Endülüs, eğitim sistemine bir alternatif sunabilir

'Endülüs', yazarı Mehmet Özdemir'in de okuyucudan talep ettiği gibi duygusal bir ilgiden ziyade araştırma, analiz ve anlama niyeti ile ortaya konulmuş nitelikli bir eser. Rumeysa Kılıç yazdı.

Endülüs, eğitim sistemine bir alternatif sunabilir

Ey Endülüslüler! Ne kadar şanslısınız

Su, gölge, ırmak ve ağaçlar (hepsine sahipsiniz)

Ebedi cennet sizin ülkenizde sadece

Burayı seçerdim (bir yeri) seçmem gerekse

Cehenneme girme korkusu taşımayın asla!

Çünkü girilmez, cehenneme cennetten sonra

Bu satırlar, XII. yüzyılın meşhur şairlerinden İbn Haface’nin Endülüs ile ilgili yazdığı bir şiirden alındı. Şiiri alıntıladığım kitap Mehmet Özdemir’in İSAM Yayınları'ndan çıkan Endülüs isimli kitabı.

Bilindiği gibi Endülüs, Müslümanların, düşünsel ve bilimsel üretimde içinde bulundukları çağ ve coğrafyanın fersah fersah ilerisinde oldukları bir dönemin ve aynı zamanda özgün bir İslam medeniyeti inşa ettikleri cennet güzelliğinde bir bölgenin adıdır. Mehmet Özdemir’in kaleminden Endülüs kitabı da, 1492’den beri Müslümanların kalbinde yazarın deyimi ile ‘yitik cennet’ olarak yerini koruyan Endülüs’e dair geniş açılı bir manzara sunuyor. Bugün İspanya’nın özerk bir bölgesini oluşturan ve sekiz asırlık Müslüman hakimiyetinin izlerinin tüm saldırı ve yağmalara karşı varlığını sürdürdüğü bu bölge, Müslümanlar için önemini hâlâ sürdürmekte. Yazarın cümlelerinden, bu önemin değerli bulunması ve alanda yapılacak çalışmalara yönelmesi gerektiği fikri ile kitabın ortaya çıktığını çıkarabiliriz.

Endülüs tarihi boyunca Yahudiler ile Müslümanlar arasında bir sürtüşme olmadı

Mehmet Özdemir'in sözkonusu kitabı, “Siyasi Tarih” ile “Kültür ve Medeniyet” olarak iki bölümden oluşuyor. Akıcı ve anlaşılabilir bir dilin kullanıldığı kitap, Endülüs İslam medeniyetini oluşturan asıl unsurları okuyucuya sunmakta. İlk bölüm siyasi çekişmeleri ele alırken ikinci bölüm gündelik hayattan mutfak kültürüne, eğitim ve öğretimden sanat ve mimariye kadar geniş bir yelpazede ilgi çekici detaylar ile Endülüs’ü okuyucuya tanıtıyor. Müslüman Arap ve Berberiler dışında Hispano Romanlar, Vizigotlar ve Yahudiler’den oluşan ve uzun yıllar birlik içinde yaşayan Endülüs halkından ayrı ayrı bahsediliyor.

Burada ilgi çekici bir detay olarak şuna rastlıyoruz; Hristiyan tebaa dönem dönem isyanlarda bulunmuş ve düşmanlar ile birlik olmuşken, Endülüs tarihi boyunca Yahudiler ile Müslümanlar arasında herhangi bir siyasi sürtüşme olmamıştır. Hatta kitaptan öğrendiğimiz kadarı ile IX. yüzyılın ikinci yarısındaki ‘el fitnetü’l kübra’ (büyük fitne) olarak nitelendirilen iç savaşlara neredeyse toplumun bütün kesimleri katılırken Yahudiler katılmamıştır. Bu sadakat ve bağlılık sonucu devlet Yahudiler’e karşı daha toleranslı bir tutum izlemiş ve Yahudiler bu barışçıl politikaları sonucu her alanda kendilerini geliştirme imkanına sahip olmuştur. Bundan dolayı kitabı okurken bu dönem ilim ve sanattan ticaret hayatına kadar Yahudiler’in ön planda olduğunu görüyoruz. Bunda Endülüs’ün şehirleşme konusunda katettiği mesafede önemlidir. Şehirleşme ile ticaretten bilim, kültür ve sanat alanlarına kadar diğer millet ve cemaatler ile olan ilişkiler gelişmiştir. Bunun sonucunda gettolaşma gibi sorunlar olmamış, Endülüs halkı iç içe ve beraber yaşamıştır.

Dini konularda gevşeklik gösteren idarecilere halk sarayı dar ederdi

Şehirleşme, farklılıklar ile iletişim kurmayı beraberinde getirdiği gibi aynı zamanda Endülüslü Müslümanların birbirleri ile iletişimlerini de geliştirmiş ve bir İslam toplumu olmalarını da kolaylaştırmıştır. Şehir merkezine inşa edilen büyük camilerin şehirdeki işlevini yazar ‘dini hayatın, eğitimin ve adaletin merkezi’ olmaları ile açıklıyor. Biraz bahsedecek olursak, dini hayat ve ibadetler Endülüs’te idarecilerden halkın çok büyük bir kesimine kadar oldukça önemsenen bir konudur. Bu konuyu yazar, halkın ibadet ve dini konularda gevşeklik gösteren idarecilerin sarayına hücum etmeleri ve onları bölge dışına sürmeye varacak kadar dışlamaları ile örneklemiştir.

Ayrıca yine kitapta İbn Said’in Kurtubalılar ile ilgili olarak dinen ‘çirkin’ kabul edilen davranışların alenilik kazanmasına asla tahammüllerinin olmadığı ile ilgili bir cümlesi de bulunmaktadır. Bu cümle ile birlikte fakihler tarafından hoş görülmeyen fakat halkın rağbet ettiği eğlenceler de yok değildir. Misal olarak satranç, tavla ve dama gibi oyunların farzların edasını geciktirebileceği endişesi ile fakihler tarafından haram kabul edilmesine rağmen idare ve halk arasında iyi bilindiği ve oynandığı da yine kitapta yer alıyor.

Halkın mütedeyyin kesimi ve fakihler tarafından hoş görülmeyen iki eğlence türünden daha bahsetmeliyim. Oldukça şaşırtıcı gelebilir fakat bazı Endülüs şehirlerinde halk Hristiyanlar gibi yılbaşını kutlamış, hediyeleşmeler ve aşırıya kaçan yeme içme masrafları ile yılbaşını karşılamıştır. İkinci eğlence ise bugün hâlâ İspanya’da kutlanan San Juan gecesidir. Özel tatlıların yendiği, at yarışlarının yapıldığı ve gelecek sene bulundukları seneden daha fazla giysileri olsun diye yatakların altına lahana yerleştirilip incir ağaçlarının altında ateş yakılan bu eğlencelerin daha ziyade İslamlaşmanın yüzeysel kaldığı yerlerde yapıldığı da yazar tarafından belirtiliyor. Ancak bu eğlenceler dışında Emevi idaresi döneminde sarayda çalışan memurlar için Pazar gününün tatil olması da dikkat çekici bir ayrıntı. Müslümanlara ait dini bayramların kutlanması ise halk ile yöneticilerin bir arada bulunduğu büyük bir merasim şeklinde düzenlenir; şiirler, Kur’an tilavetleri ve ilahiler eşliğinde kutlanırdı. Şehrin sokakları sabahtan başlayarak akşamın ilerleyen saatlerine kadar kalabalık ve canlı olur, bayram namazı sonrası kadınlı erkekli sokağa dökülen halk birbirine limon, portakal, gül fırlatarak şakalaşır, müzik eşliğinde çeşitli gösteriler düzenlenilirdi.

Endülüs’te herkes okuma yazma bilirmiş

Dini yaşam ve ibadetlerin ardından eğitime gelecek olursak, Endülüslü düşünürlerin eğitime bakışı, kitapta, eğitim alan insanın gerek dünya gerekse ahiret hayatında mutlu olacağı bir yapıya kavuşturulması olarak özetlenmiş. Bundan dolayı tahsilin ilk adımı Kur’an öğretiminin yapıldığı küttab denilen yerlerden başlamaktaydı. İbn Haldun, Endülüslülerin okuma yazma ve dil eğitimine verdikleri önem sonucu Arapça’yı çok iyi kullandıkları ve kendilerine has bir yazı stili oluşturduklarını söylemektedir. Kitabın yazarının ‘İlim satırdan değil sudurdan alınır’ cümlesi ile işaret ettiği gibi öğrencilerin derinleşmek istedikleri alanlarda sade okumalar yaparak değil, o alanın hocalarının ders halkalarına katılarak yani doğrudan kaynağa yönelerek dersi öğrenmesi zorunlu görülmekteydi. Bu yöntem ile öğrenciler sadece dersi değil, adab-ı muaşeret kuralları, mesleki davranış biçimleri ve sosyal pratikleri de öğrenme fırsatını yakalıyorlardı. Bundan dolayı Endülüs’ten Şam, Mekke, Medine gibi şehirlere eğitim amaçlı seyahatler sıklıkla olmaktaydı.

Eğitimin bu kadar önemsenmesi neticesinde, Hollandalı bir şarkiyatçının kaydı ile kitaptan Endülüs’te aşağı yukarı herkesin okuma yazma bildiğini öğreniyoruz. Aynı zamanda bir Latince uzmanının Arapça’nın yazım dili olarak Latince’ye kıyasla daha kolay olduğu ile ilgili bir tespitini ve bunu Arap harflerinin daha kıvrak ve elin iniş çıkış yapmadan, kırılmadan hareketine daha uygun olduğu yönündeki gerekçesi ile de okuyoruz ki yazar burada geçmişimizdeki harf inkılabını ayrıca hatırlatıyor.

Kurtuba’nın en gözde kütüphanelerinden birisi, halktan Aişe adlı bir hanıma aitti

Endülüs, okuma yazma oranının yüksekliği ile birlikte kitap çarşıları ve kütüphaneleri ile de dikkat çekmektedir. 400.000 el yazması kitabın bulunduğu saray kütüphanesi kadar özel kütüphaneler de meşhurdur. İbn Beşküval, Aişe isimli bir hanımın Kurtuba’nın en gözde kütüphanelerinden bir tanesinin sahibi olduğundan söz etmektedir. Ancak ne yazık ki ilerleyen dönemlerde Hristiyan işgalciler ve din adamları tarafından şehrin büyük meydanlarında birçok nadide eser yakılmış ve yağmalanmıştır. Yugoslavya iç savaşı sırasında Sırplar tarafından yakılan merkez kütüphaneyi hatırladığımızda asırların, aslında savaş ahlakı da dahil insana dair pek çok şeyi değiştirmediğini söyleyebiliriz.

Eğitime verilen bu büyük önem sonucu Endülüs bir çok bilim ve düşünce adamı yetiştirmiştir. Dini ilimlerin yanında tıp, felsefe, matematik, astronomi, kimya ve mühendislik gibi alanlarda başarılı bir çok Endüslü isim vardır. İslam tasavvufunun önemli isimlerinden İbn'ül Arabi (ki şeyhleri arasında Fatma isminde bir hanımın bulunduğunu öğreniyoruz kitaptan), ünlü tarihçi Gırnatalı İbn'ül Hatib, felsefenin selefi yaklaşımdan dolayı toplumda dışlanan bir alan olmasına rağmen ünlü felsefeciler İbn Bacce, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd, matematikçi İbnü’s Saffar, eczacılık alanını gayet iyi bilmesine rağmen hastalıkları uygun diyetler ile tedavi eden hekim İbn Vafid gibi bir çok isim bilinmektedir. Bu isimlerin genel olarak ortak özellikleri çok iyi oldukları alanların yanında yan dallar ile de meşgul olmalarıdır.

Bir İslam medeniyeti olarak Endülüs, bugün hâlâ Müslüman zihinlerde müstesna bir yere sahip. Avrupa ve Amerika ekseninde yükselen İslamofobi ve anti-islamizm, bu kavramların irdelendiği bazı makalelerde alt metin olarak Endülüs’ün fethine kadar dayandırılabiliyor. Bu da Endülüs meselesinin önemini göstermekte. Ancak Müslümanların, Endülüs’ü, geçmişin güzel zamanları ile teselli bulmak için değil, şu anki eğitim sistemlerine bir alternatif üretebilmek ve disiplinlerarası çalışabilecek bilim ve fikir adamları yetiştirebilmek için ilham almak amacıyla gözden geçirmeleri gerektiği fikrindeyim. Çünkü kitabı okurken benim en çok dikkatimi çeken eğitim meselesine verilen önemdi.

İSAM Yayınları'ndan çıkan Endülüs, yazarın da okuyucudan talep ettiği gibi duygusal bir ilgiden ziyade araştırma, analiz ve anlama niyeti ile ortaya konulmuş nitelikli bir eser. Bu anlamda kitabın, Endülüs ile ilgilenenlerin kafalarında genel bir resim çizmelerine büyük bir yardımı olacaktır.

Rumeysa Kılıç yazdı

Yayın Tarihi: 04 Kasım 2020 Çarşamba 17:00 Güncelleme Tarihi: 04 Kasım 2020, 16:38
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
N.
N. - 3 yıl Önce

Yazı için teşekkürler. Kitabi temin edeceğim inşaellah

Ali kemal
Ali kemal - 3 yıl Önce

Endulus bilim adamlari hakkinda ilkokul cocuklari seviyesinde calismalar mevcutmu?Yapilan icatlari, calismalari deneyler ile beraber tanitilan bir kitapcigin ilkokul egitimine katilmasi kacinilmaz.

CA
CA - 7 ay Önce

Endülüs ismini duyar duymazz içimde uyanan merak gizem ve hayranlıkla o yazıyı hemen okumaya başlıyor ve bitiriyorum. Buda böyle güzel bir yazı teşekkürler

banner26