banner17

Düşünce tarihimiz ne kadar ihata edilebilir?

Yalnızca Türk Tefekkürü Tarihi’nde Hilmi Ziya Ülken’in ismini andığı, kısa kısa bilgiler verdiği, İslam medeniyeti dahilindeki eserleri günümüzde yayımlayıp bir kütüphane oluşturmaya yeltensek, büyük bir çalışma yapmış olurduk. Ömer Yalçınova yazdı..

Düşünce tarihimiz ne kadar ihata edilebilir?

Cemil Meriç’in Hilmi Ziya Ülken’e dönük eleştirisi, daha doğrusu saldırısı meşhurdur. Hatta Cemil Meriç saldırıyı o kadar ileri götürmüştür ki, Hilmi Ziya Ülken’in vefatı üzerine Erol Güngör’ün yazdığı bir yazıdan dolayı ona da saldırmıştır. Ve Dücane Cündioğlu’nun Bir Mabed İşçisi kitabı aracılığıyla öğrendiğimize göre Cemil Meriç’in bu husumeti vefatına kadar devam etmiştir.

Cemil Meriç çok etkileyici bir düşünür. Kalemi belki de düşünür tarafından daha etkileyici ve güçlü. Kalemi, yani dili ve üslubu. Öyle olunca, doğrusu haksız olduğu veya bilgisiz kaldığı konularda yazarken bile etkileyiciliğini, çarpıcılığını muhafaza edebiliyor. Cemil Meriç’in yazarlık kudretini, üslubundaki çarpıcılığı ilk kez İsmail Kara, Sözü Dilde Hayali Gözde’de vurgulamıştı. Dücane Cündioğlu, üç ciltlik Cemil Meriç çalışmasında bu vurguyu geliştirmiş, ayrıntılarıyla işlemiş, örneklendirmiş. Tabii böyle bir kudret ve yetenek için çok keskin bir zeka gerekir. Cemil Meriç keskin zekası, kudretli kalemi ve derin bilgi birikimiyle, sanırım eleştiri alanında halen yeri doldurulamaz bir isim.

Düşman kardeşler”in eserleri sanki birbirini tamamlar

Böyle bir isim tarafından eleştirilmek ağır bir yüktür. Cemil Meriç, ele aldığı eser veya yazarı yerle yeksan edebilir. Etmiş de. Yıllarca Cemil Meriç nedeniyle Hilmi Ziya Ülken okuyamadım. Cemil Meriç, Hilmi Ziya Ülken’in İbn Haldun’la ilgili kitabının tercüme olduğunu ispat etmiş. Yani çok etkili bir yönden Hilmi Ziya Ülken eleştirisine girişmiş. Ülken kitabı kendi telifiymiş gibi yayımlayınca diğer eserleri üzerinde de bir gölge bırakmış. İster istemez Cemil Meriç’e kulak vermek zorunda kalıyoruz. Oysa Ülken, kitabı bir eserden mülhem yazdığını belirtseydi hiçbir zorun kalmayacaktı. Biz de gönül rahatlığıyla Ülken’in eserlerini okuyacaktık.

Fakat iki noktayı fark etmek lazım. Birincisi; “düşman kardeşler”i iyi okumak lazım. Cemil Meriç’in bu tabiri Mehmet Akif ve Tevfik Fikret’le ilgili kullandığını hatırlayalım. Necip Fazıl’la Nazım Hikmet için de aynı tabir kullanılabilir. Cemil Meriç’le Hilmi Ziya Ülken için de öyle. “Düşman kardeşler”in eserleri sanki birbirini tamamlar, daha iyi anlaşılmasını sağlar. İkincisi; belirtilsin veya belirtilmesin, telif eser diye okuduğumuz birçok kitap zaten bir şekilde intikaldir. Orijinal taraflarından daha çok alıntıları vardır. Bu, kimsenin tercüme bir eseri, telif bir eser gibi yayımlama hatasını aklamaz. Fakat eserin önemine binaen hoş görmemizi sağlayabilir. Kaldı ki o zamana kadar doğru düzgün bir İbn Haldun incelemesi yapılmadığını Cemil Meriç kendisi söylüyor. Öyleyse esere yoğunlaşıp ondan istifade etmeyi daha önemli bulmak lazım.

Tüm bunları Hilmi Ziya Ülken’in yalnızca akademisyenler tarafından okunmaması gerektiğini söylemek için yazdım. Sözü Türk Tefekkürü Tarihi’ne getirmeye çalıştığım da söylenebilir.

Türk Tefekkürü Tarihi’nde Hilmi Ziya Ülken’in ismini andığı eserler

Hilmi Ziya Ülken'in Türk Tefekkürü Tarihi kitabı, ilk defa Müslümanlar neden geri kaldı, Müslüman ülkeler Batıya kıyasla neden, ne zaman, nasıl gerilemeye başladı gibi sorulara cevap arayan kitapları okurken dikkatimi çekti. Çünkü İslam’ın modern zamanlardaki durumu, Müslümanların haliyle ilgili epey kitap yayımlanmış. Roger Garaudy, Ali Şeriati, Aliya İzzetbegoviç, Seyyid Kutup, Mevdudi, Namık Kemal, Sait Halim Paşa, İsmet Özel, Cemil Meriç… ve daha nicelerinin bu soru merkezinde yazdığı kitaplar var. Birkaç tanesi dışında neredeyse hepsinde Türk tarihi, özellikle Türk düşünce tarihine dair bir incelemeye rastlamayız. Niyeyse Selçuklu ve Osmanlı kültürü atlanmıştır. Görmezden gelinmiştir. Sanki meydanlarda yenilen Osmanlılar, her zaman yenilmişler, hiç yenmemişler gibi, onların kültür, ilim, sanat yönleri küçümsenmiş, hep ya İran ya Arap ya da Batı etkisinde değerlendirilmiştir. Türk Tefekkürü Tarihi bu görmezliği birçok yönden telafi edebilen bir eser.

Hatta denilebilir ki bu eserin devamı niteliğinde çalışmalara çok ihtiyaç var. Meseleyi Türk tarihi diye ayırmaya gerek yok. Ortadoğu tarihi olarak ele alıp değerlendirilebilir de. Belki bu tür bir değerlendirme ve çalışma daha faydalı olur. Fakat mutlaka yapılmalı ve gözden geçirilmelidir. Aksi takdirde Müslümanların neden geri kaldığı, gerçekten geri mi kaldığı, neye göre geri kaldığı gibi soruların cevapları kocaman bir boşluk içinde kaybolur gider.

Yalnızca Türk Tefekkürü Tarihi’nde Hilmi Ziya Ülken’in ismini andığı, kısa kısa bilgiler verdiği, İslam medeniyeti dahilindeki eserleri günümüzde yayımlayıp bir kütüphane oluşturmaya yeltensek, büyük bir çalışma yapmış olurduk. Kitabın o kadar eksiklerine rağmen. Ki Ülken de Türk düşünce tarihini ihata ettiğini, bütün yönleri ve boyutlarıyla ele aldığını iddia etmez. O da mecburen bir seçme yapmak zorundadır. Kendince önemli bulduğu isimler üzerinde daha çok durmuştur. Bazılarının yalnızca isimlerini anmıştır. İsmini andığı birçok kitabın kapağını bile açmamış, onları görmemiştir. Ülken daha çok başka kitaplardan edindiği bilgileri aktarmakla yetinir. Örneğin İbn Sina’nın bütün eserlerini okumuş mudur? Ya da İbn Arabi veya Sühreverdi’nin? Ve daha bunlar gibi yüzlerce ismin. Sanmıyorum. Buna imkan da yoktur. Hiç olmazsa Ülken’in bu eseri yazarkenki toplumsal veya akademik şartlar, böyle ağır bir yükü kaldırmasına yetmeyecektir. Mecburen direkt eserlerden yola çıkarak değil, o eserlerle ilgili yazılmış, başka çalışmalardan istifade etmek zorundaydı. Bunlar Fransızca veya İngilizce kaynaklar olunca, verilen bilgilere tekrar dönüp bakmak, onları sağlam kıstaslarla değerlendirmek, kontrol etmek gerekir. Bu, ikinci safhadır. Yani Ülken’in gerçekleştirdiği ilk safhadan sonra gelendir. Fakat mutlaka gelmesi gerekendir.

Bilgiyi tanzim etmek de bir düşünce faaliyetidir

Cemil Meriç de bir seçme yapmıştır. Öyle her önüne gelen isimle ilgili yazmamıştır. O da maalesef mesela Arapça veya Farsça kaynaklardan, direkt o eseri okuyarak yorum yapmış, incelemelerini yazmış değil. İbn Haldun’u Fransızca ve Osmanlı Türkçesinden okumuştur. Fakat İbn Haldun’u yere göğe sığdıramamıştır. Cemil Meriç belki Ülken’e kıyasla daha seçmeci davranır. Ülken ise tarihi bütünüyle kuşatmaya çalışır. Bir yandan Türk Tefekkürü Tarihi’ni yazarken, diğer yandan İslam Felsefesi’yle uğraşır. Sonra da Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi’ne yoğunlaşır. Aslında alanı bellidir: Düşünce tarihi. Diğer ifadeyle gerçek tarih. Uçsuz bucaksız, başka ifadeyle kuşatılması neredeyse imkansız denebilecek bir alan. İster istemez çoğu yerde bilgi vermekle yetinecektir. Ve bu alanda aslında ihtiyacımız olan şey, bilgilenmektir. Bilgilenmek, bilginin yedeğinde düşünmek ve fikir üretmek.

Türk Tefekkürü Tarihi, düşünce üretmek tarafıyla da dikkat çekici. Düşünce tarihini kategorilere ayırmak, belli bir kurgu içinde okuyucuya sunmak, sağlam kaynaklar seçip, onlardan gerektiği kadar bilgi aktarmak düşünsel bir faaliyet gerektirir. Elde edilen bilgileri, sistemsiz, gelişigüzel aktarmak çok bir anlam ifade etmez. Bilgiyi tanzim etmek de bir düşünce faaliyetidir. Örneğin Ülken, İbn Sina’nın tefekkür etmeyi tasvir, tanzim ve kıyas yöntemleriyle açıkladığını söyler. Bunu kısmen, bazı yerlerde çok güçlü, bazı yerlerde ise yetersiz bir şekilde Ülken kendisi de yapmaya çalışır. Özellikle kıyas yöntemine çok başvurur. Bence kitabın en canlı ve bereketli yerleri de buralardır.

Bütün eksikliklerine, eleştirilecek yönlerine ve karşı durulacak, kabul edilmeyecek fikirlerine rağmen Türk Tefekkürü Tarihi faydalı, bilgi verici, tartışılması gereken bir kitap. Ülken bazen çok ince noktalar yakalar. Fakat o noktaların üzerine fazla gitmez. Onları ayrıntıyla işlemez, tartışmaz. Bu, kitabı yazdığı dönemle ilgili olabilir. O ayrıntıları ve ince noktaları yakalamak ve üzerine gitmek bizim vazifemiz. Onun eserlerindeki yanlış veya eksik bilgileri bulmak da yine öyle. Ama önce okumalı ve onun işaret ettiği alan, konu ve fikirleri anlamalıyız. Sağlam bir Hilmi Ziya Ülken okumasına başlamak için Türk Tefekkürü Tarihi iyi bir tercih.

Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 11:41
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
M. Akif Ak
M. Akif Ak - 2 yıl Önce

İki merhumu karşılaştırmakta bir yarar olmaz diye düşünüyorum. Cemil Bey, Hilmi Ziya'ya hasım değildi. Onunla ilgili ifadelerinin sertliği kendisinin çalışma planında yer alan hayati konularının Hilmi Bey tarafından çalakalem yazılıp kitaplaştırılmalıydı. İlmi ciddiyet Cemil Hocanın ilk göze çarpan özelliğiydi. Hilmi Ziya'nın kitapları müptediler için elbette yararlı şeylerdi. Ama bunlarla yetinmek cinayetti Cemil Meriçe göre. Haklıdır da. Merhum Hilmi Ziya yeniden basılıyor; demek ki aşılamamış

banner19

banner13

banner20