E-kitap suya düşerse n'olacak?

Basın Yayın Meslek Birliği ve İstanbul Ticaret Üniversitesi işbirliğiyle, İTİCÜ'de Elektronik Yayıncılık Sempozyumu yapıldı. Sempozyumdan notlar burada…

E-kitap suya düşerse n'olacak?

Bugünlerde popüler olan ‘e-kitap’ meselesini konu edinen bir sempozyuma katıldım ve konuşmalardan notlar aldım. Her ne kadar ilk oturumuna katılabildiysem de önemli şeyler de öğrendim.

Kitaplar medya üzerinden okunuyor

Basım Yayın Meslek Birliği başkanı Hüseyin Doğru'nun konuşmasıyla sempozyum başlamıştı. E-yayıncılığın ve e-kitabın 2000 yılından beri var olduğunu belirtti Doğru. Kitapların medya üzerinden okunduğunu ve bunu inkar etmenin sonucu etkilemeyeceğini,  bu sempozyumda e-yayıncılığın altyapısının ve ticarî yapısının da konuşulacağını söyledi.

Bugün ‘fikrî mülkiyet’ önemli bir problem alanı15679

Ardından kürsüye İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyeti başkanı Erhan Erken çıktı. 1983 yılında reklam ajansı kurduklarını ve onlara bir klasör hediye edildiğini anlatarak başladı konuşmasına Erken. Bu bir baskı klasörüymüş, adı da: Letraset. Konuşmasını –özetle- şu şekilde sürdürdü Erhan Erkan:

“Henüz 30 sene evvel, tipo baskıdan ofsete geçerken grafikerler letraset kullanıyorlar, kretuar yardımıyla yapıştırılan harflerden film alarak matbaa baskılarına hazırlanıyorlardı. Son gelişmelerle film ortadan kalktı. Dijital alandaki gelişmeler sonucunda ise bugün artık matbaa baskılarının geleceği bile tartışılır hale geldi. Hızlı teknolojik gelişmeler insanî ilişkileri de ciddi biçimde etkiliyor. Bu, değişim ve dönüşümlerin hukukî arka planlarının aynı tarzda oluşturulmasını da şart koşuyor. Bugün için fikrî mülkiyet konusu, özellikle de dijital yayınlarda ortaya çıkan ve çıkacak meseleler önemli bir problem alanı olarak karşımızda duruyor. Önemli bir diğer nokta da, araçlar ne kadar önemli olursa olsun içerik ve mesajın kendisinin de en az onlar kadar, hatta onlardan da daha önemli olması  gerçeğidir.”

Erhan Erken, bu hakikati görmeyi ihmal etmememiz gerektiğini de özellikle vurguladı. İTİCÜ'nün kurup geliştirmekte olduğu Fikrî Mülkiyet Araştırmaları Merkezi’nin bu gibi meselelere akademik olarak yaklaşacak önemli bir merkez olacağına inandığını söyleyerek konuşmasını tamamladı.

15680Söz uçar yazı kalır

İTO Başkanı Murat Yalçıntaş ise medyanın iki simgesi olduğunu vurguladı. Bunları; teknoloji ve yayıncılık olarak ikiye ayırdı. Yayıncılığın çivi yazısıyla başladığını, günümüzde daha farklı şekillerde devam ettiğini, bir zamanlar siyah-beyaz kağıt kullanılırken şu anda kuşe kağıdın kullanıldığını ama bu kağıtların maliyetinin de yüksek olduğunu vurguladı. (Bana göre siyah-beyaz saman kağıdının yerini hiçbir kağıt tutmuyor.) E-yayıncılığın hiçbir zaman klasik yayıncılıkla aynı olamayacağını, kağıt ve matbaanın her zaman devam edeceğini de düşünüyor Yalçıntaş. Bilgiyi yaygınlaştırmanın oranının ülkenin gelişmişliğine bağlı olduğunu ifade eden Yalçıntaş, “söz uçar, yazı kalır” sözüyle konuşmasını bitirdi.

Kitabı kaybetmedik, başka mecraya aktardık

Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül son 10 yılda büyük değişikliklerin meydana geldiğini ama matbaaya ve kağıda alıştığımızdan dolayı –‘alışmış, kudurmuştan beterdir’ tabirini kullanarak-; “Biz bunlara alışık olduğumuzdan, yeni sisteme de pek ayak uyduramayacağız” dedi.

Söze Mehmet Develioğlu devam etti. Teknolojinin getirdiği bazı yeniliklere balıklama atlayıp, bazılarına ise çok uzaktan bakmanın bizi geride bırakabilme tehlikesini hatırlattı. Kitabı kaybetmediğimizi, başka bir mecraya aktardığımızı da söylemeden geçmedi.

İlk oturuma başlandı sonra; Hamza Şanlıoğlu, Ali Halaç ve Orhan Albayrak bildirilerini sundular.

Hadi ‘I-phone’ suya düşerse

Hamza Şanlıoğlu slaytla sunum yaptı. Dijital yayıncılıkta ana maddelerden birinin ‘server’ olduğunu, bunun sanal kütüphane gibi bir değeri olduğunu bize aktardı. E-kitapta Wikipedia'nın, Amazon'un, Googlebooks'un bize yardımcı olabileceğinden bahsetti. Apple'ın dijital yayıncılığa İ-phone'la adım attığını belirtti. (Apple'ı bu anlamda çok da desteklediğimi söyleyemem kendi adıma. 500 TL civarında bir e-book okuma özellikli cihaz alıyorsunuz, içine istediğiniz kadar bilgi sığıyor ancak bir düşse, bir şey olsa hoop, hepsi gider. Bu böyledir yani, bildiğimiz kitaplar yere düşse en fazla hafifçe kapağı kararır, içeriğine bir zarar gelmez. Ben böyle düşünüyorum.)

15681

Ali Halaç ise, DRM diye bir programla ilgili bilgi verdi. Bu programın, e-kitap korsanlarını önlediğini söyledi. Adobe'un kullandığı PDF formatının çok popüler olduğunu ancak onda da metin akışında problem yaşanabileceğinden söz etti.

Orhan Albayrak da konuşmasına, geçen yıl Kanada'da katıldığı bir konferanstan alıntılarla başladı. Oradayken, “İzninizle, çocuklarından şikayetçi olan var mı?” diye sormuş, salondakilerin %90'ı el kaldırmış, “İnternetten şikayetçi misiniz?” diye de sormuş, aynı şekilde eller kalkmış. Bunun neticesinde de, çocuklarımızın sayısal dünyanın insanları olduğunu, bizim ise öyle olmadığımızı belirtti Albayrak. Herhangi bir olguyu alıp, elektronik ortama taşıdığımızda onun başına 'e' harfinin gelmesinden dem vurdu, kitabın; e-kitap, yayıncılığın; e-yayıncılık olması gibi. E-yayıncılığın bir e-iş olduğunu söyledi Albayrak. Yayıncılığın daha pahalı ve resmî bir şey olduğunu; e-yayıncılığın ise, ucuz ve gayriresmi olduğunu ama henüz e-yayıncılığı tam benimseyemediğimizi de belirtti.

8 yaşında çocuk bile internet kurdu

Telefon kullanımında 100 yılda geldiğimiz noktaya internette aynı yere 5 yılda gelmişiz. Ne kadar büyük bir rakam olduğunun farkında mıyız? Ben bunu duyduğumda kendi adıma üzüldüm. O kadar ki, internet denilen uçurumun eşiğine gelmişiz. Telefonu icat ettikten sonra gelişmesi bayağı yıllar alırken, internet kullanımı dehşet bir şekilde yaygınlaşmış ki, gözümüzü ondan alamıyoruz. Telefonlarımızda bile interneti kullanır duruma gelmişiz. Benim henüz 8 yaşındaki erkek kardeşim bile, internet kurdu olmuş, kitaplardan nefret eden bir çocuk haline dönüşmüş. Buna üzülmemek elde değil…

Sunumların ardından, söz misafirlere gelmişti, bir bayan, tam da benim söylemek istediğim bir şeyi dile getirdi; oraya gelen hemen herkesin maddi durumunun gayet iyi olduğunu belirterek koskoca salonda kimin e-kitap denilen –fiyatı en az 500 TL civarında olan- cihazdan aldığını sordu. Yaklaşık salonun %5-10'u ellerini kaldırdılar. 

Plaket töreninin ardından, öğle arasında Hayati Bayrak'ın kızı Esra Nur Bayrak ile tanışmış olduk. Ona “e-kitap mı yoksa kitap mı” diye bir soru yönelttik. Sağ olsun bizi kırmadı. Artık mektup yazılmadığını, maillerin olduğunu belirtiyor Bayrak. Klasik yayıncılıktan yana olduğunu anlıyoruz, onların kalıcı olduğunu düşünmesinden dolayı. Ancak elektroniğin klasiğin yerini alabileceğini vurgularken, e-kitabın, kitapların önüne geçmesini de pek istemediğini söyledi.

 

Elif Karacan haber verdi

Yayın Tarihi: 03 Haziran 2010 Perşembe 13:18 Güncelleme Tarihi: 08 Haziran 2010, 16:43
banner25
YORUM EKLE

banner26