Ellerimi zemzemle ıslatıp gözlerime sürdüm

‘Mucizenin gerçekleştiği mahâl olmuşum da, haberim yokmuş’ dedim..

Ellerimi zemzemle ıslatıp gözlerime sürdüm

 

 

 

Zemzem-i şerifi ‘molla google’a sorarsanız, size, tekebbür âbidesi Zemzem Tower’ı, Zemzem FM isimli bir radyo kanalını, bir turizm şirketini, bir “çakma kola” markasını, Konya’da bir çorbacı ya da bir ilahi grubunu bulacaktır. Fakat malumunuz üzere zemzem-i şerif bunların hiç biri değildir. Bu kadar adî ve süfli şeylere isim diye konulup değer kazandırıcı olarak da kullanılabilecek bir şey değildir.

Abdülmuttalib Hazretlerine mânâda zemzem-i şerifin yeri işaret edilmiş

Zemzem-i şerif” diyorum; zira düşüncemizde ve dilimizde, buna mukâbil gönlümüzde “şerif”ler o kadar azaldı ki. Zemzem-i şerif meşhur zuhurundan sonra bir müddet akar. Rahmet nişanesi olarak çağıldar. Daha sonra kurur. Sebebini ve ne kadar zaman akmadığını bilmiyorum. Öğrenmek lazım.

Hz. Fahr-i Kâinat Efendimiz’in peder-i âlîleri Hz. Abdullah Efendimiz’in dünyayı teşrifinden evvel akmaz imiş. Abdullah Efendimiz Hazretlerinin muhterem babası Abdülmuttalib Hazretlerine mânâda (rüya) zemzem-i şerifin yeri işaret edilmiş. O sıralarda yalnızca bir erkek çocuk sahibi olduğu için Hz. Abdülmuttalib Efendimiz (ism-i şerîfi Şeybe’dir), zamanının düşüncesiyle güçsüz kabul edilir. “Sen ve oğlun tek başınıza mı bu işi yükleneceksiniz? Sizin gücünüz buna yetmez. Bu işe bizi de ortak edin.” kâbilinden laflarla zorluk çıkarırlar.

Hz. Şeybe Efendimiz de şöyle niyazda bulunur Hakk Teâlâ’ya: “Allah'ım! Bana mübarek kuyuyu meydana çıkarmak gücünü ver. Bu işe yardım etmeleri için de on oğul ihsan et. Muvaffak olursam oğullarımdan birini sana kurban edeyim. Adağım olsun!..” Kuyuyu kazarlar. Kuyudan eski kılıçlar, zırhlar ve altından geyik heykelleri de çıkar. Kabe-yi Şerif, Hz. Şeybe Efendimiz ve müşrikler arasında çekilen kura sonucu, altınlar Kabe-yi Şerîf’e, zırh ve kılıçlar Hz. Şeybe Efendimiz’e çıkar. Müşriklere ise kederlenmek düşer.Zemzem

İşte Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz’in peder-i âlîleri Hz. Abdullah’ın kurban olarak istenmesi bu olaya matuftur. Fakat bu haberin konusu ne Hz. Şeybe Efendimiz, ne Kâbe-yi Şerif, ne Hz. Abdullah Efendimiz ve ne de zemzem-i şerîfin tarihi… Zira tarihi konuşulan şeyler biraz uzak nazarlara maruz kalıyor. Zemzem-i şerîfi hayatın içinde fotoğrafladım, onu anlatacağım.

Ellerimi zemzemle ıslatıp gözlerime sürdüm

Geçen hafta -baharın değişken havasından olsa gerek- ağır bir nezle geçirdim. Sürekli burnumu çekiyordum ve nereye baksam ateşe bakıyor gibiydim. Gözlerim yanıyordu sanki. Başımı yasladığım her yerde uyur olmuştum. Fırsat buldukça gözlerimi yıkıyordum. Günlerce mutadımdan evvel yattım, belki gece çok oturduğum için normal nezleden birkaç katı daha fazla yanıyordur diye. Fakat kâr etmedi.

Pazar gecesi yatmazdan evvel ev arkadaşım Volkan Yahşi’nin bir ay önce getirdiği zemzem-i şerîf geldi aklıma. Gidip bidonu kaptım. Ellerimi ıslatıp gözlerime sürdüm. Bir kere daha sürdüm. Bir parça da ovdum gözlerimi. Yatağa yatıp uyuyana kadar salavat-ı şerîfe okudum. Sabah uyandığımda gözlerimin artık yanmadığını hissettiğimde çok şaşırdım. Epey de keyiflenmiştim.

“Mucizenin gerçekleştiği mahâl olmuşum da, haberim yokmuş” dedim. “Zemzem-i şerîf” demeye de bundan sonra başladım. Meğer zemzem-i şerîfin iki hususiyeti varmış ki hadis-i şerifte şöyle bildiriliyor; “Yeryüzünün en hayırlı suyu Zemzem’dir. Çünkü onda tadın tadı (açlığı doyuran özelliği), hastanın şifası vardır.”

Birkaç gündür bu sebeple keyiften dört köşeyim. Zemzem-i şerîfin bu güzelliğini söyleyeyim de yalnız bana malum olmasın dedim.

 

Ahmed Sadreddin paylaştı

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2017, 14:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13