Ev Hanımlığından Distribütörlüğe

Geçen zamanlarda kulağıma gelen şeyler pek hayra alamet değildi. Kâbusum olan ABD kaynaklı firmaların kiliseye yaptığı hatırı sayılır yardımlar, İsrail için ayırdığı fonlar… Hakeza bu finansal desteği sağlayanların mahallemdekiler gibi Müslüman çoğunluk olduğunu hatırladıkça daha da şaşırıyordum.

Ev Hanımlığından Distribütörlüğe

“Bu akşam Aydın Beyler bize çay içmeye gelmek istiyorlar.” dediğinde, eşime mutlulukla gülümsemiştim. Yeni birileriyle tanışmaktan her zaman çok hoşlanmışımdır. Acaba eşi Nuray Hanım nasıl biriydi, anlaşabilir miydik, kaç çocukları vardı, hangi kitapları okumayı severdi? Bütün bunları öğrenmeme çok az kalmıştı. Kalan zamanımı şöyle üzeri bol cevizli, şeker kokulu bir kek çırparak geçirmeliydim. Minik çocuklarımın evin dağınıklığına yaptıkları beklenmedik katkıları da ortadan kaldırmalıydım. Bütün binayı taze kek kokusu sardığında, konuklarımın ayak sesleri iyice yakınlaşmıştı.

Nitelikli seyyar satıcı

İçeriye renkli gözlerinden neşe ve girişkenlik fışkıran güzel bir hanım girmişti. Bakalım ruhlarımız uyuşacak mıydı? Çocukluğu nerelerde geçmişti? Kaç çocuğu olsun istiyordu? Ben kafamda deli sorularla söze, sohbete nerelerden gireceğimi bilemezken Nuray Hanım girmişti bile. Karşılıklı çaylarımızı içerken, yaşam kalitesini arttırmak gerektiğinden, katıldığı kişisel gelişim seminerlerinden hızlıca söz etti. Sonra alışılmış el çantalarından fazlaca büyük olan çantasından arkası arkasına tester deterjanlar, kremler ve fırçalar çıkarmaya başladı. Şapkadan deterjan çıkarma işini öyle abarttı ki tabağımdaki kekten nasıl büyük bir lokma aldıysam artık, boğazımda kaldı ve öksürmeye başladım. Kursağımda kalan, yeni bir dostluk hevesimin evimde patlıyor olması mıydı yoksa büyük bir ceviz parçası mıydı, anlayamamıştım. Belli ki bir şeyler pazarlıyordu. Kendisine “nitelikli seyyar satıcı” demek yerine çok fiyakalı bir de titr bulmuştu. Yakasına iliştirilen bu unvan onun yakasına daha da sıkı yapışmış olan “ev hanımı olma kisvesinden” bütün öfkesini almasını sağlamıştı anlaşılan. O artık küresel bir markanın görünmeyen her hangi bir ucunun son halkasıydı ve bundan çok mutluydu. Ve bu nadide halka şu anda benim oturma odamdaydı. Kendisini “distribütör” ilan etmiş fazla girişimci bu arkadaşın motivasyonunun nedenini ilerleyen günlerde daha iyi anlayacaktım. O gün bu muazzam işten kimlerin ne paralar kazandığını anlatırken orta hâlli çenelerimiz ne kadar da yorulmuştu. Benim “aaa öyle mi?” demekten, Nuray Hanımın ise anlatmaktan…

Mutluluk zincirinde halka olmak mı?

Onun gönlünü yapmak için birkaç parça bitkisel özlü deterjan almam yetmeyecekti. Hemen önümüzdeki salı bir “kültür merkezi”nde(!) seminere katılmam, sonrasında belli miktar bir bedel ödeyip o pembe zincirin halkalarından birisi olmam gerekecekti. Ve her aya belli bir puan değer katacak alışveriş girişleri yapmam icap edecekti. Bu da benim eşimin artık görüşmediği bütün arkadaşlarına sırayla akşam oturmaya gitmeyi istemem anlamına gelecekti zamanla… Kapımı çalan bütün eş dost, komşu ve akrabaları potansiyel bir müşteri ve akabinde bu mutluluk zincirinde bir halka olarak algılamaya başlayacaktım. Ee peki hepimiz bu işin zamanla satıcısı olacaksak müşterilerimiz kim olacaktı? Çok mu safım? Siz öyle sanın. Sadece biraz nezaketliyim ve de partnerim çok ısrarcı.

Platin distribütör değil toprak olacağım

Salı günü gittiğim -kültür içermeyen- kültür merkezinde ne alkışlara, ne goygoylara maruz kaldığım şöyle bir yanda dursun. İçerisi ultra-modern papatya teyze hanımlarla, sadece burnunu görebildiğim çarşaflı katılımcılarla doluydu. Bu kozmopolit katılım beni hayretlere düşürmüştü. Sahneye robadan pardösüsüyle, siyah eşarpla başını örtmüş zümrüt seviyesine gelmiş bir girişimci çıkarılmıştı. Tam ona plaket vermelere doyamıyorlardı ki oraya ait olamayacağımı anladım ve kısa süre sonra hışımla ayrıldım. Daha önce sahneye çıkan bir gıdım daha modern olan hanımın manikür-pedikür maceralarını dinlerken iyice abandone olmuştum zaten. Yolda giderken bu kadar muhafazakâr kadının böyle bir girdabın içine nasıl girdiklerini düşünüp üzüldüm. “En iyisi kendimi ibadet ve itaat konusunda ilerleteyim, bu işler hatta dünyanın kendisi zaten boş” dedim. Hemen kendimi yakın hissettiğim, içlerinde yetiştiğim bir cemaatin cuma toplantısına gitmeye karar verdim. Geçici bir dünya için zümrüt, yakut, platin bir distribütör olmak yerine toprak olmayı tercih edecektim. Bundan sonra düzenli olarak zikir halkalarında bir “hiç” olacak, hayatıma oradan devam edecektim. Çok sevdiğim Zarife Teyze’nin feyizli sohbetlerini ne de çok özlemiştim.

Zikir halkasında ABD firmalarına destek

Sohbet evinin banyosuna, minik oğlumun bitmeyen ihtiyaçları yüzünden sıkça gitmek zorunda kalıyordum. Banyo dolaplarında klozet rezervuarının üstünde, çamaşır makinesinin boş kalan yüzeyinde kimya “showroom”u gibi sunumlar dikkatimi çekiyordu.

Her köşe malum markanın ambalajlarıyla donatılmıştı. Evin banyosu dışında alakasız olan başka yerlerde yine kaçmaya çalıştığım ürünlerle hazırlanmış düzenekler fark ediyordum. Neler oluyordu böyle? Biri bana kötü ve dev kapsamlı bir kamera şakası yapıyor olmalıydı. Zikir halkasının hemen akabinde bütün hanımlar malum ürünlerin yarayışlı ve sağlıklı oluşundan bahsediyorlardı. Fiyatlar, indirimler, promosyonlar… Bir de Zarife Teyze’nin bana gözlük camlarının buğulanmasını engelleyen sprey satma girişimi bütün bunlara eklenince iyice afallamıştım. Anlaşılan o ki toprak olma kararımı başka yollar bularak uygulamalıydım. Bir süre çocuklarımı evimde sükûnet içinde büyütüp bolca kitap okuyarak mesela… Geçen zamanlarda kulağıma gelen şeyler pek hayra alamet değildi. Kâbusum olan ABD kaynaklı firmaların kiliseye yaptığı hatırı sayılır yardımlar, İsrail için ayırdığı fonlar… Hakeza bu finansal desteği sağlayanların mahallemdekiler gibi Müslüman çoğunluk olduğunu hatırladıkça daha da şaşırıyordum.

 

Betül Şatır, “Bana deterjan markanı söyle, sana hangi cemaatten olduğunu söyleyeyim”, Bilimevi Kadın dergisi, Ekim-Kasım-Aralık, sayı 3.

Yayın Tarihi: 08 Haziran 2018 Cuma 16:15 Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2018, 15:32
banner25
YORUM EKLE

banner26