Ey hekim derdimi dermana anlat

Kadim kültürün izinden giden insan, nerede bir “eski” kelamı varsa onu bırakmadı. Fahir İz de 'Eski Türk Edebiyatı' adlı eserinde eski Türk edebiyatının nazımlarından seçmeler sunuyor talebelerine ve okurlarına. Özge Senâ Bigeç Çav yazdı.

Ey hekim derdimi dermana anlat

Ser-hoşluktur divan şiiri, kalbi masivadan çekip alan. Ser-hoşluktur divan şiiri, mecazdan hakikiye yol olan. Bâki bir hoşluktur divan şiiri, “İllâ Hû”yu ruha duyuran. Divan şiirinden uzak kalan insan vedâ etti hoşluğa, Rabb şarabıyla ser-hoş olmaya. Oysa meyiyle, neyiyle, has iklimiyle Rabb’e ve kalbe yolculuktu divan şiiri. Oluşturulan sahte gündemin kara ve karanlık haberlerinden, münafık habercilerinden sıyrılıp “yun” olmaya, “us” bulmaya giden insanı bekledi divan şiiri. Kütüphanelere gizlendi, asil siyah kapaklı kitaplara saklandı. Biliyordu, neslin kalbi gelip onu bulacak, gömüldüğü yerden çıkaracaktı.

Kelimelerine sahip çıkanı kim aldatabilir?

Kadim kültürün izinden giden insan, nerede bir “eski” kelamı varsa onu bırakmadı. Eski koltuklar, eski eşyalar, eski kitaplar ve hepsinin özünde asla eskimeyecek olan o hatıralar. Şeriat, tarikat kelimeleri gibi “eski” kelimesi de asrın zındıkları tarafından üzeri küfrün ve zulmün örtüsüyle karartılmaya çalışıldı. Başka türlü, eskiden vazgeçmeyen insanı, ecdadından da, değerlerinden de, terakkiden de koparamayacaklardı. Bu ise kapitalizm ve komünizmin karanlık planlarını akim bırakacak bir felaketti onlar için. Ne yapıp edip bu bağı koparmalıydılar. Zira kadimin güzelliğine namzed o aziz insan, onların uşağı olmayı kabul etmeyecek, tüketimi de ihanet etmeyi de sevmeyecekti.

Söz elbette ki kitaba varacak, kitaptan geldiği gibi evvela. Yine öylesi günlerden birinde, Beyazıt’ta kadim sahaf İbrahim Manav Beyefendi’yi ziyaret ettiğimde asaletin simsiyah rengini kuşanmış “Eski Türk Edebiyatı” kitabı gözlerime ilişti. Dışı gece gibiydi, içi yıldızları saklıyordu. Başka hiçbir şey yazmıyordu kitabın kalın kapağında. Yalnızca üç kelime: “Eski Türk Edebiyatı”. Eskiler, bayağı süslerden uzaklardı. Sadeliğin ihtişamını yaşadılar daima. Ruhun yüceliği, bedenin cilasıyla örtünmedi. Beden ruha tâbi olarak güzelleşti.

Üniversite bizden değil, bizim hiç değil!

Kitap, üniversite öğrencileri için Prof. Fahir İz tarafından hazırlanmıştı. Küçükaydın Matbaasınca 1967 yılında basılmıştı. “Ağabeyim Mahir İz’e Sevgi ve Şükranla” ithafıyla başlamıştı sözlerine Fahir İz Bey. Kitabın tafsilatına yer vermeden evvel, “üniversite” kelimesinin olduğu durakta inelim lütfen. Zira kelimelerimize su-i kast eden zındıklar “medrese” kelamımızı ve kurumumuzu da rahat bırakmadılar. Üniversitede diledikleri müfredata yer verebilirlerdi. Ancak “medrese” gibi soluğunu imandan ve İslam'dan alan bir kelimenin varlığı ve çatısı altında ilim ve irfana nasıl engel olabilirlerdi? Kıyafetler, kelimeler, kurumlar, hepsi ama hepsi Batıya benzemeliydi, batırabilmek için.

Fâni Tanzimatçılar!

Bâkî’nin “Biz tâlib-i teveccüh-ü ikbâl-i rûzgâr // Gülberk-i bağ-ı ömr ise berbâd olup gider” kelamı ile önsözünü taçlandırmıştı Fahir İz. Sahi, 16. yüzyılda yankılanan Bâkî’lerin bir tek hakikatli sözüne, nizamı bozmak isteyen fâni Tanzimatçıların hepsi toplansa erişebilirler miydi? Asır ve nesil biliyordu ki yaptıkları iş de kendileri de fenaya kalbolacaklardı. Elbette bu kubbede ancak hakikatın hoş sadâsı bâki kalacaktı. (“Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”_Bâkî) Asırlar sonra aynı hakikati 20. yüzyılın İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursi ise “Şu istikbâl-i inkılâbat içerisinde en gür sedâ İslâm'ın sedâsı olacaktır” sözleriyle haykıracaktı.

Kitaplarını kendi imkanlarıyla yayınlayarak nesle hediye eden Fahir İz Bey, bu eserinde eski Türk edebiyatının nazımlarından seçmeler sunuyordu talebelerine ve okurlarına. Kalp sahibini ser-hoş edecek bir kitaptı bu. Kimler yoktu ki içinde? Ahmedî, Şeyhî, Fuzulî, Nâbî, Ahmet Paşa, Necâtî, Nef’î, Nazîm, Sâbit, Dehhânî, Dâ’î, Mesîhî, Hayâlî, Nedîm, Şeyh Galip, Ahmet Fakîh, Cem Sultan, Âgehî, Veysî, Şeyyât Hamza, Taşlıcalı Yahyâ, Zeynep Hâtun, Mihri Hâtun gibi onlarca divan şairi ve onların derin ve temiz mısraları.

Kelimelerin manasını da veriyor

Fahir İz Bey, eserinde yalnızca şiirlere değil, aynı zamanda divan şiirinin tarihçesine de yer veriyordu. Öyle ki okuruna Kur’an kelimesinin “okuma kitabı” anlamına geldiğini, “kaside” kelimesinin kasada kökünden gelip “kast” anlamında olduğunu, “gazel” kelimesinin “âşıkane sohbet etmek” manasını taşıyan gazila kökünden geldiğini de öğretiyordu.

Kitap sağdan sola da hizmet sunuyordu. Metinler bölümü kitabın sağından başlanıp içeri doğru 528 sayfa ilerliyordu. 892 sayfalık kitabın geri kalan bölümleri de soldan başlayarak nizam edilmişti. Kitaptaki tüm metinler aslî harflerimiz olan Kur’an alfabesiyle yazılmıştı. Bu alfabeye vâkıf değilseniz kitap size içini açmıyordu. Bu hal ise, kişiyi aslî harflerine olan sadakatine götürüyordu. Bir an önce öğrenilmeli ve ecdadın mısraları hayatımıza nüfuz etmeliydi. Hatta Fahir İz Bey, kitabına Kur’an-ı Kerim’in belagatı ve fesahatı üzerinden girizgah eylemişti. Kur’an'ın renkli bir üslup ve coşkun bir dili olduğunu ifade ederek İhlas, Kâfirûn, Leheb, Mâ’ûn, Hümeze, Kaari’a, Zilzâl, Kadir, Tekvir, İnfitâr sûrelerine yer veriyor, Bakara, Al-i İmran, Nisa gibi surelerden de misaller sunuyordu.

Ey hekim derdimi dermana anlat”

Divan şiirinin kaynaklarını birer birer maddeleyen kitap, divan şairinin hususi dünyasını da okura Ahmet Fakih’in Çarhnâme’si üzerinden tanıtıyordu: “Gurbete çıkan belâ görür. Gurbette Âb-ı Hayat bile zehir olur. Vatan toprağı insanın gözünün sürmesidir. Eyyûb’ün çektikleri, Yakub’un ıstırabı hep gurbet belâsıdır.” “Ayrılık ateşiyle canım ve yüreğim yandı, ey hekim derdimi dermana anlat.” “…Beni bu dert içinde bırakma. Her nefeste sana pek çok dualar ederim. Ne olur bu dua hakkı için onun bir sözünü kabul et.” “…Gönül kuşunun yuvası senin dağınık saçlarındadır. Ey perî nerde olsan gönlüm senin yanındadır. Aşk derdinden memnunum…”

Azîz ecdâdın ruhuna, divan edebiyatının izine ve özüne tâlib ehl-i baht, Fahir İz Bey’in Eski Türk Edebiyatı kitabı ile, divan şiirinin tarih, Kur’an, hadis, peygamber ve evliya hikayeleri, tasavvuf, şah-nâme, yerli malzeme gibi tasnifinden istifade ederken, divan şairinin coğrafyası, felsefesi, dünyası, sebk-i hindi, Batı edebiyatlarında biçimcilik ve divan şairinin sözlüğü gibi alanları da soluklama imkanına sahip olacak. Her şeyden önce de mazisinin izzetini yakından tanıma bahtiyarlığını elde edecek.

 

Özge Senâ Bigeç Çav, eskinin güzelliğini andı

Yayın Tarihi: 23 Mart 2016 Çarşamba 14:11 Güncelleme Tarihi: 25 Mart 2016, 17:19
banner25
YORUM EKLE

banner26