Epiktetos'un hazreti insan olmaya vardıran öğütleri

Epiktetos, yüksek ihtimalle Hz. İsa’nın öğretisinden nasibini almış bir ‘bilge’dir. Bilgeliğinin bir diğer göstergesi de hikmet ve marifet hakkında vaaz etmesidir. Metin Erol yazdı.

Epiktetos'un hazreti insan olmaya vardıran öğütleri

Ey Dost! Önce kendini ıslah et! Sonra, insanlara felsefenin ıslah ettiği bir adam göster.” İşaret edebileceğin bir insan yoksa eğer, “felsefe ile uğraşıyorum deme, kendimi kurtarıyorum de!” Peki, felsefe bizi kurtarabilir mi? Kurtarırsa, nereden kurtarır? Üzerinde konuşulan konu fesefeyse, soruların ardı arkası kesilmiyor tabii... Çünkü, nerede felsefenin izlerini görsek, ironi de orada kendini gösteriyor bize.

İroni kelimesi, istihza kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor Türkçe’de. Bu kullanım, Sokratik istihza söyleminden geliyor. Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’i söylüyor bunu: “Kendini başka türlü göstermek aşırıya doğru olursa şarlatanlık, buna sahip olana şarlatan, eksikliğe doğru olursa istihza, buna sahip olana müstehzi diyelim. (...) Müstehziler ise, olandan daha azını söylediklerinden ötürü, karakter bakımından daha sevimli görünüyorlar; nitekim onların kazanç için değil, şişinmek için değil, şişinmekten kaçındıkları için böyle yaptıkları düşünülüyor. Bunlar ün sağlayan şeylere sahip olduklarını özellikle inkâr ederler, Sokrates’in de yaptığı gibi.”

Bu minvalde Sokrates müstehziliğiyle eğlendirici, belirsizliğiyle de ironiktir. Öykü üzerine ciddi tespitleri olan öykücülerimizden Kamil Yıldız, bu tespitimizi şu sözleriyle ispatlar: “Sokrates, müstehzidir çünkü muhatabından daha az bildiğini, hatta pek bir şey bilmediğini söyler, bu onun müstehzi tutumudur; işi ironiye vardıran sorduğu sorularla karşısındakinin de bir şey bilmediğini ortaya çıkarmasıdır. Kendisinde de bir şey yoktur, karşısındakinin bilgisini de boşa çıkartır ve tartışma bir sonuçla değil belirsizlikle biter.” Yani söz konusu olan fesefe ise orada iyi kötü bir ironi mevcuttur. Ancak bizim bu yazıdaki derdimiz ne felsefenin ironik yanına işaret etmek ne de Sokrates’in düşünce alanındaki tavrı üzerine söz açmak. Meselemiz, cevabı olsun ya da olmasın, düşünce ve sual etme üzerine inşa olan felsefenin Epiktetos’taki karşılığını aramak.

İsa’nın dirilten soluğu, Eyyüb’ün direşken sabrı

Evet, Epiktetos. Bir köle-düşünür olan Epiktetos. Köle olduğu için ayağı topal olan Epiktetos. Zalim efendisine sabrıyla insanlık dersi vermeye ömrünü adamış Epiktetos. Bir gün zalim efendisi bir kıskaçla bacağını burkarak eğlenirken, efendisine; “Efendim kıracaksınız!” der ama efendisi hiç istifini bozmadan eğlencesine devam eder ve sonunda Epiktetos’un bacağını kırar. Bunun üzerine, “Efendim, söylemiştim. Kırdınız!” der Epiktetos. Bu hadiseyi yorumlayanlar Epiktetos’un, İsa’nın dirilten soluğundan ve Eyyüb’ün direşken sabrından bir esinti taşıdığını söylerler. Epiktetos, kendi hazzını tatmin eden efendisini, bir köle sabrıyla değil, bir bilgenin bilinciyle uyarmış, uyarısına aldırmayan efendisi, bacağını kırdığı vakit de ‘bilgi seviciden’ çok ‘bilgiyle hemhal’ olan Epiktetos, efendisine yalnızca, “Söylemiştim, kırdınız.” demiştir.

Bilgeliğin bilinciyle hür olan Epiktetos, felsefeyi, “Felsefeyle uğraşıyorum deme, kendimle uğraşıyorum de” sözleriye özetler. Etimolojik açıdan bilgiyi sevmek, bilgi sevici anlamına gelen felsefe, farklı bir biçimde arzu ve nefretin nasıl işlevsel olabileceğini öğrenmek biçiminde karşılığını bulur Epiktetos’ta. “Felsefeyi, kişiyi kendi kılan, bireyin onun sayesinde özgürlüğe ve mutluluğa kavuştuğu bir şey olarak görür.”

Erdemin teorik ve pratik yanı

Felsefi düzlemde değerlendirdiğimizde, erdemin teorik yanından çok pratik yanına vurgu yapan Epiktetos, bu yanıyla Sokrates çizgisinin takipçilerinden sayılır. Sağlıklı düşünmek ve eşyanın tabiatı hakkında doğru kanaatlere sahip olmak gayreti olan teorik erdem, akla göre hareket etmek ve ahlâklı yaşama gayreti olan pratik eylemden farklıdır. Epiktetos, pratik erdemi en yüce erdem olarak görür ve ona göre pratik erdem, teorik erdemin gayesidir.

Epiktetos, dünyada olup biten şeylerin bir kısmının elimizde olduğunu, bir kısmınınsa olmadığını söyler. Elimizde olanlar, düşüncelerimiz, yaşantımız, eğilimlerimiz, nefretlerimiz yani iradi olarak eylediklerimizdir. Elimizde olmayanlar ise, mal, mülk, şöhret, mevki yani irademiz dışında olan şeylerdir. Bu iki durum karşısındaki hâlimizi Epiktetos şu şekilde değerlendirir: “Elimizden olanlar hususunda tabiatımız gereği hürüz... İrademiz dışında olanlar karşısında zayıf ve esiriz.” İrademiz dışında olan servet, makam, mal, mülk elde etmek peşinde koşan insanın özgür ve mutlu olamayacağını, mutluluk için gereken nimetlerden mutlak surette yoksun kalacağının altını çizer Epiktetos.

Elinde olmayan bir şeyi arzu etme

Tehlikeli hayaller, bilhassa gençlik yıllarında bırakmaz yakasını insanın. Nefsi emmare olarak adlandırdığımız duygu ve düşünceler insanı kontrol altına aldığı vakit, iş yaman olur. Bu hâl karşısında Epiktetos şu teşhisi yapar: “Tehlikeli hayaller karşısında: Sen bir hayalsin. Bu yüzden göründüğün gibi olman imkânsız.” Arzuların amacının, istenilen şeyi elde etmek olduğuna dikkat çeker Epiktetos. Öyleyse sakın, “elinde olmayan bir şeyi arzu etme. Böyle yaparsan, bedbaht olman alınyazın olur.” İnsanların sevdiği ve ilgi duyduğu her ne ise ona karşı “fani bir varlığı seviyorum de”.

Onu kaybettim deme, iade ettim de

Epiktetos, özgürlüğü insanlara verilmiş gerçek bir nimet olarak görür. Bu özgürlük alanı içinde, hayal gücünü kullanırken tabiatı kolaçan etmelerini söyler insanlara. Dünya üzerindeki hiçbir şeye karşı bağlılık gösterilmemesi gerektiğini bildirir: “Herhangi bir şey konusunda ‘Onu kaybettim’ deme! ‘ Onu iade ettim’ de.”

Dünya hayatında insanın nasıl olması gerektiğini şöyle ifade eder: “Bu dünyada ziyafete çağrılmış bir misafir gibi hareket etmen gerektiğini unutma. Yemek önüne geldiğinde elini kibarca uzatarak bir lokma al. Tabağı önünden kaldırıyorlarsa buna mani olmaya çalışma. Yemek önüne gelmemişse istemeye kalkışma, sıranı bekle... Uzun süreli, sık kahkahalarla gülmekten ırak dur... Zorunlu olmadıkça hiçbir şey için yemin etme... Mümkün olduğunca susmayı yeğle ya da sadece söylenmesi zaruri olan şeyleri söyle ve bunu özlüce söyle.”

Epiktetos’un öğütleri insanı ‘Hazret-i İnsan’ olmaya vardıracak öğütlerdir. Bedeni ve ruhi ihtiyaçlarımızı (yeme, içme, elbise, ev, hizmetçi vb.) gerektiği kadar ve gerektiği şekilde karşılamayı dilemesi gerektiğini söyler insanın. Eğer biri tarafından yerildiğini duyarsan iddia edilen şeyleri reddetmeye kalkma. Seni yerene şöyle de: “Hakkımda bunları söyleyen kimse, şüphesiz diğer kusurlarımdan bihaber. Zira bundan haberdar olsaydı yalnızca bunları söylemekle yetinmezdi.” Epiktetos’un altını çizdiği hâller, her yönüyle, ‘insan’ olmanın manasına dairdir.

Kimseyi yerme, kimseyi övme, asla kendinden bahsetme

Bedeni hazlar konusunda insanın olabildiği kadar perhizkâr olmasını söyleyen Epiktetos, şehvet hususunda da şu can alıcı tespiti yapar: “Şayet hayal gücün bir şehvet canlandırırsa gözlerinde, şehvetin peşinden sürüklenmemek için teyakkuz hâlinde ol. Şehvetini ertele. Kendine mühlet ver. Zevk anıyla, peşi sıra gelecek pişmanlık anını karşılaştır. Kendinden şikâyetçi olacağını düşün. Şehvetin hazzıyla, ona karşı koymuşluğun vereceği övünç hazzını mukayese et. Eğer bu zevki tatmanın tam vakti olduğunu düşünüyorsan, onun tuzaklarına ve cazibesinin aldatıcılığına karşı tedbir al. Ve ona en büyük haz olan yenmenin hazzıyla karşı koy.” Epiktetos’un şehvet hakkında yaptığı şu tespit, pek çok yönüyle İslamîdir. Nefs-i Emmare’nin hâlini düşünelim. Kişiye sürekli kötülükleri emreden nefs-i emmarenin en başat özelliği, bilhassa şehvet konusunda her istediğini yaptırması değil midir? Öyleyse, Epiktetos’un burada vaaz ettikleri nefs-i emmarenin üstünde bir nefs mertebesidir.

Epiktetos, yüksek ihtimalle Hz. İsa’nın öğretisinden nasibini almış bir ‘bilge’dir. Bilgeliğinin bir diğer göstergesi de hikmet ve marifet hakkında vaaz etmesidir. “Bir adamın hikmet ve marifet tahsilinde terakki ettiğini gösteren alâmetler şunlardır: Kimseyi yermez, kimseyi övmez, kimseden şikâyet etmez, kimseyi itham etmez, bilgiçlik taslamaz, kendinden asla bahsetmez. Elde etmek istediği bir şeyi elde etmede bir güçlükle karşılaşırsa bundan yalnızca kendisini mesul sayar.”

Cahiller meclisinde sükût et

Literatür, Epiktetos’u filozof olarak isimlendirse de o, “Kendine asla filozof deme! Cahillerin önünde güzel özdeyişleri sayıp dökme. İyisi mi bu deyişlerin söylediği şeyleri yap... Cahiller meclisinde derin meseleler konuşulmaya başlanırsa sükûtunu muhafaza et...” diyerek kişinin kendini ‘filozof’ olarak adlandırmasına karşıdır. Ancak, kişinin, kendisini yeren kişiler karşısında gösterdiği sabırla filozof olmaya başladığını şu sözleriyle belirtir Epiktetos: “Bir gün biri çıkar da senin hiçbir şey bilmediğini iddia ederse ve sen buna öfkelenmezsen, filozof olmaya başlamışsın demektir.”

Hazmettiklerini davranışlarınla göster

Bunca öğüdü Epiktetos’tan aldık ve sizlere aktardık. Peki ne kazandık? Epiktetos’un bunca öğüdünü kapsayan şu sözüyle yazımıza son verelim: “Bilindiği üzere koyunlar ne kadar ot yediklerini çobanlara göstermezler, fakat yediklerini hazmedip, onları süt ve yüne dönüştürürler. Sen de cahillere vecizeler döktürmekten sakın. Hazmettiklerini davranışlarınla göster.”

Metin Erol yazdı

Yayın Tarihi: 24 Kasım 2020 Salı 19:00 Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2020, 18:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ayhan yönlüer
Ayhan yönlüer - 1 yıl Önce

İşte kapitalist ve dünyaya kendini kaptıran nefsinin kölesi olanların bu yazılar işine gelmiyor RABBİM her müslümanın ve benimde basiret gözümüzü açsın birlik nasip etsin AMİN

banner26