Edebiyatımızın suskunları konuşmaya başladı

Edebiyat âleminde uzun bir müddet susup da yeniden ‘bismillah’ diyenler arasında kimler yok ki..

Edebiyatımızın suskunları konuşmaya başladı

 

Mavera dergisi edebiyatımız için bir ocak, bir okul ve bir kucak olmuştur diyebiliriz. Hakikatin Allah katında olduğu inancının henüz sarsılmadığı, modernizmin Türkiye’deki Müslümanları henüz saçlarından, gözlerinden, başlarından ve sair azalarından yalamadığı zamanlarda, ümmetin kalp atışlarının hissedilebildiği bir dergi olmuştu Mavera. Edebiyat, sanat, tiyatro, sinema, Arapça, radyo, televizyon, İslam ülkeleri, siyaset, tasavvuf, bilim, kısaca insan hayatındaki hemen her şey Mavera dergisinde yazı konusu olabiliyor ve İslamî duyarlılıkla kaleme alınan yazılar sanatsal forma büründürülerek okurlarına sunuluyordu. Belki de bu yüzdendir Mavera dergisinin yakaladığı ve dillere destansı tirajı. Hemen her şehirde gönüllülerin dergisinin satışı ve abone çalışmasına katıldığını bugün 50’li yaşlarını süren ve edebiyatının içinde bulunan okur/yazar büyüklerimizden öğreniyoruz.

Mavera dergisi edebiyatımız için büyük ve verimli bir tarlaydı. Bugünün İslamcı edebiyatçıların hemen hepsi Mavera okulunda bir süre okumuşlardır desek yanılmış sayılmayız. Elbette bunun istisnaları vardır. Ancak şöyle bir saydığımız zaman göreceğiz ki Mavera’da ekilen tohumlar bugün dünyamıza dal budak salmış, meyveye durmuşlardır. Cahit Zarifoğlu, Mehmet Akif İnan, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören, Bahri Zengin, Ramazan Dikmen, Ali Haydar Haksal, Hasan Aycın, İsmail Kıllıoğlu, Ömer Lekesiz, Âlim Kahraman, Mehmet Kahraman, Seyfettin Ünlü, Ersin Nazif Gürdoğan, Kadir Tanır, Mustafa Özçelik, Recep Seyhan, Mehmet Arslan, Avni Doğan… Mavera dergisinde yazıp çizenlerden ilk akla gelenler bu isimler. Bu yazarlar arasında Mavera’nın yayınlandığı zamanlarda yayınlanan Yönelişler’de ve Aylık Dergi’de yazanlar da olmuştur elbette. Buna rağmen bugün için hemen her biri edebiyatımız için önemli birer burç sayılan bu şahısların bir dergide sürekli yazmış olmaları anlamlıdır.

Mavera’nın suskun yazar ve şairleri yeniden aramızda kitaplarıyla

Şakir Kurtulmuş da Mavera ocağında yetişenlerden. Kurtulmuş her ne kadar kimi şiirlerini Yönelişler’de de yayımladı, ancak Ah Güzel Bir Gün adını taşıyan ilk şiir kitabı Akabe Yayınları tarafından basıldı. Bizim nesil, Şakir Kurtulmuş’un kim olduğunu bilmezdi. Doğal olarak ben de bilmiyordum. Gerçi Şakir Ağabeyin kitabını amcamın, belki de Ali Haydar Haksal’ın kütüphanesinde görmüştüm. Ancak yine güncel dergilerde yazmadığı için, edebiyatla ilgilenmeye başladığım dönemde hakkında herhangi bir bilgi sahibi değildim.

Neden sonra Şakir Kurtulmuş’un şiirlerini okumaya başladık Yedi İklim’de. 2011 yılında yeniden yazmaya başladı Şakir Kurtulmuş. Uzun süren bir suskunluktan sonra gelen bu şiirler edebiyat camiasında onu tanıyanlar için bir coşku rüzgârı estirdi. Sevinenler oldu, arayanlar, kutlayanlar…

Yedi İklim’in Cuma sohbetleri başlayınca, vicahen de tanıştım Şakir Ağabey’le. Evet, 60’ını süren bir ağabeydi artık Şakir Kurtulmuş, fakat heyecanlıydı. Bir gencin, edebiyat meraklısı, şiir heveslisi bir gencin ataklığı ve heyecanı vardı üzerinde. Peş peşe şiirler yayımladı Yedi İklim’de. Zaman zaman Edep dergisinde de gördük şiirlerini.

Mavera dergisi öğrencilerinden Şakir Kurtulmuş, yaklaşık 30 yıl sonra ikinci şiir kitabını yayımladı: Yusuf’un Kuyusu. Yedi İklim Yayınları tarafından bu yılın Mayıs ayında basılan kitap, Kurtulmuş’un 2011 yılından sonra Yedi İklim’de yayımlanan dört şiirinden meydana geliyor. Bu eser Kurtulmuş için ikinci doğum olarak nitelendirildi kimileri tarafından. Açıkçası biz de hak vermiyor değiliz bu nitelemeye. Zira Kurtulmuş uzun yıllar ara vermişti yazıya. Kurtulmuş, ikinci şiir kitabını yayımlattıktan sonra, ilk baskıları Beyan Yayınları’nca yapılan iki biyografi kitabını da bastırdı. İkinci baskısı yine Beyan Yayınları tarafından yapılan kitaplar, Hz. Hamza ve Bilal-i Habeşî adlarını taşıyor. Biz bu kitapların her birinin Şakir Kurtulmuş tarafından hayat hikâyesi anlatılan sahabeyle adaş olan oğullarına ‘örnek almaları için’ ithaf edildiğini görüyoruz.

Beyan Yayınları’nın biyografi dizisinden yaklaşık 25 kitap basılmış. Fakat bunların çoğunu piyasada bulmak mümkün değil. Kitapların çoğunun baskısı bitmiş. İşte Beyan Yayınları yeni bir hamle yaparak bu dizinin kitaplarını yeniden bastı, basıyor. Bütün zamanlara ve zeminlere örneklik teşkil eden İslam büyükleri hakkında ilk elden kaynaklara ulaşma zorluğu içinde olan, buna zaman ve zemin bulamayan gençler için hazırlanan bu dizinin önemli olduğunu düşünüyor ve yeni kitaplarla büyümesini bekliyorum. İlke Yayınları’nın da yakın zamanda böyle bir dizi başlattığını fakat diziyi ‘çağdaş İslam düşünürleri’yle sınırladığını biliyoruz. Beyan Yayınları ise günümüzü de işin içine katarak İslam tarihinden büyüklerle harmanlayabilir. Özellikle bu biyografi serisinden çıkacak kitapların edebiyatçılar tarafından yazılmasını da ayrıca önemsiyoruz. Eserlerin, kuru bilgiyle dolu olmasından ziyade, okuma zevki verecek ve okuduğumuz şahsiyetle okuru bütünleştirecek bir üslupla yazılacak olması önemlidir. Kamil modellere ihtiyacımızın olduğu şu günlerde Şakir Kurtulmuş’un baskısı biten bu iki biyografik çalışmasını basan Beyan Yayınları’nı kutluyoruz.

Kadir TanırŞakir Kurtulmuş gibi, Mavera ocağında yetişenlerden biri de merhum Kadir Tanır’dır.  Tanır da uzun süre suskun kaldı. Yazdıkları Yedi İklim’de yeniden hayat buldu. Merhum Tanır, suskunluğunun acısını peş peşe yayımladığı üç roman ve onlarca öyküyle çıkardı. Alagün’den sonra Güz Yağmurları ile edebiyat camiasına uzun süre veda etti Tanır. 2000’li yıllarda yeniden öyküleriyle gördük onu. Kaşgar ve Yedi İklim’de yayımladığı öykülerinin bir bölümünü Savaş İmparatorluğu adlı kitabında, bir bölümünü de Küskün adlı kitabında topladı. Bu iki öykü kitabından sonra peş peşe üç roman yayınladı Tanır. Şeytan Sarmalı, Suikast Selamlığı, Sonsuz Uzun Ölüm. Bu romanlardan sonuncusu Türkiye Yazarlar Birliği yılın romanı ödülünü de aldı (2008). Tanır, vefat ettiği 2011 yılına kadar hemen her ay Yedi İklim’de ve mahalli Alkış dergisinde öyküler, şiirler ve denemeler yayınladı.Recep Seyhan

Mavera suskunlarından biri de Recep Seyhan’dı. O da uzun süre suskun kaldıktan sonra Yedi İklim’de yeniden yazmaya başladı. Seyhan sadece Yedi İklim’de yayımlamadı ürünlerini. Hece, Hece Öykü, Dergâh, Dil ve Edebiyat dergileri Recep Seyhan’ın öykü, inceleme ve denemelerini yayımladığı dergiler arasındadır. Ancak en çok ürününü özellikle Almanya’da geçirdiği öğretmenlik günlerinden edindiği izlenimleri Ausgburg Notları adıyla Yedi İklim’de yayımladı. Recep Seyhan, bu suskunluğun ardından kaleme aldığı öykülerini Güneşin Doğduğu Yerde adıyla bir araya getirdi ve Okur Yayınları’nca basıldı bu kitap. Şu sıralar Recep Seyhan’ın, ilk öykü kitabı Çiçekler Selamı Kesmişti’nin üçüncü baskısıyla ve üçüncü öykü kitabıyla uğraştığını söyleyelim.

Başka suskunlar da var

Uzun bir müddet susup da yeniden ‘bismillah’ diyenler arasında Kamil Doruk, Hasan Selami Binay ve Yüksel Peker’i de saymalıyız. Kamil Doruk edebistan.com adlı internet sitesinde yazdığı öyküler, Hasan Selami Binay da İtibar’da yayımladığı şiirlerle selamladı okuru. Kamil Doruk’un Ağlamayın Efendim adlı, 1987 baskı tarihli, Nehir Yayınları’nca yayımlanmış bir öykü kitabı vardı. Yüksel Peker de başta Yedi İklim olmak üzere Hece ve Kitap-lık’ta yayımladığı uzun soluklu “Kelebek, Şair ve İzler” şiiriyle merhaba demişti okura. Peker, yayımladığı bu uzun soluklu şiiri aynı adla geçtiğimiz aylarda Hece Yayınları’na bastırdı. Peker, böylece Kelebek, Şair ve İzler adlı kitabıyla taçlandırdı suskunluğunu bozma eylemini. Yüksel Peker ilk şiirlerini Diriliş dergisinde yayımlamış, Yapraklar, Dut Yaprağında Raks, Macaristan Günlüğü gibi şiir kitaplarının yanında Seninle Uzak Bir Ülkede adlı romanı ve çeşitli çevirileri yayımlanmıştı.

Suskunluğunu sona erdirenlerden biri de Halime Toros. Halime Toros, ilk öykü kitabı Sahurla Gelen Erkekler’i Vadi Yayınları’na bastırmış ve daha sonra adından çokça söz ettiren Halkaların Ezgisi adlı bir romana imza atmıştı. Bu roman bizim camiada çok konuşuldu ve çok tartışıldı. Kitabın yayınlandığı 2000’li yıllardan bugüne yazardan pek bir ses duymamıştık ancak Türk Dili dergisinin yeni bir çehreyle edebi kamuda yer almasından sonra dergi sayfalarında Halime Toros’un da bir öyküsünü okuduk. Bu anlamda Halime Toros da suskunluğunu bozanlar kervanına katılmış.

Suskunluk deyince akla ilk gelen elbette Nuri Pakdil’dir. 13 yıl süren suskunluğunu Sükût Sûretinde adlı şiir kitabıyla bozan Pakdil, “Sükût sûretinde çok koyu düşer ses” diyerek suskunluğun ağırlığını da ifade etmiş oldu. Bugün artık başta baskısı bitmiş kitapları olmak üzere yeni kitapları da basılan Nuri Pakdil, 13 yıl büründüğü sükûnet hırkasını eğninden çıkarmış durumda. Hakkında, İstanbul, Ankara, Kahramanmaraş ve Paris gibi çeşitli şehirlerde sempozyumlar, paneller düzenlenen Pakdil, bugünün yeni kuşağı tarafından da tanınıyor, eserleri okunuyor ve biliniyor.

Ahmet Kekeç, Mehmet Ocaktan, Yusuf Ziya Cömert, Ömer Çelik, Nabi Avcı, İsmail Kıllıoğlu, Necip Evlice gibi yazarların da suskunluklarını bozmalarını ve nice eserlerle edebi kamuda yer almalarını istiyoruz.

 

İsmail Demirel, “Sükût sûretinde çok koyu düşer ses” diyerek yazdı

Yayın Tarihi: 24 Haziran 2013 Pazartesi 14:09 Güncelleme Tarihi: 24 Haziran 2013, 14:28
banner25
YORUM EKLE

banner26