Edebiyatımız; geçmişten geleceğe akan dupduru bir ırmak

Ne güzel, ne hoş bir ifadeydi edebiyat… Çok seviyorduk onu… Hayallerimizde hep o vardı. Gerçek oldu bir gün hayallerimiz. Ne mutluydu bize… İbrahim Kaya yazdı.

Edebiyatımız; geçmişten geleceğe akan dupduru bir ırmak

Ne güzel, ne hoş bir ifadeydi edebiyat… Çok seviyorduk onu… Hayallerimizde hep o vardı. Gerçek oldu bir gün hayallerimiz. Ne mutluydu bize… Yazarlar, şairler, eserler, dönemler…  

Yeni adım attığımız üniversite sıralarında duygu, düşünce, olay, hayâl ve gözlemlerin söz veya yazıyla etkili bir biçimde ele alınıp ifade edildiği sanat dalının edebiyat olduğunu öğrenerek başladık edebiyat derslerine… Edebiyat ile tarih, coğrafya, felsefe, halk bilimi ve sosyoloji arasındaki ilişkiyi daha iyi kavradık, hocalarımızın edebiyat kokan ifadelerinden.

Sözlü veya yazılı olarak ifade edilen, nazım veya nesir şeklinde ortaya konan edebi türler âleminde uzun bir yolculuğa çıktık. Bu kutlu yolculuğun her bir durağında şiir, hikâye, roman, masal, destan, tiyatro, gezi yazısı, deneme, makale, fıkra vb. türlerle karşılaştık. Şiirin zengin geçmişinde saguları, koşukları, mesnevileri, kasideleri, gazelleri, murabbaları, şarkıları, türküleri, manileri, ninnileri, ilahileri, semaileri, koşmaları gördük. Farklı düşüncelere kapıldık sonra; bazen değişik duygular içinde gökyüzüne çıktık, bazen de huzurlu bir şekilde yeryüzünde dolaştık diyar diyar... Seçilen güzel örnekler üzerinde uzun uzun durduk ve kendimizce denemeler yaptık, edebiyat âlemine katkımız olur düşüncesiyle.

Edebî türleri öğrendikten sonra edebiyat tarihimize göz attık. Ana hatlarıyla edebiyatımızın; İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı, İslâmî Devir Türk Edebiyatı ve Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı olarak üçe ayrıldığını tespit ettik.

İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatında VIII. yüzyıla ve daha öncesine ait sözlü ve yazılı eserlerin olduğunu öğrendik. Sözlü ürünler arasında sagu, sav, koşuk ve destanların; yazılı ürünler arasında da Orhun Abideleri’nin olduğunu okuduk. Orhun Abideleri’ndeki ve sözlü ürünlerdeki güzellikleri, gelecek nesillere taşıdık hiç yorulmadan, usanmadan.

VIII. yüzyılda Talas Savaşı’ndan sonra akın akın özümüze en uygun din olan İslâmiyet’i seçtikten sonra, O’nun etkisiyle O’nu anlatmak için ortaya çıkan İslâmî Devir Türk Edebiyatına düştü yolumuz... Kutadgu Bilig, Divân-ı Lügati’t-Türk, Atabetü’l Hakayık, Divân-ı Hikmet ve Manas Destanı satırlarında Türk kültürü ve İslâm’ı birleştiren ortak özellikleri yavaş yavaş görmeye başladık ve bunları geçiş dönemi eserleri olarak değerlendirdik.

XII. yüzyılda Ahmet Yesevî ile başlayan tasavvufî düşüncenin Hacı Bektâşî Velî, Yunus Emre, Celaleddin-i Rumî, Hacı Bayramı Velî vasıtasıyla gelişimini seyrettik, kâmil insan olma çalışmaları yaparken... Taptuk Emre’nin dergâhına odun taşıyıp, ilahiler söyledik. Şems-i Tebrizî ile tanıştıktan sonra hamdık, piştik ve yanarak ilahî aşkı bulduk.

XIII. yüzyılda Hoca Dehhanî ile başlayıp XVI. yüzyılda Fuzulî ile zirveye ulaşan, XVIII. yüzyılda son büyük şairi Şeyh Galip’i yetiştiren ve XIX. yüzyılda son bulan Divân Edebiyatında nice güzellikleri bir arada gördük. Mecazî aşk ile ilahî aşk arasında mekik dokuduk defalarca.

Ali Şir Nevâi’de Türk dilinin güzelliklerini, Süleyman Çelebi’de peygamber sevgisini, Şeyhi’de alegoriyi, Fuzûlî’de ilimsiz şiirin temelsiz duvara benzeyeceği düşüncesini, Bâkî’de Şairler Sultanı nasıl olunduğunu, Nâbî’de hikmetli şiirin nasıl söylendiğini, Nef’î’de kaza oklarının nasıl bir son hazırladığını, Evliya Çelebi’de seyahatnâmenin inceliklerini, Peçevî’de olayların tarihe nasıl yansıdığını, Nedim’de Lale Devri’nin şarkılarını, Şeyh Galip’te Hüsn ü Aşk’ın mükemmelliğini gördük ve hiç silinmemek üzere hafızalarımıza kaydettik.

Halk edebiyatında, halkın diliyle düşünülmüş ve söylenmiş; Yunus Emre’den ilahiler, Nasrettin Hoca’dan fıkralar, Köroğlu’ndan koçaklamalar, Karacaoğlan’dan koşmalar, Erzurumlu Emrah’tan güzellemeler dinledik ve ağızdan ağıza gezdirdik memleketimizin her köşesinde... Tabii bu arada mani, ninni, türkü gibi Anonim Halk edebiyatı ürünlerini de unutmadık.

XIX. yüzyılın sonlarına doğru dünya üzerindeki değişmeler edebiyatımıza da yansıyınca yavaş yavaş Batı etkisiyle eserler vermeye başladık. Bu dönem ve sonrasını Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı olarak adlandırıp; Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı, Servet-i Fünûn Edebiyatı, Fecr-i Âtî Edebiyatı, Millî Edebiyat, Millî Mücadele Dönemi Edebiyatı ve Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı olmak üzere sınıflandırdık.

Ziya Paşa ile Şiir ve İnşâ sohbetleri katıldık, Namık Kemal ile Vatan Şairi olduk, Şinasi ile Şair Evlenmesi yaptık, Abdülhak Hâmit Tarhan ile Macera-yı Aşk yaşadık, Tevfik Fikret ile Haluk’un Defteri’ni açtık, Halit Ziya ile Mai ve Siyah’ı okuduk, Mehmet Rauf ile Eylül’de yolculuğa çıktık, Hüseyin Rahmi ile Gulyabani kovaladık, Ahmet Haşim ile O Belde’ye gittik, Mehmet Emin ile haykırdık, Ömer Seyfettin ile Bahar ve Kelebekler’in tadını çıkardık, Ziya Gökalp ile Kızıl Elma’yı aradık, Mehmet Âkif ile Çanakkale Şehitleri’ni hatırladık, Yahya Kemal ile Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nı yaşadık, Halide Edip ile Ateşten Gömlek giydik, Yakup Kadri ile Nur Baba’ya gittik, Refik Halit Karay ile Memleket Hikâyeleri dinledik, Reşat Nuri ile Yeşil Gece’lerde dolaştık, Faruk Nafiz ile Han Duvarlarına baktık, Ahmet Hamdi Tanpınar ile Huzur’u bulduk, Sait Faik ile Son Kuşlar’ı uçurduk, Memduh Şevket Esendal ile Ayaşlı ve Kiracıları gördük, Orhan Veli ile Anlatamıyorum dedik, Peyami Safa ile Matmazel Noralya’nın Koltuğu’na oturduk, Tarık Buğra ile Küçük Ağa’yı da yanımıza aldık, Necip Fazıl ile Sakarya Türküsü söyledik ve Arif Nihat Asya ile Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor diye seslendik.

Öz Şiir anlayışını benimseyen Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Cahit Sıtkı Tarancı’yı daha yakından tanıdık. Necip Fazıl’ın Kaldırımlar’ında yürüdük, Ahmet Hamdi’yle Bursa’da Zamanı yaşadık.  Ziya Osman Saba, Kenan Hulusi Koray, Yaşar Nabi Nayır, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret Solok, Sabri Esat Siyavuşgil ve Muammer Lütfi Bahşi’ninYedi Meşaleciler olduklarını öğrendik.

Nazım Hikmet ve Toplumcu Gerçekçi Şiir anlayışını okuduk. Beş Hececiler adlı hareketin Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy ve Orhan Seyfi Orhon’dan oluştuğunu not ettik. Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu’nun Garip Akımı (Birinci Yeni) temsilcileri olduklarına vakıf olduk.

Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer ve Yavuz Bülent Bâkiler ile Hisarcılar’ı; Attila İlhan, Ferit Edgü ve Orhan Duru ile Maviciler’i; Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan ile İkinci Yeniciler’i tanıdık. Halk Edebiyatının son büyük temsilcisi Âşık Veysel’i de hatırladık bu arada. Kemal Tahir, Yaşar Kemal ve Orhan Kemal ise Üç Kemal olarak zihnimizdeki yerini aldı. Sabahattin Ali’nin Değirmen’ine uğradık, Oğuz Atay’la Tutunamayanlar’ın sesi olduk.

İsmet Özel’in “Yolumuz birbirimizi anlamaktan geçmiyorsa hiçbir yere varamayacağız demektir." dediğini duyduk ve çokça hak verdik ona. Yedi Güzel Adamı tanıdık ve çok sevdik sonra. Sezai Karakoç’un “Göklerden gelen bir karar vardır.” sözüyle teslim olduk.  Rasim Özdenören’in “Müslüman çağın gözüyle İslam’a bakmaz, İslam’ın gözüyle çağa bakar.” sözü kulaklarımıza çok hoş geldi. Akif İnan’ın “Kim demiş her şeyin bitişi ölüm, destanlar yayılır mezarımızdan.” seslenişiyle hep umut dolduk. Alaaddin Özdenören, “Yalnızlığım çoğaldı, ben eksildim.” dedi ve biz yalnızlığımızı hatırladık. Erdem Bayazıt’ın “Bir şarkı gibisin dünya, çoğu zaman hüzün makamında…” sözüyle duygulandık. Nuri Pakdil “İnsan! Seni savunuyorum, sana karşı.” Dedi, kendimize geldik. Cahit Zarifoğlu “Bir değirmendir bu dünya, öğütür bir gün bizi.” dedi. ‘İçimize döndük’ ve sustuk.

Ne güzel, ne hoş bir ifadeydi edebiyat… Çok seviyorduk onu… Hayallerimizde hep o vardı. Gerçek oldu bir gün hayallerimiz. Ne mutluydu bize…

İbrahim KAYA

Yayın Tarihi: 09 Ocak 2021 Cumartesi 16:00 Güncelleme Tarihi: 09 Ocak 2021, 16:01
banner25
YORUM EKLE

banner26