gibi futbol seven, cahil tayfasından birinin bile severek okuduğu harika bir işe imza atmışlar.

Sanatta, siyasette kültürel iktidardan bahsedebiliyorsak neden futbolda da bahsetmeyelim. Büyük bir futbol bilgesinin de bahsettiği üzere “Futbol fena halde hayata benzer.”

Türk futbolunda iktidar mücadelesi

Futbolda da bir iktidar meselesi varsa hiç tereddütsüz bu iktidarın sahipleri 3 büyük güzide İstanbul kulübümüzdür. Ellerinde gazeteler, TV’ler vardır; buralarda İstanbul takımları hakkında kötü ya da ağır eleştiri yazıları göremezsiniz. Büyük takımlarımızdan birinin başkanı her an bir muhabiri ya da spor müdürünü çağırarak neler yazmaları gerektiği konusunda meslek içi eğitime tâbi tutabilir.

Yüksek mevkide tanıdıkları vardır bu kulüpleri yönetenlerin. Sizin işletmeniz vergi borcunu ödemezse, devlet alacağınızdan keser, haciz getirir, olmadı bin dereden su getirir ama alır. Devlet, trilyonlarca vergi borcu olan İstanbul kulüplerimizden bu alacaklarını senelerce alamaz, gerektikçe belirli aralıklarla affederek yeniden borçlanmasına imkan sağlar.

Bir de futbolun günah keçileri hakemler vardır. Her takım, her futbolcunun rahatsız olduğu futbolun üvey evlatları, bahtsız çocukları. Hakemler hata yapsa da yapmasa da İstanbul takımları her daim oynanan oyunların farkındadır. Rakip bir şekilde kollanmıştır.

Eğer yapılıyorsa bile hakem hataları, İstanbul takımları aleyhine yapılıyor sanırsınız. Zira her gün bir yönetici çıkıp TV kanallarından birine, “hakkımızı kimseye yedirmeyiz, birileri şampiyonluğumuzu engellemek istiyor” tarzı laflar ederler. Fakat sene sonunda görürsünüz ki toplam hataların sadece % 5-10'u İstanbul takımları aleyhine yapılmış.

Şike ya da benzeri konularda haklı olsunlar olmasınlar, gerekirse federasyon başkanını değiştirirler, yine de ceza almazlar. Ne olursa olsun 3 büyük İstanbul takımlarının gemisi batmaz bir şekilde rotasında devam eder.

Dünyada futbolun patronu kim?

Türkiye'de hal böyle iken gelin bir de dünyaya bakalım isterseniz. Dünyada ne yazık ki bu 3 büyük takımımızın sesi kısılır çoğu zaman, birkaç kez yerlerinden doğrulacak olsalar hemen azar işitip tahtada tek ayak üzerinde durmaya başlarlar. Hakemler bu sefer gerçekten karşılarındadır fakat çok azar işittiklerinden mütevellit “ya sabır” çekerler. Düşünür taşınır yüksek mevkilerdeki tanıdıklarına gidecek olurlar, bir ceza daha yerler futbola siyaset karıştırdıkları için. Siyasal futbol…

Buradan çıkan sonuç şu ki, iktidar ellerinde değil bu takımlarımızın, peki kimin elinde?

Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nde (UEFA) mi? Dünyanın en küçük kıtası olmasına rağmen, Dünya Kupası'nda en çok ülke ile temsil edilmek bu konuda bize bir fikir veriyordur. UEFA futbolda iktidarın sahibi ise başkanı Platini bunu kullanıyor belki?

UEFA başkanı Michael Platini'nin başkan olurken vaadi büyük takımların bu iktidarını yıkacağına dairdi. Örneğin Şampiyonlar Ligi'nde daha çok küçük ülke takımları oynayacaktı fakat bu yıl gördük ki İspanya’dan tarihte ilk defa 5 takım katıldı Şampiyonlar Ligi'ne… Büyük takımların daha çok katılmaya başladığının somut kanıtı bu aslında. Bu şu demek kıymetli okuyucu, kim Şampiyonlar Ligi'nde oynuyorsa ortalama 25 milyon euroyu cebine koymuş oluyor. Napolyon’un hemşerisinden de bu beklenirdi.

Asıl patron kim?

İspanya 5 takımla katıldı ise bu zenginler ligine, muktedirleri burada aramak doğru olabilir belki...

İspanya’dan mottosu “Mes que un club” (Bir kulüpten daha fazlası) olan Barcelona bunun için adaylardan birisidir bence... Öyle ki geçtiğimiz yıllarda İspanya’nın Barcelona takımı “forma reklamı almıyorum, formama UNICEF reklamı alacağım sadece ve satılan her formadan bir miktar parayı UNICEF’e ayıracağım” diyerek dünyayı ayağa kaldırmıştı. Sonradan ortaya çıkardılar, iyi hesap yapan akıllı kişiler; bütün masraflar şunlar bunlar çıkınca kalan meblağdan bir miktarı gidiyor UNICEF’e… Satılan formadan kazanılan milyonlarca euro Barcelona takımını içinde bulunduğu finansal krizden çıkardı tabi… Kimse de sormadı bunda bir yanlışlık yok mu diye? Hâlâ bir çok insan Barcelona’nın kötülerin karşısında, iyilerin yanında bir nevi örümcek adam olduğunu sanıyor.

Yıllardır büyük ahlaksızlıklarla yönetilen FIFA (Dünya Futbol Federasyonları Birliği), bu iktidar sahiplerini daha çok zenginleştirerek bu ahlaksızlıklarının ortaya çıkmasını önledi bu yıla kadar. Karşısına küresel iktidarın yegane sahibi ABD çıktı. ABD, kendi ülkesinde en popüler 10 sporun içinde olmayan futbola el attı ve futbolun maddi ve manevi iktidarına büyük bir darbe vurdular.

Yeri gelmişken son bir soru ile kapatabiliriz bu konuyu: Dünya futbolunda İspanya, Brezilya, Arjantin, Almanya, İtalya gibi saygın bir yeri olmayan İsviçre nasıl oluyor da, Avrupa futbolunun patronu UEFA’ya ve dünya futbolunun patronu FIFA’ya evsahipliği yapabiliyor?

 

Şerif Çakmak yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2015, 15:00
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20