banner17

Fransa'nın unutturmaya çalıştığı insanlık suçu: Kub Kub Katliamı

Fransızlar 1917 yılında, Çad tarihinin en kanlı olayı olarak kabul edilen Kub Kub Katliamı'nda, 400 Müslüman âlimi sabah namazı kılarken öldürdüler. Prof. Dr. Ahmet Kavas ve Dr. Muhammed Tandoğan tarafından kaleme alınan önemli bir makale bu katliamı bütün ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor.

Fransa'nın unutturmaya çalıştığı insanlık suçu: Kub Kub Katliamı

15 Kasım 1917 tarihinde yaşanan Kub Kub Katliamı öncelikle Abeşe şehri ve bölgenin Fransızlar tarafından sömürgeleştirilmesine kapı aralayan tarihi bir dönüm noktası. Buna karşın bu katliam ne yazık ki dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de gereken ilgiyi görmemiş.

Bu açıdan Prof. Dr. Ahmet Kavas ile Dr. Muhammed Tandoğan tarafından kaleme alınan “Fransa’nın Yok Sayılan Kara Tarihinden Bir Kesit: 100. Yılında Unutulmuş Kub Kub Katliamı (15 Kasım 1917)” başlığını taşıyan makale önemli bir boşluğu dolduruyor. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Hakemli Dergisi’nde yayınlanan makalenin ülkemizde Kub Kub Katliamı üzerine yapılan ilk ciddi çalışma olduğunu belirtmekte fayda var.

Görünen o ki ülkemizde Afrika çalışmaları yapan kurum ve kişilerin sayıları arttıkça kadim kıta hakkında unutturulmuş daha nice dram ve katliam gün yüzüne çıkacak.

*

Çad Cumhuriyeti’nin Abeşe şehri ve çevresi, 1909 yılında Fransa tarafından işgal edilmesinin ardından 1917’de çok büyük bir katliam yaşadı. Halk tarafından “Kub Kub Senesi” adıyla bilinen olayda ülkede bulunan âlimler topluca öldürülmüştü.

Ülke tarihinin en karanlık sayfalarından birini oluşturan ve Fransa’nın tüm sömürgecilik dönemine şahitlik eden bu olay, Afrika halkları nezdinde bir haçlı mezalimi olarak da bilinmektedir. Çok sayıda âlimin öldürüldüğü katliam, ülke tarihi kadar kıta tarihi için çok büyük önem taşıyordu.

İngiliz ve Fransızların at koşturduğu dönemler

19. yüzyılın sonlarına doğru, bugünkü Çad’ı oluşturan topraklar üzerinde çeşitli güç savaşları yaşanmaktaydı. İngilizler Vadây ve Bagirmi sultanlıklarını silah zoruyla işgal hazırlığındaydı. Fransızlar ise Şari Nehri’nden, Cezayir’den ve Nijer’den misyonlarıyla İngilizlere destek veriyordu. Bölgedeki Senûsiyye Kardeşliği, 1899’da karşı direniş sürecini başlattı. Osmanlı Devleti’nin desteğiyle sahadaki görünürlüğünü arttıran Senûsîler, 19. yüzyılın ikinci yarısından beri Trablusgarp hinterlandındaki nüfuz alanlarını genişletti.

Dönemin en büyük sömürge gücü olan İngiltere’nin 1878 Berlin Konferansı’nın izdüşümü olarak imzaladığı 1893 İngiltere-Fransa Dostluk Antlaşması’nın ardından Osmanlı’ya yönelik tutumunu değiştirmesi bölgedeki denklemleri değiştirdi. 21 Mart 1899 tarihli İngiliz-Fransız Mukavelenamesi’yle birlikte Çad Gölü havzası sömürgeciliğin buluşma noktası oldu. Bu süreçle birlikte Dârfûr, İngiliz hâkimiyetinde kalırken; Fransa’ya Çad’ın doğu ve kuzey kısımlarındaki Vadây, Bagirmi ve Kânim ile ahalisi daha önce tamamen Senûsilere intisap eden Borku, Ennedi ve Tibesti (BET) bırakıldı. Kısacası, dönemin en güçlü kolonyal güçleri İngiltere, Fransa ve Almanya kendi aralarında Nijerya, Kamerun, Çad ve Nijer topraklarını taksim ettiler.

Fransızların kullandıkları orantısız güce karşı Çadlıların direnişi yedi yıldan fazla sürdü. 22 Nisan 1900 yılında Fransız Komutan Amédée-François Lamy’nin öldürüldüğü Kuseyri (Kusseri) Savaşı, her iki tarafın ağır kayıplar verdiği kamlı bir savaş oldu.

Kuseyri Savaşı’nda ağır yara alan Râbih b. Fazlullah’ın 1900’de ölümünün ardından Fransızlar, başkent Dikva’yı işgal etti.

Rabih'in kafası neden kesildi?

Kuseyri Savaşı’nı kaybetmesi üzerine yakalanan ve hemen öldürülen Bilâdüssûdan tarihinin en büyük komutanlarından sayılan Râbih’in kafası gövdesinden ayrıldı. Fransızlar daha önce de Mali-Senegal arasında kendi işgallerine karşı direnen büyük âlim ve mücadele adamı Mamadu Lamine’i 1887 yılında yaptıkları savaşta yaralamışlar ve hemen kafasını kesmişlerdi. Kendileri gibi birer Afrikalı olan ve Senegalli Nişancılar denilen yerli askerin ellerinde sömürgeciliğin karşısında direnen son mücadele adamlarının kafatasları pazar yerlerinde teşhir ettirildi. O dönemde Avrupalılar, Batı Afrikalı Müslümanların kafası gövdesinden ayrılan kimselerin cennete gitmeyeceğine dair bazı inançları olduğunu öğrenmişlerdi. Böylece kendilerine en büyük direnişi gösterenleri sadece öldürerek etkisiz kılmakla yetinmemişler aynı zamanda cehenneme de göndermiş oluyorlardı. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Ahmet Kavas, Geçmişten Günümüze Afrika, II. Baskı)

Fransızların Vadây’ı (Abeşe’yi) 23 Ağustos 1909’da işgal ederek buraya yerleşmeleri üzerine Kabka ve Ennedi’deki nüfuz bölgelerinden çekilen Vadây Hâkimi Dûd Mürre ile Dâr Mesâlit’teki Sultan Tâcüddin ittifak ederek direnişe geçtiler. Dûd Mürre ve Tâcüddin’in askeri birliklerini, Senûsî İhvanı ile Mesâlit halkı oluşturuyordu. İhvân, silah yapımında ve kullanımında mahirdi. Mesâlitler ise tüfekten ziyade harbe, şankar mankar ve kılıç kullanmakta mahirdiler. Vadâylılar ise hiçbir şey bilmiyorlardı. 27 Ekim 1911’de Sultan Dûd Mürre teslim olmak zorunda kaldı.

Mezbahatü Kub Kub

1917’de Vadây bölgesindeki Abeşe şehrinde yerel halk arasında “Mezbahatü’s-Sâtûr” veya “Mezbahatü Kub Kub” olarak bilinen Mezbahatü Rüheybe’de 400 âlim toplandı ancak Çad’ın farklı bölgelerinden gelerek burada toplanan ulema, sabah namazının kılınması esnasında yok edildi. Kub Kub Katliamı’nın hemen ardından İslam’ın yayılmasında, Arap dilinin ve İslam kültürünün bölgede hükümran olmasında büyük bir role sahip olan Vadây Hâkimi Sultan Dûd Mürre ismiyle meşhur Muhammed Sâlih görevinden el çektirilerek Encemine (veya Fort-Lamy) şehrine götürüldükten sonra öldürülen âlimlerin başları gövdesinden ayrılmış naaşları, Abeşe sınırları içerisinde yer alan vadi konumundaki Ümmü Kâmil’deki bir toplu mezara defnedildiler ve bu şehitlik, günümüzde halen varlığını muhafaza etmektedir.

Çad havzasındaki kabile reislerinin kontrol altına alınması için “büyük bir psikolojik şok”un yaşatılması gerektiğine inanıyordu.

Sahra transit ticaretinin önemli merkezlerinden Abeşe’de gerçekleştirilen bireysel suikastlar, toplum üzerinde şiddetli bir baskı oluşturdu. Bu yüzden bölgenin güneybatı kesiminde muhalefet, yaklaşık 1930’a kadar sürdü. Vadây’ın geri kalan âlimleri, Sudan ve Mısır’a zorunlu olarak göç ettirildi ve İngilizlerle varolan antlaşma nedeniyle Sudan’ın lehine köyler boşaltıldı.

Kaynak: www.dunyabulteni

Not: Makaleyi haberleştiren Şerife Yılmaz'a teşekkürler.

Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2019, 22:53
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20