“Evin içine bakan kimse oraya girmiş sayılır” hadisi versus sosyal medya ve mahremiyet

Akşam ezanıyla birlikte perdelerin kapandığı, komşular görür de canı çeker diye siyah poşetle getirilen etlerin kapı kapı ikram edildiği şehirler bilirim. Bir de Fransız pencereler önünde, türedi led ekran eşliğinde sokağa nazır yenilen akşam yemekleri… Erhan Çamurcu yazdı.

“Evin içine bakan kimse oraya girmiş sayılır” hadisi versus sosyal medya ve mahremiyet

Görünmez bir düşmana karşı evlerimize kapandığımız şu günlerde görünürlüğü de haddinden fazla abarttık. Sosyal medya mesai mefhumu gözetmeksizin yedi gün yirmi dört saat en mahrem anlarımızı evlerimizin dışına servis ediyor, ömrümüz boyunca asla tanışmayacağımız insanların mahremlerini de evimizin içine sokuyor. Salgın hastalıktan korunmak için 'evde kal' çağrılarının yapıldığı bu günlerde sosyal medya sayesinde herkes herkesin evinde. Bu durum bizi çok daha büyük bir salgının pençesine atıyor: Beğenilmeme, kabul görmeme korkusu.

Bir Hadis-i Şerifte peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)in şöyle buyurduğu rivayet olunuyor: “Benim Allah’ın resulü olduğuma şahadet eden kimse, tanışıp / izin alıp selam vermeden bir ev halkının yanına (bir eve) girmesin. (Dışarıdan) evin içine bakan kimse oraya girmiş sayılır.” Bu hadisin ışığında İslam'la şereflenen ecdadımız evi inşa ederken mahremiyet kavramını da hesaba katmış ve aile ile sokak arasına set çekmiştir. Günümüz konut sektörü daha dar alana daha çok insan sığdırma anlayışıyla aile ve mahremiyet kavramlarını yok saymakta ve apartman dairelerinde ruhlarından tecrit edilmiş mutsuz ve meşgul kalabalıklar üretmektedir.

Bir zamanlar dilimize pelesenk olan bir söz vardı: "Herkes cennete girmek ister ama kimse ölmek istemez." Dünyaya etimizle tırnağımızla bağlıyız. Aynı şekilde son günlerde bir doğal yaşam güzellemesi modası aldı başını gidiyor. Bıraksalar hepimiz bir dağ kulübesinde yaşamaya başlayacağız. İyi ama bunu yapmaktan bizi alıkoyan şey ne? İnsanı bu sahte romantizme mahkum eden şeyin adı sanırım atalet. İnsan yoğun bir öğrenilmiş çaresizlik yaşıyor. Alışkanlıklarından vazgeçmekten korkuyor. O nedenle bir çeşit rüya gibi yaşıyor sosyal medyayı.

Hepimiz en güzel anlarımızı sanki yedi yirmi dört böyle yaşıyormuşuz gibi bir sahtekarlıkla paylaşıyoruz. Fotoğrafın dondurduğu gülücüklerimiz yüzlerce belki binlerce beğeni ve yorum alırken aynı zamanda ruhumuzda açılan onlarca yara gözümüzden akan yaşlar görünmüyor. Eşimizle karşılıklı içtiğimiz kahvelere ve aile saadetimize onlarca övgü yapılırken paylaşımın birkaç dakika sonrasındaki kavga gürültüden kimsenin haberi olmuyor.

Son günlerde evde ekmek yapan erkeklere dair paylaşımlar ve bu paylaşımların altındaki beğeniler zirve yapmış durumda. Aynı erkeklere dair bir başka istatistikse kadına şiddetin katlandığını gösteriyor bize. Yıllardır yan apartmanda oturduğu halde evine misafir olmadığınız, iki bardak çayını içmediğiniz komşunuz kilometrelerce ötedeki dostlarını kahve içmeye davet ediyor sosyal medyadan. Samimiyet zor şey vesselam…

Sosyal medyanın gözümüze soktuğu mutlu insan fotoğraflarının samimiyetsiz ve sahte olduğunu bilmek bir yana insanın mutlu bir yaşam için aile mahremiyetini koruması gerektiği düsturunu unutuyoruz.

İnsan çok göz önünde duruyor. Bu yüzden çok göze geliyor ve çok gözden düşüyor. Yetersizlik, suçluluk, aşağılık duygularımızın altında yatan en güçlü sebep sosyal medya üzerinden maruz kaldığımız sahte mutluluk ve başarı pozlarıdır. İslam dini sabır ve şükrü saadetin şartı olarak sunuyor. Dünyalık kazancı dahi Allah yolunda infak etmek için arzulayan bir ümmetin bakiyesi olarak içinde yüzdüğümüz israf denizinde ruhlarımızın bu denli boğulmasına şaşmamız ahmakça.

"Eve dön şarkıya dön kalbine" diyen İsmet Özel bizi kalbimizin sultanı olanın önünde diz çökmeye çağırıyor. O sultanın önünde diz çöken nefis dağları yerinden oynatır da zerrece kibre kapılmaz.

Akşam ezanıyla birlikte perdelerin kapandığı, komşular görür de canı çeker diye siyah poşetle getirilen etlerin kapı kapı ikram edildiği şehirler bilirim. Bir de Fransız pencereler ve türedi LED ekran eşliğinde akşam yemeğini sokağa nazır yediğimiz…

İnsan fotoğraf karesinden fazlasıdır ve hiçbir fotoğraf kalbimizdeki korkuyu yansıtamaz.

Güncelleme Tarihi: 24 Haziran 2020, 10:42
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26