banner17

Erdemler kahramanlar üzerinden aktarılır

Genç kitle bizim dünyamızdan uzaklaşıyor. Onlara ulaşmakta zorluk çekiyoruz. Bunun bir sebebinin de, genç kitlenin kendisini özdeşleştirebileceği Müslüman kahraman eksikliği olduğunu bilmeliyiz. Ahmet Serin yazdı.

Erdemler kahramanlar üzerinden aktarılır

Sadece bireyler değil, devletler de kendilerini semboller üzerinden ifade ederler. Hem bireylerin hem de devletlerin kendilerini ifade etmekte kullandıkları bu semboller, onların konumlarını ve giderek de medeniyet iddialarını, diğer birey ve devletlerle ilişkilerini ifade eder.

Bilindiği üzere semboller, algıları biçimlendirir. Algılar ise hayata yön verir. Fransız baskısı altındaki Alman Mülheim köylülerinin, yeniçeri giysisi giyerek hasatlarını Fransızların ellerinden kurtardıkları malumdur. Bu olay, sembollerin ne kadar önemli olduğunu göstermesi bakımından manidardır.

Günümüze baktığımızda ise, hem ülkelerin ve hem de özellikle ideolojik grupların sık sık birilerini kahramanlaştırdıkları malumdur. Enikonu bir tarihi bulunmayan ABD, kahramanlarını çizgi romanlardan ve Hollywood’dan derlemiştir.

Bu hususta sol tandanslı ideolojik örgütler hem dünyadan hem de kendi içlerinden birilerini bir oldubittiye getirerek kahraman ilan edivermektedir. Hemen bunu yaparlar çünkü kahramanlar birer algı unsurudur ve bu algılar insanları etkileyerek o insanların o gruba sempati duymasına yol açarlar. Günümüz gençlerinin ideolojik/siyasi tercihlerinde, kahramanlar üzerinden oluşturulan bu algıların etkisi yok mudur?

Dede Korkut Kitabı neden önemli?

Türk edebiyatı tarihinin kurucusu sayılan Fuad Köprülü’ye atfedilen “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar” sözünün tarihi bir gerçekliği ifade edip etmediği hâlâ tartışma konusudur. Bu sözü doğru kabul eden olduğu kadar, abartılı bulanlar da vardır. Ama Dede Korkut Kitabı’nın edebiyat tarihimiz ve kültürümüz için önemli bir kitap olduğunu herkes kabul eder.

Dede Korkut Kitabı’nın önemi, ulus olarak Türklerin kültürlerini, gelenek ve göreneklerini, hatta inançlarını geçmişten günümüze aktarmasında yatmasıdır. Bu, bir milletin tarihten kendisine referans bulmasıdır ve çok önemlidir. Çünkü bu, sahici bir referanstır. Unutulmamalı ki birçok ulus kendisine daha sonraları yapma tarihler inşa etmektedir. Amaç, kendisine tarihte bir kök bulabilmektir. Ama kitabı okuyanlar bileceklerdir ki, iç içe geçmiş hikâyelerden oluşan bu kitap, aynı zamanda bir kahramanlık kitabıdır.

Erdemler kahramanlar üzerinden aktarılır

Her hikâyede bir kahramanın öyküsü anlatılmaktadır kitapta. Ve bu kahramanlar, sözleri, davranışları, yaptıkları ve yaşadıkları ortam ile, bir topluluğun değer yargılarını, gelenek ve göreneklerini, hayat tarzlarını kendi şahıslarında taşımaktadırlar. Yani onlar aslında mecazdırlar. Hakiki olan millettir, onlar ise milletin değerlerinin bir taşıyıcısı olarak mecazlardır. Şahıslarında bazen bir milletin meziyetlerini, bazen milletin safiyetini/aldatılışını temsil etmektedir.

Kahramanlar, temsil kabiliyeti olan insanlardır çünkü. Kahramanlara öykünen kişiler, o kahramanların değer yargılarını da benimserler çabucak ve kısa zamanda da o dünyanın birer üyesi oluverirler hiç farkına varmadan. Türkiye’de İslami bir damarın yerleşmesine sebep olan insanların çoğunun Hazreti Ali cenkleriyle büyümesi bir tesadüf müdür sizce?

Bu yönüyle kahraman motifi, bir inanç/kültür/ideoloji dünyasını tek başına temsil etmektedir.

Sahte kahramanlar

Cumhuriyeti kuranlar, bu sembollerin ve bu sembollerin taşıyıcı gücü olan kahramanların farkındaydı. Farkında oldukları için de, Osmanlı padişahlarını kötü göstererek (Haremde kadın düşkünü sultan algısı, Kızıl Sultan algısı) Osmanlıyı küçülttüler. Kendi dönemlerini yüceltmek için de sahte kahramanlar icat ettiler.

Günümüzde de aynı anlayış caridir. Mesela, genç yaşta idam edilmelerinin dışında hangi meziyetlere sahip olduklarını bilemediğimiz Deniz Gezmiş ve arkadaşları da bir ideolojinin taşıyıcı gücü konumundadır hâlâ. Ama o dünya sadece Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını kahramanlaştırmakla yetinmemiş, daha sonraki zamanlarda da (buna Gezi olayları da dâhildir) kahraman çıkarmaya devam etmişlerdir. O olaylardan da kahramanlarını çıkarmıştır o dünya. Tazyikli suya direnen kırmızılı kadın, zihinlerimizde bir dünyanın kahramanı olarak yer etmiştir mesela.

Bizim kahramanlarımız kimler?

Günümüz Türkiye’sine baktığımızda, kabul etmeliyiz ki genç kitle bizim dünyamızdan uzaklaşıyor. Onlara ulaşmakta zorluk çekiyoruz. Onlara ulaşmamızı engelleyen bir sürü sebep var. Bunların en önemlilerinden biri de, yaşadığımız çağda Müslümanların içine düşürüldüğü zelil durumdur. Bu, inkâr edilemez bir hal aldı artık.

Her ne kadar bu bir vakıaysa da, tek başına yeterli ve açıklayıcı değil. Sebeplerden bir sebebin de, genç kitlenin kendisini özdeşleştirebileceği Müslüman kahraman eksikliği olduğunu bilmeliyiz. Zihnimizi “Kimlerin kahramanları daha çok?” sorusuna cevap aramak için yokladığımızda, bizim aktüel kahramanımızın olmadığını, bizim haricimizdeki dünyanın ise bir şekilde durmadan kahraman ürettiğini görürüz.

Unutmamak gerek: Bir dünya, bir kahramanın tebessümünde ya da hüznünde saklıdır. Hanzala’nın hüznü, Filistin davasını dünyaya tanıtan bir hüzün değil midir mesela?

 

Ahmet Serin yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Ağustos 2015, 14:50
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20