banner17

Fetih şenliği mi, Pompei'nin son günleri mi?

29 Mayıs, Fetih, Fatih ve geçmişte kalan şanlı günler oyalamasının ne anlama geldiğini sorguluyor Mustafa Everdi..

Fetih şenliği mi, Pompei'nin son günleri mi?

 

Bu yazı bir makale değildir. Üfürükçü birinin üfürmesidir. Bu nedenle delillerle, kaynaklarla değil, mutmain kılacak sözlerle bir cevabı hak edebilir. Bir zuhurat sonucu doğan fikir jimnastiği gibi okunmasını istirham ederim. Yoksa bir ideologun manifestosu gibi değil.

Bir din teklifi ile gelenlerin fetihçi misyona ulaşmalarının çelişkisine değinmek istiyorum

İslam’ın devrimci karakteri; zamanın fetihçi imparatorluklarının misyonuna indirgeyen Emeviler elinde bir ganimet dinine dönüştü. Artık Hz. Ali’nin halifelik döneminde insanlar; İslam’a teslim olmaya, mahrumiyete, iyiliği emredip kötülüğü menetmeye değil; ganimete, makama ve ikbale geliyordu. Fethedilen ülkelerdeki halklar ya eman vergisinden kurtulmak, ya da galiplerin ganimetinden pay almak için Müslüman oluyordu. Bu nedenle inandıklarına kesin bir red yapmadan kolaylıkla yeni bir dine giriyor; geçmişin bütün tortularını İslam’a, yeni dinlerine taşıyordu. Artık münafıkların listesini verecek bir vahiy kalmamıştı; ilham ise bu alanda otorite olabilmezdi.İstanbul'un Fethi kutlamaları

Bu nedenle bütün dünya, devrimci bir İslam’ın gönül fetheden mesajlarına değil; inanmış fatih müminlerin kılıçlarına muhatap oldu. Kılıçlarımız ya Hak dine girersin ya da şehrini, malını mülkünü, kârını, zenginliğini yağmalarım teklifiyle ulaşıyordu yeni beldelere. Bugünden, bugünün zihniyetinden bakarak eleştirmiyorum; bir din teklifi ile gelenlerin fetihçi misyona ulaşmalarının çelişkisine değinmek istiyorum.

Bu fetihçi “fütüvvet” Osmanlı ile Bizans kapılarına dayanmıştı sonunda. Bizans sadece Konstantinapolis idi ve Osmanlı elinde rehin bir şehirdi. Zağanos Paşa gibi Müslümanlığa ve Osmanlılığa yeni girenler; göz alıcı bir olayla kendilerini kabul ettirebilmek için İstanbul’un fethini ölüm-kalım meselesi olarak ortaya koydular. Çandarlı gibi köklü ailelerin temsilcileri ise; İstanbul’u rehin tutarak Batıya ilerleme yanlısıydılar. Böylece Batıyı uyandırmadan İspanya’ya kadar ilerlemek mümkün olacaktı.

Sultan II. Mehmet; bir kere indirildiği tahtın emanet olmasını içine sindiremediği için İstanbul’u fethederek yerini muhkem kılmak ve o güne kadar fethe nail olamayanların arasından sıyrılarak bir isim bırakmak hevesindeydi.

Artık fetihler Doğudan Batıya doğru değil, Batıdan Doğuya doğruydu

Batı dünyası Katolik dünya demekti. Ortodokslar onlar için rafiziydi. Osmanlı hâkimiyetine girmelerinde bir beis yoktu. Böylece Hristiyanlık için alternatif olmaktan çıkacak ve Katolik dünya bir ve bütün varlığını hem ideolojik hem de maddi olarak koruyabilecekti.

İstanbul’un fethi, Batı için, Hristiyanlık dünyası için inandıkları bütün değerlerin yanlış olabileceği zehirli şüphesine yol açtı. Bu nedenle Ortaçağ karanlığını yıkmak için ellerine büyük bir gerekçe geçti. Artık Papa, kilise, krallar, aristokratlar para ve kan üzerine bir egemenlik kurma lüksünü kaybetmişti. Rönesans böyle başladı; keşifler, icatlar, hurafeden sıyrılıp akıl üzerine düşünceler, felsefeler, eserler… Batı uyanmıştı; yolu ve bahtı açılmıştı. Sadece bahtı değil, “İncil’in değil ama, Kilise’nin düşünceye, düşünce üretmeye asırlarca kapattığı kapılar Hıristiyanlara” açılmıştı.

İstanbul'un Fethi kutlamalarıOsmanlı Doğu yolunu kapattığına göre, Batıya giderek Doğuya ulaşma fikri, Batıya Ümit Burnu’nu, Amerika’yı açtı; keşifler çağı başlamıştı. Sadece yeni yerler keşfedilmemiş; insan, yetenekleri, bilim, gelişme, teknoloji batının Osmanlı dehşeti karşısında yeni silahlarıydı artık.

Osmanlı ve ümmet coğrafyası ise köhne ve yoksullaşmış, adeta tükenmiş bir Konstantinopolis fethiyle; kendi eseriyle sarhoş olmuş; bilinçleri ve gözleri kamaşmıştı. Nitekim bu kamaşma ancak Viyana bozgunu ve Karlofça Antlaşmasına kadar sürdü.

Bu arada atı alan Üsküdar’ı geçmiş ve Batı, Osmanlı’nın yetişemeyeceği kadar mesafeyi açmıştı. Artık fetihler Doğudan Batıya doğru değil, Batıdan Doğuya doğruydu. Nitekim İngiltere, küçük bir adadan Güneş batmayan imparatorluğa ulaştı. Bu imparatorluk bugün ABD ile devam ediyor.

Fetih şenlikleri Pompei­’­nin son günlerini andırmasın

Artık zulüm, Batıdan bize gelendir; Afganistan, Irak, Tunus, Mısır, Suriye, Filistin’dir. Libya’dır. Haklı olarak “NATO’nun ne işi var Libya’da” deyip ertesi gün aralarına katılmak zorunda olduğumuz bir bilek güreşi içindeyiz. Ve bileği bükülen hep biziz.İstanbul'un Fethi kutlamaları

Buna rağmen nedir bu 29 Mayıs, Fetih, Fatih ve geçmişte kalan şanlı günler oyalaması? İstanbul’u fethimizin, bizim İspanya’ya kadar yürümemizi engelleyen Batıda bir uyanışa yol açtığını geçelim. Batının aradaki makası açmasını da geçelim. Girdiğimiz bilek güreşindeki yenilgilerimiz için bir çentik atılsaydı İstanbul’un her taşını kaplayacağını da geçelim.

Gerçek bir uyanış için fetih avunması mı gerekli, yoksa dinin gerçek mesajı ile gönülleri fetheden yeni şeyler söyleyecek bir muhasebeye mi yol açmalı; bunu tartışalım.

559 yıldır gözümüzü ve bilincimizi kamaştıran bir olay; ancak düştüğümüz yerden kalkmak için özgüveni inşa eden bir tuğla olabilir. Oysa biz İstanbul’un fethi kutlamalarıyla her nesle yeni dünyalar kurmak istiyoruz. Her neslin İstanbul’u yağmalaması, taşı toprağı altın görmesi, betona boğması, depremde katliam yapacak binalarla doldurması nasıl bir fetih anlayışı içinde olduğumuzu gösterir. Böyle bir son-uca varıp dayanması karşısında Fetih şenlikleri, Pompei­’­nin son günlerini andırmasın. Işık, ses ve lazer gösterileri ile sıradan bir kutlamanın değil; yeni bir başlangıcın, mağlubiyetlerimize son vermenin işaret fişeği olsun. Her 29 Mayıs’ta, fetih ve fatih kutlamaları ile, bütün bir Osmanlı tarihi boyunca çalınan mehter müziğinden daha fazla çalışan bir mehter takımı ile; ver coşkuyu, hamaseti duygusu ile hakikatin kapısına varamayız.

İstanbul'un Fethi kutlamalarıDeğil mi ki bir 559 yıl daha oyalanmanın uzak ihtimali sizi tedirginliğe düşürsün.

Böyle bir derdiniz yoksa bırakın kendinizi mehterin görkemli temposuna; elinizde tahta kılıçlar ve önünüzde bütün bir dünya haritası. “Ceddin deden, neslin baban/ Hep kahraman Türk milleti/ Orduların, pek çok zaman/ Vermiştiler dünyaya şan.// Türk milleti, Türk milleti/ Aşk ile sev milliyeti/ Kahret vatan düşmanını/ Çeksin o mel’un zilleti…

İnsan çileden çıkacağına kerevetine çıkması daha güzel deyip hep beraber seslenelim;

“arş ileri” versus Hakikat? Düşünce? Muhasebe? Fetih? Fatih?

 

Mustafa Everdi yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Haziran 2012, 16:05
YORUM EKLE
YORUMLAR
betulmarmara@hotmail.com
betulmarmara@hotmail.com - 7 yıl Önce

Osmanlı'nın, fetihleri "dinime gir yoksa seni yağmalrım" mantığıyla yaptığına inanmıyorum.Her devirde, her güzel toplumun içinde fırsatçılar vardır.Ağır bir genelleme olmuş.

Mustafa Tarhanacı
Mustafa Tarhanacı - 7 yıl Önce

İyilikte yarışmaya kim can atıyor? Bir sünneti ihya etme sevdasına kim düştü? Allah rızası için herşeyini Hak Yol’a koyan kim var? DÜNYA denilince insanlar canı gönülden oradalar, uykuları ve işleri yok... Somali’li, Suriye’li, Irak’lı, Güneydoğu’lu ve Gecekondulu KOMŞUSU AÇ OLDUĞU İÇİN TOK YATAMAYACAK yüreklere nerede? Kalpler canlanmamış ama ekonomi canlanmış ve süper güç olmuşuz, ne önemi var? Ebedi kurtuluşun yanında bunlar sineğin kanadı mıdır? DİNDAR toplum hangi fetihlerin peşinde ?

ahmet er
ahmet er - 7 yıl Önce

güzel bir yazı olmuş. Bize Fetih Kutlaması değil o Fethi mümkün kılan iman gerek

banner8

banner20