Evren bir sırlar çarşısıdır

Evrendeki kusursuz düzen bizi de istisnai kılar. Kimse kimseye benzemez, hiçbir şey birbirinin kopyası değildir. Sahtelik hiçbir formuyla yoktur, yapaylık asla düşünülemez. Necdet Subaşı yazdı.

Evren bir sırlar çarşısıdır

Bir düzenlilik içine doğarız. Doğa bütün unsurlarıyla yerli yerindedir. Tabiatta gördüğümüz her şey ne bir eksik ne de bir fazladır. Ondaki bütünlük bizi kendine hayran bırakır. Hayatımız boyunca peşine düştüğümüz dengeyi, yana yakıla ulaşmayı arzuladığımız huzuru, kendimizi içinde rahat hissedeceğimiz ahengi fiziki çevremizde içkin olarak bulur, çoklukla ondan esinlenerek kendi arayışımızı sürdürürüz. Doğa bize kusursuzluğun, ihtişam ve estetiğin ilkesel formlarını takdim eder.

Dağ taş yerli yerindedir, güneş hep aynı yerden doğar, yıldızları görmek için geceyi beklemek gerekir. Gün aydınlığının açığa çıkardığı muhteşem evren bize sadece bir hayranlık uyandırmaz, gecenin lahuti derinliğinde de fiziksel varlığımızın kendi gerçekliğinde de hiç de kul yapımı olmayan bir düzen ve anlam buluruz.

Yeteneklerimiz, kavrayış biçimimiz, âlem hakkındaki fikriyatımızın sınırlarını belirler. Hiçbir şey gördüğümüz kadar değildir, her şeyin bir zahiri bir de batını vardır. Bilgi sistemleri bize içinde yaşadığımız evrenin düzenliliği hakkında her gün yeni bir keşif ekleyecek şekilde dağarcığımızı zenginleştirir. Evren bir sırlar çarşısıdır. Bakmak değerlidir, görmek mesafe aldırır, hissetmek yabana atılamaz, anlamak emek ister.

Doğadaki düzenlilik bize birbiri içine girmiş sayısız modeller üretir. İlham için de yeni birtakım çıkarımlar için de onda pek çok detay buluruz. Çocukluk evreninde gelişme ve olgunlaşma süreçlerine akan ömrümüz, birbiri üzerine eklenmiş pek çok bilgiyle bize kozmosun hakikatini öğretir. Biz kozmostaki bu düzeni, hiçbir şekilde kendi gerçekliğinden kopmayan akışkanlığını öğrendikçe ayağımızı sağlam bir yere basmanın güvenini yaparız. Canımızı acıtan kaostur, yer dalgalandığında kendimizi güvende hissetmeyiz. Deprem ayaklarımızı yerden keser, bütün kontrolümüzü kaybederiz. Doğayı kozmosla hayatı kaosla açıklarız.

Doğanın sırlı dünyası

Doğada süreklilik içinde varlığını sürdüren düzen çevremize, cümle mevcudata ve gündelik hayat gerçekliğine yöneldiğimizde bakış açılarımızı etkiler. Ondaki düzeni hayatta da görmek isteriz. Doğada istisnasız bir süreklilik içinde karşılaştığımız düzenlilik yani kozmos faili insan olanların dünyasına geçildiğinde yerini kaosa bırakır. Yeryüzü bütün unsurlarıyla yeriyle göğüyle, denizleriyle, dağlarıyla, görünen görünmeyen çevresiyle -eğer varlık dünyasını temel kodlarını biliyorsak- bizi hiçbir şekilde yanıltmayan temel birtakım ölçüler verir. Doğanın bizi hiç yormayan sırlı dünyası onda derinleştikçe bitmek tükenmek bilmeyecek bir şekilde hayretimizi artırsa da eriştiğimiz her zaman hayranlıkla sınırlı değildir. Gördüklerimiz, bildiklerimiz bizi fazlasıyla tahrik eder. Uçsuz bucaksız evrenin hemen her köşesinde şaşmaz değişmez bir yasanın süreklilik içinde varlığını keşfetmek bize sabiteler dünyasının fiziksel kodlarını öğretir.

Güneş de ay da dönüşlerini her daim devam ettirirken bile bize hep aynı yerde görünürler. Bir yörüngeyi takip eden sadece onlar değildir. İçinde yaşadığımız dünya da uçsuz bucaksız bir evrenin içinde sayıları kestirilemeyen milyarlarca başka evren de bu karmaşık gerçekliğin içinde dönüşlerini sürdürmeye devam etmektedirler. Gerçekte tanımlanması güç bir akışkanlık içinde kendi arzında varlığını sürdüren varlık ve objelerin her birinin bütün bu kargaşa içinde bize bir düzenlilik içinde görünmesi taaccübü artırır. Evrene onun bizden öncekilere çoklukla sır gibi görünen boyutlarına dokunmaya başladıkça haşyetimizi kontrol altına almak güçleşir. Oysa her şeyin bir düzen içinde varlığını sürdürmeye devam ettiğinden her zaman olduğu gibi bu seferinde de bir kez daha emin olduğumuzda dünyanın korkulacak değil sığınılacak bir düzen içinde bir yer olduğunu hissederiz. Bu bitimsiz kâinat emsalsiz bir hazine yumağı olarak varlığını ve işleyişini sürdürmeye devam etmektedir. Bütün bu hakikat zemini içinde biz bir zerre de olsak bir katre de olsak yine de kendimizi biricik saymaya yetecek bir algı biçimiyle yaşamaya devam ederiz. Evrendeki kusursuz düzen bizi de istisnai kılar. Kimse kimseye benzemez, hiçbir şey birbirinin kopyası değildir. Sahtelik hiçbir formuyla yoktur, yapaylık asla düşünülemez. İnsan da öyledir, onu üstün ve değerli kılan sadece seçilmiş olması değildir, bütün bu evren onun bilgisi, sezgisi ve çıkarımlarıyla hükümranlığına verilmiştir.

Doğa yaratıldığı gibidir

İnsan doğanın emsalsiz formundan haberdar oldukça varlık hiyerarşisindeki kendi yerini abartmamayı öğrenir. Bir kere bütün bu evrenin hiçbir noktasında ne yaratım ne de inşa düzeyinde ne onarım ne de yerle bir etme düzeyinde bir eksiklik yoktur. Güzelliğin bin bir hâlini temaşa ederiz, estetik algımızın şekillenmesinde bizatihi gördüklerimizin ağırlığı göz doldurur. Geceleyin üşenmeyip göğe bakmak bir türlü giremediğimiz kendi iç dünyamızda içli bir yolculuk için güzel bir başlangıç olabilir. Doğanın dingin yüzeyinde, bitimsiz akan bir ırmağın kenarında, ucu bucağı kestirilemeyen bir ufuk yarılmasında bize iyi gelen şeyler olur.

Doğa yaratıldığı gibidir ve bunu sürdürmekte kararlıdır. Bitimsiz bir enerjiyle kendi kararında akmaya devam eder. Kendi gidişatını sekteye uğratacak her bir müdahale sonuçları asla kestirilemeyecek afetlerle yol açar. Yer yerinden oynar, gök kararır, insan şu kocaman dünyada kaçıp sığınacağı bir yer bulamaz. Hayatiyetinin sekteye uğraması hepimiz için kâbustur. Oysa insan buna çok az dikkat eder. Felaketimizin habercisi çevremizin bize küsmeye devam etmesidir. Zalimlik bizde, hunharlık bizde, aymazlık bizdedir, yine de uslanmayız.

İnsan işte bu düzenliliği hayatta da görmek ister. Kendi yapıp ettiklerinin de sonuçta kusursuz bir düzenlilik içinde sürmesini arzu eder. Ondaki ihtişam, ondaki ahenk, sadelik ve herkes için iyi olma prensibinin kendi yapıp ettikleri için de geçerli olmasına kafa yorar.

Hayat öğrenmeyle geçer. Doğadaki düzenliliği kendi dünyamızda da birebir sürdürmek isteriz. Hukuk da, ahlak da, kurum da, hiyerarşi de, siyaset de hep o düzenliliğin bizdeki tekrarı olarak tecelli eder. Ondaki düzenlilikten tevarüs ettiğimiz şeylerin haddi hesabı yoktur. Ayağımızı sağlam bastığımız kadar aklımızı da, ruhumuzu da, kalbimizi de sağlam bir akışa ram etmemiz gerekir. Doğanın kuruluşundaki sahiciliğe erişmek emek ister. Niyet önemlidir, ihlas ve samimiyet asla göz ardı edilemez.

Doğa içindeki düzenlilikle birlikte tekmil hâliyle bize emanet olarak verilmiştir. Üzerimizdeki emanetlerin sayısı bilinmez. Emanetin bize yüklediği sorumluluk onun mekaniğine müdahale etmemek, ifsada hiçbir şekilde tevessül etmemektir. Eğer bir “nankörlük beratı” diye bir şey varsa onu boynumuza asıp bizi mahcup edecek tabiattır. Tabiat elimizde bir rehin değil üzerimizde bir emanettir.

Necdet Subaşı

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2019, 11:38
YORUM EKLE

banner19