Erdem Beyazıt’ın şiiri üzerine notlar

"Üç kitapla Türk şiirinde kendine özgü bir yer edinmek kolay bir şey olmasa gerekir. Erdem Beyazıt bunu başaran bir isim oldu. Bu durum, elbette onun şiirinin mahiyeti, özellikleri ve etkileriyle ilgili olarak görülmelidir." Şair- Yazar Mustafa Özçelik yazdı.

Erdem Beyazıt’ın şiiri üzerine notlar

“İnsan barışa dursun selâma dursun zaman

Sabır savaş zafer. Adım: MÜSLÜMAN”

Erdem BEYAZIT

Edebiyata ilgi duyulan ilk gençlik çağlarında insanı kendi kapısına çağıran edebi tür daha çok şiirdir. Bu hem okumak hem de yazmak anlamında böyledir. Bu yüzden lise yıllarımın vazgeçilmez iki şairi Necip Fazıl ve Sezai Karakoç oldu. Türk şiirini medeniyet kriziyle girdiğimiz çıkmaz yoldan çıkarıp yeni bir sese ve anlama büründüren bu iki önemli isme daha sonra M. Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Cumali Ünaldı, M. Atilla Maraş, Osman Sarı gibi isimler de eklendiler. Her birinin benim neslimin üzerinde emeği büyüktür. Hepsi de Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’un açtığı yolda Türk şiirini yeni bir inşaya tabi tuttular. Bu durum, gelenekle yeniden bağ kurma ama onu tekrara düşmeden ruh olarak ondan yararlanarak çağdaş bir şiir ortaya koyma, reddedilen metafiziği şiire yeniden taşıma, diğer yandan ferdi söyleyişlerin yanında hayata ve insana yönelme, daha da önemlisi yaşanılan çağa ve dayatılan hayata müdahil olma şeklinde özetlenebilir.

Bu yeni şiir ikliminin önemli bir ismi de Erdem Beyazıt idi. İlk şiirlerini lise yıllarımda Diriliş dergisinde okuduğumu hatırlıyorum. Yine aynı yıllarda çıkan Edebiyat dergisinde ise peş peşe şiirleri çıkmaya başlamıştı. İlk şiir kitabı “Sebep Ey” ise 1972 yılında Edebiyat Dergisi Yayınları arasında çıkmıştı. Biz, onu daha geniş anlamda bu kitabıyla tanıdık. Bir taraftan üniversite sınavlarına hazırlanırken bir taraftan da bu kitabı döne döne okumaya başlamıştık. Üniversiteyi bitirdiğim yıl ise Mavera dergisi kuruldu ve onu bu defa yeni şiirleriyle bu dergiden takip ettik. Bunların hemen hepsi 1987 yılında “Risaleler” adıyla yayımlandı. Bir yıl sonra ise “Gelecek Zaman Risalesi” kitabı yayımlandı. 1992’de ise bu üç kitap “Şiirler” adıyla basıldı. 

Üç kitapla Türk şiirinde kendine özgü bir yer edinmek kolay bir şey olmasa gerekir. Erdem Beyazıt bunu başaran bir isim oldu. Bu durum, elbette onun şiirinin mahiyeti, özellikleri ve etkileriyle ilgili olarak görülmelidir. Erdem Beyazıt, mademki üç kitapla böyle bir değer buldu. Bu yazı vesilesiyle şiirlerini tekrar okuduğumda onun şiirine dair genel tespitler olarak şunların söylenmesi gerektiğini düşünüyorum.

1.

Önce onun durduğu yere ve beslendiği kaynaklara/isimlere değinmek gerekiyor. Bu durum şöyle açıklanabilir: Tanzimat’tan beri devam eden yabancılaşmanın Cumhuriyet devrinde bizi edebiyat noktasında getirdiği nokta düşünüldüğünde Erdem Beyazıt şiiri yaslandığı ve beslendiği temel kaynaklar itibariyle özel bir yerde durur. Bu yer, maddi ve manevi anlamdaki kendi inanç, kültür dünyamızdır. Zaten onun kendini “Adım Müslüman” olarak nitelemesi kendi konumun açık bir dille ifadesi anlamına gelmektedir. Bu durum, eşyaya, olaylara, dünyaya Müslümanca bakmak olarak özetlenebilir. Kendisi de bu konuya dair bir söyleşisinde şunları ifade eder: “Günümüz Müslüman şairlerinin ilham kaynağı diğer insanların ilham kaynağından ayrı düşünülmemelidir. Yaratıcı, insan, tabiat, aşk, ölüm, korku, vesaire vesaire... Müslüman şairin şiir damarları elbette inandığı kutsal metinlere öz tarihe, öz toprağına (vatan), milli hasletlerine (millet) ve inanç dünyasına (din) uzanmalıdır. Müslüman şairlerin şiir rezervi diğerlerinden daha fazladır, yani sonsuzdur. Çünkü ebediyeti kucaklayanlar ancak Müslümanlardır.”

Erdem Beyazıt, isim ve eser bağlamında ise başta da söylenildiği gibi bir geleneğin devamcısıdır. Ama bu durum ruh ve anlam olarak geleneğe bağlanmak şeklinde gerçekleşir. Ama bu durum, onu ne divan-tekke-halk şiirinin, Fuzuli, Şeyh Galip, Yunus Emre, Karac’oğlan, Dadaloğlu gibi büyük şairlerin yahut daha sonra İslami-milli duyarlıklı şiirler yazan mesela Mehmet Akif ve Yahya Kemal’in yahut onlardan çokça beslenmesine rağmen Necip Fazıl yahut Sezai Karakoç’un taklitçisi yapmaz. Bir ruh akrabalığıdır söz konusu olan. Bu yüzden ortada bir Erdem Beyazıt şiiri vardır.

2.

Mesele bundan mı ibarettir? Elbette değildir. Erdem Beyazıt, çağının şairidir. Nasıl bir çağda yaşadığının şuurunu taşır. Bu çağ adına modernleşme denilse de yabancılaşma çağıdır ve şair işte bu çağa karşıdır. Bu da onu muhalif bir şair olarak görmemizi gerektirir. Bu bakımdan şairin ilk şiir kitabı olan “Sebep Ey” kitabı, toplumumuzun karşı karşıya bırakıldığı çağdaş bunalımlara karşı bir direniş ve diriliş destanı olarak okunabilecek özelliktedir. Kitap iki yüz yıllık bu direniş ve diriliş mücadelesinin mahiyetini çarpıcı kesitler halinde sayfa sayfa, mısra mısra ortaya koymaktadır. Önce “Kara ağaç gibi bağlıyım katı bir çağ bu/Her şey bir makine düzenine gidiyor/-düzen diyorlar beni çağırıyorlar-/Irmak yatağına sığınıyorum sınırlı bir çağ bu/Bıraktığımız her şeyde bir yılan kabuğu/          Bir mercek düzenine bağlanıyor gözlerimiz” diyerek çağı resmeder.

Fakat çağın bu karanlık tablosu şairi yıldırmaz. Çağ, şairin sesine kapalıdır ama o, sabırla eylemine hazırlanır. Yabancılaşmanın ve modernleşmenin mekân olarak karşılığı şehir olduğu için şair, önce buradan ayrılmak ister. “Bu şehirden gidiyorum/Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi

Gururu yıkılmış soy atlar gibi/Bu şehirden gidiyorum” diyerek Anadolu’ya yönelir. Fakat bu durum, bir kaçış değil, henüz o saf İslam inanışının yaşandığı ve yabancılaşmanın henüz teslim alamadığı Anadolu’da kendini direniş ve dirilişe hazırlama sürecidir. Anadolu hem insanı hem tabiatıyla buna imkân verecek özeliktedir. Doğallığı, samimiliği, kendi oluşu ifade eder. Şair, Anadolu’nun insanını, tabiatını dağlarını, ağaçlarını, ırmaklarını bir kitap gibi okur. Onlara metafizik manada yaklaşarak kendine göre sonuçlar çıkarır. Bilhassa “Sana Bana Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair” başlıklı şiiri tam bir Anadolu fotoğrafıdır. Burada insanımızı ilgilendiren neredeyse bütün güncel konular ele alınır. Lirizmin de çok yüksek düzeyde olduğu bir şiirdir bu. Şair, Anadolu üzerindeki tefekküründen sonra şehrin sembolize ettiği yabancılaşmayla nasıl bir mücadele yürüteceğinin artık bilincindedir. Bu yüzden “gam dağlarına çıkıp naralar atarak” kendini savaşına hazırlar. Bu bağlamda onun şahsiyetini oluşturan şehrin tarih, inanç, kültür, sanat özelikleriyle daha pek şairin/yazarın yetişmesine imkân veren Kahramanmaraş olduğunu da hatırlamak gerekir.

3.

Burada insan, tabiat, tarih derken şiiri şiir yapan iki ana temayı hatırlamak lazımdır. Bunlar ise biri olmadan diğerini düşünemeyeceğimiz aşk ve ölümdür. Şiirlerinin tamamında görülse bile en yoğun biçimde uzun soluklu “Aşk Risalesi” şiirinde görüldüğü gibi şair gücünü de ilhamını da aşktan alır. Bu esnada “Bir orman gibi büyür içimde sevmek” diyerek Kerem olur, Yusuf olur, Kays olur. Sevdasını merkezinde aşkına muhatap olan ise sadece bir kadın değil onun şahsında bütün aşkın değerlerdir. Aşkla yeniler kendini. Aşkla bilenir. Aynı şekilde ölüme de yine metafizik açıdan bakar: “Ölüm bize ne uzak ne yakın ölüm/Ölümsüzlüğü tattık biz ne yapsın bize ölüm”. Böyle düşünmesinin sebebi şu mısrada açıklanır: “Ölüm bir melek elinde gelir”. İnanmış bir şaire düşen de gelene “eyvallah” demektir.  Diyeceğim odur ki şair, bu iki duygunun anlatımında kâh Karacaoğlan kâh Dadaloğlu kâh Yunus yahut Fuzûli olur. Bilgelik dili ise Dede Korkutça’dır. Zaten Anadolu’yu bir kitap gibi okuyan oradan bir anlam bularak modern çağa direnecek biri için bu durum gereklidir ama tekrar belirtelim ki ortada ne bir taklit ne bir özenme varır. Duruş, duyuş olarak beslenme, aldıklarına şahsi damgasını vurarak kendine özgü söyleyişlere dönüştüren çağdaşımız bir şair vardır.

4.

Şairin şiirine sanat ve estetik manasında baktığımızda ise şunu görürüz. Garip şiirinin kovduğu 2. Yenicilerin tepkisel olarak şiiri çok aşırı şekilde boğduğu imge, onda Ramazan Kaplan’ın dediği gibi “şiirin anlam dünyasını ve estetik gücünü gölgeleyecek boyutta olmaz.” Rahat anlaşılır imgelerdir bunlar ve bu yüzden onun şiiri kendini okura açan bir şiir özelliği taşır. Bu şiirini sıradanlaştırmaz. Gerektikçe söz ve anlam sanatlarına da yer verir. Fakat bunlar, hayat ve tabiatın içinden seçildiği için okuru anlama noktasında çok zorlamaz. Zaten çoğu tabiattan alınan imgelerdir. Ama şairin derdi bunlarla kendi iç benini ifade etmektir. Bu yüzden onun imgelerini anlamak, yine bir okur donanımı gerektirir. Çünkü kullanışında “Bir hançer ağacı gibi içimde büyür acı” örneğinde olduğu gibi özel söyleyişler, varlık ve nesnelere yeni anlam yüklemeleri vardır. Yine bu anlatımda hem lirik hem de epik söyleyişlerin uyumlu bir şekilde harmanlanması okurun onun şiirini benimsemesini kolaylaştırır.

Şairin dili ve anlatımı üzerine de söylenecek sözler olmalıdır. Bu mânâda Türkçesinin zarafeti ve inceliği, müthiş bir uyum sergileyen sesi ile çok özel bir yerde durur. Söyleyişi sanatkârânedir. Bir başka özellik ise düşünce ile duygu bütünleşmesidir. Onda düşünce duyguyu besler, duygu düşünceyi yumuşatır ve kabul gören bir kıvama büründürür. Bu yüzden şiiri “yüksek sesli” bir nitelik taşısa da ideolojik ve sloganist bir şiir olarak görülemez. Bu bakımdan Erdem Bayazıt şiirini okuyanlar, sadece bir değerler dünyasıyla karşılaşmazlar, aynı zamanda bu değerlerin estetik bir tarzda ifade edildiğini de görürler.

5.

Özellikle “Risaleler” kitabı dikkate alındığında onu destani tarzda da yazan bir şair olarak görebiliriz. Bu sebeple bu metinlerde tahkiye unsurları ağır basar ama şiiriyet asla kaybolmaz. Kitabı oluşturan Aşk, Tabiat, Ölüm ve Savaş Risaleleri aynı zamanda Erdem Beyazıt şiirinin genel omurgası ve öne çıkarılan temalar açısından da önem taşır. Yine bu metinlerde “Erişirdi Onun eli / Yeryüzünün neresinde / Bir Müslüman / Dara düşse” örneğinde görüldüğü gibi Hz. Peygamber’e ve İslam tarihine atıflar yaparak şiirini bugünden geçmişe taşır fakat bu durum bir geçmişe sığınma değil oradan alınacak ilham ve ruhla geleceğe yürüme şeklinde okunmalıdır. Ayrıca onun bu bakış açısında “Bir ucundan dünyanın öbür ucuna / Kan olup dolaşan damarlarımda / Arabistan’da Pakistan’da Türkistan’da” söyleyişinde görüldüğü gibi coğrafya da genişler. Bu da onu evrensel duyarlıklı bir şair olarak görmemizi gerektirir. Şu söyleyişler bunun bir örneğidir: “Bir yüzüm Batıya dönük/Bir yüzüm Doğuya! Arkamda bütün yönler/Önümde Kıble! /Başımın üstünde/Gökyüzü!/Altında ayağımın/Yeryüzü!" Yine bu bağlamda “Sana Bana Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair” ve “Sürüp gelen Çağlardan” şiiri de yine destani niteliğe sahip şiirler olarak anılmalıdır.

6.

Onun beslenme kaynaklarından birinin de tasavvuf şiiri ve özellikle Yunus Emre olduğunu düşünüyorum. Fakat o dervişliğe kendi zamanına göre bir anlam yüklemiştir. "Derviş Burcundan" şiirinde kendisini bir derviş olarak da tanımlar. "Dervişim dünyaları/Taşırım cebimde/Hayat bir elimde/Ölüm diğerinde.”  Bu söyleyişte tıpkı “Ölür ise tenler ölür/Canlar ölesi değil” diyen Yunus Emre’nin tavrı vardır. Sevgisi insanlığı kuşatmaktadır. “Bir orman gibi büyür içimde sevmek” derken de “Sevelim sevilelim/bu dünya kimseye kalmaz” diyen Yunus’la aynı noktada buluşur. Ama mesele salt sevgi değildir elbette. Dervişin “celal” halleri de vardır. Bu yüzden adına öfke, kin diyemesek de yoksulun, kimsesizin yanında, azgın beylerin, kötüleşen zamanın getirdiği olumsuzlukların karşısında olmak şairin şiardır. Herkesin derdi onun derdidir, herkesin çilesi onun çilesidir.

7.

Onun şiir yazdığı dönemde sol ideolojiye bağlı şairlerin sosyalist gerçekçilik adına işçi, köylü, emek, özgülük gibi konuları öne çıkardıkları ve Anadolu’ya Marksist bir perspektiften baktıkları görülür. İşte Erdem Beyazıt, bu anlayışa da muhalefet ederek bu konuları kendi inanç dünyamızın değerlerine göre ele alır. Onun “Elbet benim işçilerim çekecek/Emeğin kutsal direğine/O ışık ki düşer bir zenci yüreğine/Birden aydınlık kazanır zulme uğramış bütün yürekler/Onulmaz Hint ağrısına tükenmez Çin sancısına” şeklindeki mısralarıyla Marksist tezi çürüğe çıkarır ve bu konularla ilgilenmenin bu ülkenin inancıyla, tarihiyle barışmayı gerektiğini belirtir. Bu yüzden kimi muhafazakâr isimlerle sol jargon kullandığı şeklinde eleştirildiği de bilinmektedir. Bu anlayışın temelinde İslami şiirden ezan, namaz, oruç gibi dini motiflerin işlenmesi, milli şiirden Anadoluculuk anlaşılmaktaydı. İnsani bir dünya özleminin patenti ise Marksist şaire verilmişti. Erdem Bayazıt ve arkadaşları öncelikle bu önyargıyı yıktılar. Bayazıt'ın çağdaşı ve yol arkadaşı olan M. Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören tabi önlerinde hep bir usta olarak var olan Sezai Karakoç, ortak duyarlıkların dışında tamamen kendilerine özgü olarak kurdukları şiir yapılarıyla yeni bir akımın başlatıcıları oldular. Türk şiiri bu açılımla çok önemli bir zenginlik kazandı. 

8.

Erdem Beyazıt şiiri çok da geniş incelemelere konu olacak özellikler taşır. Ne var ki bir dergi yazısında bunu yapmak yerine ona dair genel bir fotoğraf sunmayı tercih ettik. Son söz olarak şunları söyleyebiliriz: Erdem Beyazıt, inancın, umudun, aşkın, sabrın, direniş ve dirilişin şairi olarak edebiyat dünyasına kayıt düşmüş bir şairidir. Şiirleri kurmaca metinler olmayıp ilham eserdir. Kalbe dokunan ve orada yer bulan şiirlerdir. Bu yüzden etki alanı sadece şiirle doğrudan ilgilenenler olmamış, daha geniş kitlelerde de karşılık bulmuştur. Şunu da ekleyelim. Hiçbir şairin bütün şiirleri genel okuyucular anlamında aynı ölçüde geleceğe kalmaz. Çünkü zaman, zemin ve anlayışlar değişmektedir. Bu yüzden birkaç şiiriyle yaşar şairler daha çok.  Bu konuyu onun açısından değerlendirecek olursak şunu söylemeliyiz. O, "Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair", “"Birazdan Gün Doğacak", “Sürüp Gelen Çağlardan”,”Aşk Risalesi” gibi şiirleriyle gelecekte de okunacak, değerli görülecek bir şair olma özelliğini kazanmış bir şairdir. Çünkü fani olana değil ebedi olana söylemiştir mısralarını. Salt ferde değil topluma, salt bugüne değil geçmişe ve geleceğe de çevirmiştir yüzünü. Söylerken de güzel söylemiştir. Teberrüken şu mısraları ile tamamlayalım sözü: “Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı/Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım!.. Biz de onu unutmadık, unutmayacağız. Ruhu şad olsun.

Mustafa Özçelik

Muhit Dergisi, Sayı:31, Temmuz 2022

Yayın Tarihi: 05 Temmuz 2022 Salı 09:00 Güncelleme Tarihi: 05 Temmuz 2022, 12:28
YORUM EKLE

banner19

banner36