Eser ismi “copyright”a dahil mi?

Eserlere özel bir isim vermek, modern zamanların getirdiği bir yeniliktir. Her yazar ve şair, eserin muhtevasını öne çıkaracak, akılda kalacak, çarpıcı isimler vermeye dikkat etmiştir. Kâmil Yeşil yazdı.

Eser ismi “copyright”a dahil mi?

Hasan-Âli Yücel, “Soyadı” adlı fıkrasında adaşı bir başka yazar ile karıştırılmasından şikayet eder. Çünkü diğer Hasan Âli de kalem ehlidir ve yayımlanmış eser sahibidir. Soyadı kanunu çıkmasına rağmen eserlerinde soyadını kullanmamaktadır. “Bir arkadaşım var ki son zamanlara kadar bir türlü soyadını kullanmadı. Mezhep ve meşrebimiz ayrı olan bu adaşım, soyadını kullanmadığı müddetçe kendi şöhretinden ve liyakatinden kaybediyor demekti. Çünkü o da benim gibi kitap, makale yazan bir muharrirdir. Emeği o çektiği halde birçoklarının o makale ve kitapların müellifi olarak beni zannetmeleri onun zararına değil midir? Ben, şimdiye kadar kimseye yazı yazdırıp altına kendi imzamı atmadım. Bunu bilerek yapmadığım gibi bilmiyerek de yapmak istemem. Bir seneden fazla oluyor, bu mevzuda gene bir tavzih yazmak zaruretinde kalmıştım. Bir kere daha okuyucularıma arz edeyim ki ben Hasan Âli değilim. Hasan - Âli Yücel’im. Ya bu soyadı kanunu imdadıma yetişmeseydi kendimi size nasıl tanıtacaktım?”

Bu satırlardan Yücel’in şikayetçi olduğu yazarın Hasan Ali (Ediz) olduğunu anlıyoruz. Doğrusu yerinde bir endişe.

Günümüzde bilerek konulmuş veya tesadüf/tevafuk olarak açıklanabilecek birçok isim benzerliği var ve bu isimler, bazı yazar, şair, siyasetçi, futbolcu vs. ünlü kişilerin isimleri ile ortak. Bu zamana kadar adı İsmet Özel olan birinin, kendini şair İsmet Özel olarak tanıtmışlığı ve bu eserleri ben yazdım demişliği var mı bilmiyorum. Mesela, bir yakınımın adı Mustafa Kutlu ama o bu isimde bir yazarın olduğunu bilmiyor.

Kendini savcı, doktor, avukat olarak tanıtan ve uzun yıllar sahte doktorluk yapan insanlarla ilgili haberleri biliyoruz. Dolandırıcılığın oldukça çeşitlendiği bir ortamdayız ve bundan böyle Anadolu’da yazar ve şair adı üzerinden benzer hadiselere şahit olabiliriz.

Yazar, şairlerle ortak ad taşımanın mahzurlarını yaşamadık; ama yazar ve şairlerin eserlerine ortak isim vermelerinin mahzurlarını yaşıyoruz.

Aynı isimdeki eserler

Yazar, şair isim ortaklığının yanı sıra diğer bir ortaklık da eserdeki isim ortaklığıdır. Çuvaldızı kendine batırmak sadedinde önce kendimizden bahsedelim. Film Adamlar olarak basılan uzun öykü kitabımız bir filmden mülhem olduğundan ve film ile birlikte daha iyi anlaşılır olacağından, kitabın adını “Banker Bilo ve Arkadaşları” koymuştuk. Yayın evinin hukuk danışmanı, kitabın bu isimle basılması halinde telif hakları sorunu çıkarabileceğini söyledi ve ismin değiştirilmesini teklif etti. Biz bu görüşü Telif Hakları Genel Müdürlüğüne sözlü olarak ilettik. Bize verilen cevap bunun bir sorun oluşturmayacağı şeklinde idi. Ancak yayın evinin kanaati belirleyici oldu ve kitabın ismini değiştirdik. Biliyorsunuz, gelenekli edebiyatta şiir kitaplarına özel bir isim verilmezdi. “Divan” denilir geçilirdi. Divanlar da birbirinden şairin adı ile ayırt edilirdi. Divan-ı Fuzûli, Divan-ı Baki vs. Mesneviler öykü kahramanlarının adı ile öne çıkan hikayeler olduğu için, kendi özgül adlarını korur fakat birbirinden yine şairlerinin adı ile ayrılırdı. Gelenekli edebiyatta türlerin de adı yoktu. İlahi, gazel, kaside, rubai, koşma, semai vs. tema ve nazım şekli o türün aynı zamanda adı idi. Son zamanlarda Yunus Emre’nin ilahileri başta olmak üzere gelenekli edebi türlerden olan bu şiirlere, bir mısraının şiir adı olarak konması, (Sordum Sarı Çiçeğe, Ne Söylerler Ne Bir Haber Verirler)  şairlerin işi değil, eseri düzenleyenlerin işidir.

Eserlere özel bir isim vermek, modern zamanların getirdiği bir yeniliktir. Her yazar ve şair, eserin muhtevasını öne çıkaracak, akılda kalacak, çarpıcı isimler vermeye dikkat etmiştir. Bundan dolayı bazı eserleri okumamışızdır ve fakat isimlerini biliriz. İsim bizi yazara, şaire ve döneme götürür. Yazar, şair nasıl biricikse; eser de öyle biriciktir. Bununla yetinilmemiş modern zamanlar bu isim hakkını tescilleme gereği duymuştur. Aynı isimle aynı türde eser verilmesinin önüne geçilmiştir böylece.

Partileri hatırlayınız. 12 Eylül darbesi, kapattığı partilerin geleneğinin güçlü olmasından endişe ettiği için aynı isimle parti kurulmasını yasaklamıştı. Ta ki kanunla bu yasak kaldırılıncaya kadar. Dernekler de böyle. Mesela, Mehmet Âkif Ersoy’un fikrini, hatırasını yaşatmak isteyen teşekküller de eğer şube değilse aynı ismi kullanamıyor. Bundan dolayı Mehmet Âkif Vakfı, İstiklâl Marşı Derneği, Safahat Derneği gibi özgün isimler alıyor böyle kuruluşlar ve birbirlerinden ayrılıyorlar.

Eğer bir devamlılığın gösterilmesi isteniyorsa bunun yolu hile ile bulunmuş. Diyelim, kapatılan bir gazete; harf karakterini, puntoyu aynı bırakmış, kelimenin başına bir sözcük eklemiş. Böylece yasak delinmiş oluyor.

İstisnalar kaideyi bozar

Bu gelenek ve yasal durum büyük ölçüde günümüzde devam etmektedir. Büyük ölçüde diyoruz. Çünkü istisnalar kaideyi bozmaktadır. Kaideyi ilk bozan kim oldu bilmiyorum. Aklıma Mustafa Kutlu’nun Şehir Mektupları geliyor. Üstad bu ismi Ahmet Rasim’in Şehir Mektupları’ndan ödünç aldığını söylüyor zaten. Kutlu’ya bu konuda haklılık kazandıran saik, eserlerin her ikisinin de İstanbul’u konu edinmesidir. Ne var ki Ahmet Rasim’in Şehir Mektupları “eskimiş”tir, yeni baskıları yoktur, varsa da dili ve en önemlisi Ahmet Rasim’in anlattığı İstanbul yoktur ortalıkta. O artık “tarih” olmuştur, şimdi yeni şeyler söylemek lâzımdır, biz de yeni şeyler söylüyoruz diyerek Mustafa Kutlu bu ismi eserine vermekten imtina etmemiştir. Eserde Ahmet Rasim’in eserinin adının geçmesi bu iki eseri karşılaştırarak okuyunuz gibi üstü örtülü bir yönlendirme de vardır diyebilir miyiz? Acaba ‘öyle yazılmaz böyle yazılır’ iddiası da vardır denilebilir mi? Bilmiyorum.

Ne var ki iyi niyete rağmen problemli görünüyor bu durum; çünkü kişiler bir kitabı, onun adını yazarak arıyor. Memleket Hikayeleri diye bir kitap varmış onu arıyorum, diyor. İnternet ve arama motorları da benzer mantıkla çalışıyor. Yazar ismi eserden sonra geliyor. Saniyen, talebeler hâlâ eser-yazar adı ezberliyor. Çünkü bu ülkede sınav denilen bir gerçeklik var. Sınavlar ise küçük farklar, tabiri caizse hileler üzerine kuruluyor, böylece dikkat ölçülmüş oluyor. Hani bir fıkra olarak anlatılır. Adam kitapçıya girmiş “Ağabey, ‘Solun Namusu’ var mı?” demiş. Bununla kastettiği eser de Rauf Tamer’in ayı ismi taşıyan eseri. Kitapçı olmasına rağmen satıcı, bu ismin bir kitap adı olduğunu düşünememiş ve siyaseten bir soru sorulduğunu düşünmüş, artık aklına ne geldiyse “Hayır, yok” demiş. Müşteri, yanındaki arkadaşına dönmüş. “Gördün mü ben sana demiştim solun namusu yoktur diye” demiş.

Ne demek istiyoruz? Artık bundan böyle sınavlarda, yarışmalarda, Şehir Mektupları adlı eser kimindir diye bir soru sorulamaz, çünkü sorunun bir tane cevabı yok. Örneğimiz tek değil. Refik Halit’in o ünlü hikaye kitabı Memleket Hikayeleri’ni de soramayacağız artık. Çünkü Nihat Genç’in de var Memleket Hikayeleri diye bir eseri. Belki benim bilmediğim başka eserler de vardır. Son olarak Kutlu üstadımız bu geleneğe bir tane daha ekledi: “Sevincini Bulmak”. Mustafa Kutlu, son hikaye kitabına verdiği bu ismi yine Dergâh Yayınları arasından çıkan Ayhan Yücel’in “Sevincini Bulmak” adlı kitaptan aldığını yazdığı not ile açıklıyor ve yazarı rahmetle anıyor. Ne ki artık Sevincini Bulmak denilince insanlar Kutlu’yu ve eserini anlıyor. Çünkü arama motoru öncelikle onun eserini getiriyor hemen.

Bu karışıklığı önlemek adına, önümüzdeki günlerde birileri çıkıp, Hakiki Mona Rosa, Gerçek Erbain, Öz Safahat, Sahih Ya Tahammül Ya Sefer gibi eserlerle arzı endam eder mi bilmiyoruz. Ancak bir eserin gölgesine sığınarak yazar, şair olmak isteyenlerin varlığı da malûm. Yukarıda adı geçen örnekler bu tür girişimlerin yolunu açmış oldu ki bunu doğru bulmuyoruz. Çünkü bu yolu açacak olan kişiler, eserin adının aslında kendine ait olduğunu ve fakat yazarın, şairin bunu kendilerinden aldığını bile söyleyebilir ki meşhur bazı senaryolar hakkında bu tür iddiaları okumuşuzdur.

Artık soruyu sormak zamanı. Biz de soralım ve yazıya nihayet verelim. Copyright, isim hakkını içeriyor mu, içeriyorsa bu durumu nasıl izah edeceğiz?

Kâmil Yeşil

Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2019, 16:42
YORUM EKLE

banner19