Fuat'ın susuzluğu Ramazan'la sınırlı değildi

'Kimse bilmez! O ilk yaz Ramazan'ında biz, yüz metre ilerideki çeşmeye çok yüksek bir çağlayandan dökülür gibi koşardık.' Ali Ayçil, ilk kez internet yoluyla yayınlanacak bir hikayesini Dünya Bizim için yazdı..

Fuat'ın susuzluğu Ramazan'la sınırlı değildi

Aşağı Çarşı esnafı, bir ikindi vakti dükkanlarının önünden geçen yaşlı kadınla oğlunu ilk gördüğünde, "bir dilenci daha" diye geçirdi içinden. Bizim şehrimiz küçüktür. Aldığı kilolar yüzünden yürümekte güçlük çeken otuzlu yaşlardaki oğul ile anne, aynı gün sırasıyla Buğday Meydanından, Dört Yoldan, Kelkit Duraklarının önünden, Ordu Caddesinden, Yeni Caminin kıyısından de geçtiler. Her nerede gözüktüyseler, şehrin sakinleri Buğday Meydanı'nın esnafı gibi düşündü: "İşte iki dilenci daha." Oysa ne o gün ne de ertesi günlerde kimseye el açmamış, kimseden bir şey istememişlerdi. Sonradan anlaşıldı ki, şu gözlerine siyah gözlükler takılmış, bir eline değnek tutuşturulmuş oğulun adın Fuat'tır. Anası Gülzade, oğlunun canı sıkılmasın diye, ikindi vakitleri koluna girip şehri gezmeye çıkarmaktadır...

Kimse bilmez! Aslında bu Gülzade Abla'nın üç oğlu vardı, Fuat en küçüğü. Babaları Nazım Almanya'ya gittiğinde, Lokman henüz kundakta bir bebekti; ilk memleket izninin meyvesi olarak Nihat doğdu; Fuat, ikinci izinden kalmadır. Söylendiğine göre bir üçüncü izni yıllarca gecikti Nazım Amca'nın; oğullar büyüdü, kederli bekleyiş dörde katlandı, yol, dönmeyen bir baba yüzünden ıssızlaştıkça ıssızlaştı. Nazım Amca, başka gurbetçilerin getirdiği parça parça haber olarak yaşatıldı yıllarca. Kimileri bir Alman kadınla evlendiğini, kimileri sakatlandığını ve elden ayaktan düştüğünü, kimileri de işsiz güçsüz meyhanelerde sabahladığını söylüyordu. Kimi zaman öldüğü bile oldu kayıp Nazım'ın. Ama bir gün, bir aylığına da olsa geri dönmesi tuttu. Gülzade Abla, sandıkta sakladığı entariyi yeniden giydi, beyaz tülbentini taktı, iskarpinleri çıkardı sakladığı yerden, çıktı şöyle bir göründü mahalleye. 'Zalimin oğlu' nihayet geri dönmüştü, üç oğlunun babasını dünden affetmeye hazırdı zaten. Affetti...

Gurbet bazılarını semirtir, bazılarının da bir kurt gibi etine girer. Nazım Amca, kurtların payına düşmüştü işte. Bir ay boyunca, sağ elinin parmakları arasında yanan Pal Mal sigarası, yanında üç oğlu, bir deri bir kemik sokağa çıkıp insanlarla selamlaştı; hal hatır soruldu karşılıklı; zorlukla güldü, uzun uzun sustu. Ve bir sabah bavulunu sırtlanıp, gurbetine geri gitti. O vakit yazdı, Ramazan yeni başlamıştı, biz çocuklar ilk oruçlarımızı tutuyorduk. İkindi vakti, vakit geçsin diye maç yapmak için çayıra gidiyor, güneşin altında susuzluktan daha da kırılıyor, dayanamaz hale gelince de mahallenin meydanına gelip bir duvarın altına ilişerek akşam ezanını bekliyorduk. Tam karşımızda bir çeşme vardı, oluğundan su değil de dudaklarımız akıyordu sanki. Bekleyişin artık sayamadığımız yüzyıllarından birinde, aslen Trabzonlu Şaban Hoca, elleri arkasında aheste aheste camiye doğru yürümeye başlıyordu. Şaban Hocanın camiye varması Nazım Amcanın gurbette geçirdiği yıllardan daha uzundu sanki. Sonra birden susuzluktan ölmüş çocukların yüzüne, bir adamın çıplak sesle okuduğu ezan çalınırdı...

Kimse bilmez! O ilk yaz Ramazan'ında biz, yüz metre ilerideki çeşmeye çok yüksek bir çağlayandan dökülür gibi koşardık. Ama şu kaleye geçince bütün gol yollarını vücuduyla kapayan tombul Fuat, iki elini yanlarına açar, her seferinde oluğun altına ağzını ilk dayayan o olurdu. Elbette abartmıyorum. Oluktan akan su, bir süre dışarıya sızmadan, Fuat'ın irice açılmış dudaklarının arasına akardı. Bu çocuk niye böyle kilo alıyor, niye bu kadar çok su içiyordu? Anası Gülzade'ye bakılırsa, herkesten iyi besliyordu oğlunu. Sonradan fark ettik ki, Fuat'ın susuzluğu yalnızca Ramazan'la sınırlı değildi, o hep susuyor, hep su içiyor, hep kilo alıyordu aslında. Bir gün, ben uzaklardayken ablam, "biliyor musun?" dedi telefonda; "meğer Fuat şeker hastasıymış, anası şişkinliğini kendi bakımından sanmış."

Sonra mı? Sonra hayat parça parça hesaplaştı Fuat'la; gözlerinin feri gittikçe azaldı, nihayet hiç bir şeyi görmez oldu; anası canı sıkılmasın diye alıp çarşı çarşı gezdirdi oğlunu. Fuat kırk yaşındayken, belediye hoparlörlerinden bir anons duyuldu: "Nazım ve Gülzade Akgündüz'ün oğulları, Lokman ve Nihat Akgündüz'ün kardeşleri Fuat Akgündüz Hakkın rahmetine kavuşmuştur." Gülzade, bir süre oğulsuz dolaştı çarşılarda; baktı olmuyor, bir anons da onun için yapıldı. O çeşme hâlâ akar...

 

Ali Ayçil

Yayın Tarihi: 03 Temmuz 2014 Perşembe 12:49 Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2017, 18:02
YORUM EKLE

banner19

banner36