Fıtratı bozmak mı, asli fıtrata dönmek mi?

Dünyada en çok estetik ameliyatın gerçekleştirildiği ülke İran İslâm Cumhuriyeti'dir. Peki, İslâm hukuku bedene yönelik bu tür estetik müdahalelere nasıl yaklaşmaktadır? Merve Özaykal yazdı.

Fıtratı bozmak mı, asli fıtrata dönmek mi?

Dünyada en çok estetik ameliyatın gerçekleştirildiği ülkenin İran İslâm Cumhuriyeti oluşu ve Âyetullahların fetvalarının bu süreci kolaylaştırdığı yadsınamaz bir hakikattir. Peki, İslâm hukuku bedene yönelik bu tür estetik müdahalelere nasıl yaklaşmaktadır? Gerçekten İslâmî açıdan bakıldığında, hiçbir tıbbi gerekçe bulunmamasına rağmen daha güzel bir görünüm elde etmek için kişi, bedeni üzerinde dilediği gibi estetik amaçlı tasarruflarda bulunabilir mi?

Fıtratı bozmak mı, asli fıtrata döndürmek mi?

Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle tıbbın, estetik müdahaleye yönelik olan rekonstrüktif ve kozmetik şeklindeki sınıflamasını esas almamız daha uygun olacaktır. Doğuştan var olan veya sonradan meydana gelen fiziki bozuklukları gidermek ya da kişiyi daha güzel bir görünüme kavuşturmak amacıyla yapılan tıbbi uygulamalar genel olarak estetik müdahale kapsamında görülmekteyse de tıbbi açıdan birincisi rekonstrüktif (yeniden yapılandırıcı) bir müdahale iken, ikincisi tamamen kozmetik bir müdahale sayılmaktadır.

Tedavi kapsamında görülen birinci kısım İslâm dünyasındaki bireysel ve kurumsal fetvalar incelendiğinde dinî açıdan makbul bulunması itibariyle esasında tartışma dışındadır. Tıbbi uygulamaları fıkıh literatüründeki zarûriyyât (zaruretler), hâciyyât (ihtiyaçlar) ve tahsîniyyât (lüks uygulamalar) ayrımına göre tasnif ettiğimizde, ilk iki kategoriye dâhil olabilecek tıbbi uygulamaların caiz kapsamında görüldüğü anlaşılabilmektedir. Zira bunlar, doğuştan var olan anomaliler veya sonradan vücutta bir deformasyon meydana gelmesi gibi sebeplere dayanmakta ve psikolojik sorunlara veya sosyal hayatın ve ilişkilerin bozulmasına dahi yol açabilmektedir.

Zarûriyyât kategorisine örnek olarak yapışık doğan ikizlerin ayrılması işlemi verilebilirken; hâciyyât kategorisine yanık, yara, ameliyat izi ve doğum lekesi tedavileri, yüz nakli sonrası ihtiyaç duyulan estetik düzeltmeler, tavşan dudağın düzeltilmesi, bitişik veya fazla parmakların normal hâline getirilmesi, saçları dökülen kadınların saç ektirmesi gibi örnekler verilebilir.

Görüldüğü üzere bu son kategoride kişiye ilgili müdahale yapılmasa da hayatını sürdürebilir.Ancak bu müdahale kişinin hayatını ciddi anlamda kolaylaştırdığı ve ondan bazı sıkıntıları giderdiği gibi tıbben tedavi kapsamında görülebilecek uygulamalardır. Zira “Meşakkat teysîri celbeder” ve “Zarar giderilir” Mecelle küllî kaidelerinde de belirtildiği üzere, zararın giderilerek kişinin hayatının kolaylaştırılması esastır. Bu sebeple diğer insanlar tarafından garip karşılanan, insanın psikolojik durumunun ve sosyal hayatının olumsuz yönde etkilenmesine sebep olabilecek doğuştan gelen veya sonradan oluşan anormal görünümlerin tıbbi müdahale ile düzeltilmesi, fıtratı bozmak kapsamında görülmeyip aksine aslî fıtrata döndürme olarak kabul edilebilir.

Bedenin doğal dengesi bozuluyor

Hiçbir zaruret ve gerçek anlamda bir ihtiyaç olmamasına rağmen yalnızca daha genç ve güzel görünmek, modayı takip etmek, imaj değiştirmek, karşı cinse cazip gelmek, dikkat çekmek, ünlü bir kimseye benzemek, kimliğini gizlemek gibi amaçları taşıyan çeşitli estetik müdahalelere ise İslâmî açıdan olumsuz yaklaşılmaktadır. Hiçbir tıbbi endikasyon ve gerekçe bulunmaksızın yüz gerdirme, dövme yaptırma, burun kaldırma veya şeklini değiştirme, göğüslere ya da dudaklara silikon yaptırma, kulakların küçültülmesi gibi müdahaleler, yaptığımız tasnifteki tahsîniyyât sınıfı kapsamında olup bu sebeple genel kural olarak caiz görülmeyen işlemler arasındadır. Peki, ortak nokta olarak güzelleşme amacını taşıyan değişiklikleri içeren bu tür işlemler dinî açıdan neden olumsuz kategorisinde görülmektedir? Hâlbuki “Allah güzeldir, güzeli sever.”(Müslim, “İmân”, 147) gibi hadisleri bu bağlamda düşündüğümüzde kişinin güzel görünmesi veya güzelleşmesi dinen olumlu bir eylem değil midir? Veya kişininbu tür tasarruflarının sünnet olmak, saç veya tırnak kesmek gibi bedene yönelik diğer caiz görülen tasarruflardan ne gibi farkı bulunmaktadır?

Esasında kozmetik amaçlı estetik müdahale bağlamında akla gelebilecek her bir işlemin farklı amaç ve neticeleri olduğunu dikkate aldığımızda, tek bir sebepten bahsetmek mümkün görünmemektedir. Fakat Peygamber Efendimizin (sas) yasakladığı dövme yaptırmak, güzelleşmek amacıyla saça saç ekletmek, yine ilgili dönemde güzellik alameti sayıldığı için toplumda uygulana gelen dişlerin arasını törpületmek suretiyle açmak, kaşları almak veya kazıtmak gibi uygulamalara bakıldığında, hepsinde ortak nokta olarak tedavi zarureti olmaksızın güzelleşme amacı dikkat çekmektedir.

Ayrıca Efendimiz (s.a.) bu işlemleri uygulayanları kınamış ve “Onlar Allah’ın yarattığını değiştirirler.” buyurmuşlardır (Buhârî, “Libâs”, 83-87; Müslim, “Libâs”, 33). Hâlbuki yine ayette ifade edildiği üzere, insan en güzel bir biçimde yaratılmıştır: “Biz, gerçekten insanı mükemmel bir surette yarattık.” (et-Tîn, 95/4) Öyleyse ahsen-i takvim üzere yaratılmış insan bedeninde salt güzelleşmek amaçlı değişikliklere gitmek, İslâm dininde Allah’ın yarattığı fıtratı değiştirmeye kalkışma ve bir nevi yaratıcıya karşı saygısızlık olarak görülmektedir. Fıtratı bozmayı ve yaratılışı değiştirmeyi hedefleyen her türlü müdahale ise yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/119)

Gerek hadiste zikredilen bu uygulamaların gerekse günümüzde yaygın olarak uygulanan kozmetik amaçlı estetik işlemlerin, bedene yönelik hayat kurtarıcı veya tedavi edici yani bir bakıma zorunlu müdahaleler olmaması, tıbbi endikasyon bulunmamasına rağmen ameliyat veya diğer tıbbi tedaviler gibi risk ve komplikasyon içeren işlemlere bedenin maruz bırakılması, bunlardan bir kısmının bedenin doğal dengesini bozabilecek olup uzun veya kısa vadede bedene zarar verici işlemler olması yasaklığının sebepleri arasında görülebilir. Yine kişinin doğal hâlinden farklılaşması sebebiyle hile ve aldatma içermesi gibi gerekçeler de burada zikredilebilir.

Bunlara fiziksel güzelliğin ön plana çıkarılarak insan için asıl olan ruh ve ahlak güzelliğinin ihmal edilmesi, hatta bu materyalist bakış açısının kişileri ve toplumları öjeni düşüncesine katar götürebileceği, dünyada temel tıbbi tedavileri alamayan milyonlarca insan varken kozmetik müdahalelerin tıbbi kaynakların gereksiz kullanımı kapsamında görülebilmesi ve kadın bedeninin teşhir edildiği günümüzde bedenin mahremiyetinin çiğnenmesine yol açması gibi nedenler de eklenebilir.

Yine bedeninin Allah tarafından yaratılmış hâlini değiştirme düşüncesinin arkasındaki imani ve felsefi boyutları da ihmal etmemek gerekmektedir. Allah’ın yarattığı fiziki özelliklerin de kişinin imtihanının bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca kişilerin estetik kozmetik amaçlı müdahaleleri talep ederken, bu tür kararlarında ne kadar özgür oldukları, toplumu veya diğer insanları memnun etme ve onlara kendilerini beğendirme kaygılarının ne kadar etkili olduğu da dikkate alınmalıdır. Nitekim bu tür müdahalelerin genellikle kadın bedeni üzerinde gerçekleştiriliyor olması bu şüpheyi besleyecek bir argümandır.

Estetik ve güzellik kavramları göreceli olmaları sebebiyle böyle bir imkâna yol verildiğinde bu tür tasarruflara sınır çizmek mümkün olmayacaktır. Öyleyse genel bir kural olarak; doğal bir süreç içerisinde vücutta meydana gelen tabii bozulmalar için bedene müdahalenin caiz olmadığı, fakat ister doğuştan ister sonradan olsun, tabii olmayan bozuklukların düzeltilmesine ve bu sebeple tedavi kapsamında görülen müdahalelere dinen de cevaz verildiği ifade edilebilir.

Fetva verilen özel durumlar

Ancak her ne kadar salt estetik-kozmetik amaçlı müdahalelere olumlu bakılmıyorsa da kimi durumlarda istisnai olarak kişiye özel olmak kaydıyla bazı uygulamalara fetva verilebileceği kanaatindeyiz. Örneğin kişinin fiziksel bir görünümünün onda psikolojik açıdan birtakım ciddi sorunlara yol açması, kişiyi obsesif hâle getirip sosyal hayatını sekteye uğratması ve psikoterapötik süreçlerden geçmesine rağmen tedaviye cevap vermemesi hâlinde kuraldan istisnaya gidilebilir. Sonradan meydana gelen, başka alternatifler denenmiş olmasına rağmen çözümü bulunamayan ve kişiyi veya eşini rahatsız eden fiziki görünüm bozukluklarında da yarar-zarar dengesinin korunması kaydıyla bazı tedavilere başvurulabilir.

Örneğin ciddi oranlarda ve ani kilo kaybı sebebiyle vücutta deri sarkması veya doğum sonrası ağır deformasyonların sporla veya harici basit tedavilerle düzelmemesi durumlarında vücudu doğal görünümüne çevirmek amacıyla tıbbi müdahale yapılabilmelidir. İlk etapta güzelleşme amaçlı gibi görünen ancak kişiye ciddi rahatsızlıklar veren yani tıbbi bir gerekçeyi de barındıran bazı işlemler de yapılabilir. Örneğin sürekli ve ağır bir sırt ağrısına sebep olan iri göğüslerin küçültülmesi, nefes almayı engelleyen burun kemiği eğriliğinin düzeltilmesi, kadınların yüzünde çıkan bıyık, sakal, bitişik kaş arası gibi erkeksi görünümlerin giderilmesi bunlardandır. Hastalık derecesinde obez kişilerin tüm çareleri denemelerine rağmen sonuç alamadıkları durumlarda vücutlarından yağ aldırmaları veya zayıflamak için mide ameliyatına girmeleri caizdir.

Görüldüğü üzere genel hükümlerin yanı sıra, objektif kriterini tespit etmenin zor olduğu böyle bir durumda, tedavi kavramının kapsamı genişletilerek kişiye hareket alanı açan istisnalar da bulunmaktadır. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun ve İslâm Konferans Teşkilatı’na bağlı Uluslararası İslâm Fıkıh Akademisi’nin kararlarına da baktığımızda bu kurumların genel olarak kozmetik amaçlı estetik müdahaleleri kabul etmediklerini, ancak sağlıklı fıtratı bozmamak, yapılmasında bir yarar veya yapılmamasında mevcutbir zarar bulunmak, hile, aldatma veya karşı cinse benzeme kastı bulunmamak, hukuki karışıklığa ve yanlış anlamaya yol açmamak kaydıyla bir tür tedavi olarak yaptırılmasında sakınca olmadığını bildirdiklerini görmekteyiz.

Tıbbi, psikolojik, sosyolojik, dinî ve hatta iktisadi boyutları bulunan bedene estetik müdahale konusunda rekonsrüktif tedavilerin caiz ve hatta bazen vacip olabileceğini, salt kozmetik amaçlı estetik müdahalelerin ise genel kural olarak caiz olmadığını, yine de zikrettiğimiz istisnalar çerçevesinde esnekliğe gidilebileceğini ifade edebiliriz. Ancak estetik ve güzellik gibi sübjektif kavramların merkezde olduğu bu tür bir karar verme sürecinde, hangi uygulamaların zaruret, ihtiyaç ve lüks kavramlarına dâhil olduğunun ve dolayısıyla hangilerinin insan fıtratına ve Allah’ın yaratmasına müdahale kapsamında sayılabileceğinin belirlenmesinde, interdisipliner olarak özellikle tıp ve psikoloji alanlarından yardım almak gerekmektedir.

Merve Özaykal, “İslam Hukukunda Bedene Estetik Müdahale”, Kadın dergisi, Nisan - Mayıs -Haziran 2018, sayı 5.

Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2020, 16:36
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26