Durmuşoğlu Duran'ın destanıdır bu!

Şaban Abak’ın şiiri sınıra varıp dayanıyor. Öteye geçmeye istidadı var ama cesareti yok. Mustafa Everdi yazdı.

Durmuşoğlu Duran'ın destanıdır bu!

 

Hazreti Şahın avazı/ Turna derler bir kuştadır/ Asası Nil deryasında/ Hırkası bir derviştedir// Nerde Pir Sultanım nerde/ Özümüz asılı darda/ Yemenden öte bir yerde/ Daha Düldül savaştadır..

Kayıp Atlar Haritası bu sırların giriş kapısına varan bir süreçtir

Belli bir çağdan itibaren kaybolmuş ya da saklanmış herhangi bir şeye/kimseye ait imalara her gelenekte rastlanır. İslam edebiyatında bu, “gaip imam/mehdi/mesih” çevresinde sürmüştür. Pir Sultan’ın zikrettiğimiz şiirinde hâlâ Düldül, Yemen’den öte bir yerde savaştadır.Şaban Abak

Düldül Hz. Ali’nin atıdır. At, saklanan (gaip) İmama, Mesih’e, Mehdi’ye, Kaf Dağına imadır. Menzil-i maksudumuza bizi bir an önce ulaştıracak bir semboldür. Kayıp kelamdır. Kaf dağının ardında saklı bir âlem vardır; biz turnalarla selam gönderir, hüma kuşu ile umutlanır; simurgla konuşur ve oraya doğru uçarız. İçrek bir edebiyat; bilinmezin sırlarına dokunur geçer, ehli farkındadır, açık etmez. Şaban Abak geleneğin bütün imkânları ile bu kapıyı zorlar. Kayıp Atlar Haritası bu sırların giriş kapısına varan bir süreçtir.

Her yiğidin, kahramanın, evliyanın bir atı vardır. Bunların bir adı var üstelik; kahramanla birlikte –bazen bağımsız- öznelerdir. Hz. Muhammed’i miraca çıkaran kanatlı at Burak’ı; Hz. Ali’nin Düldül’ü; Hamza’nın Aşkar’ı, Manas’ın Ak Boz’u, Zaloğlu Rüstem’in Rahş’ı, Büyük İskender’in Bukefalus’u, Şah İsmail’in Kamer Tay’ı, Köroğlu’nun Kır At’ı… Daha da sayılabilir.

At aslında gizlenmiş olanın sembolüdür

At aslında gizlenmiş olanın (belki hakikatin, belki Cennet Ülkesinin) sembolüdür. Şiirimiz, beslendiği kaynaklar açısından güçlü bir şiirdir. Bu şiirin içinde mitolojik kuşlar kadar atların da yeri vardır. Kazak Türklerindeki inanışa göre deve çölden, inek sudan, koyun havadan, at ise rüzgârdan yaratılmıştır. At sembolünde mesafeleri ve zamanı aşan bir hız söz konusudur. O herkes için kayıp ve gizli değildir; sadece araya ayrılık girmiştir. Bilenler için onu her zaman yeniden bulma imkânı vardır. Yeter ki aramasını bilsinler ve ona yönelsinler.

Orhon Yazıtları’nda, eğer yaya olarak gidilmek mecburiyetinde olunsaydı o zaman biz bunu büyük bir yoksulluğun işareti olarak kabul edecektik. "Her yere gitmiş olan halk öle yite, yaya ve çıplak olarak dönüp geldi." Örneğinde olduğu gibi. Dede Korkut’ta “yayanun umudu olmaz” denilir. “At murattır!” İnsanın gerçek ve düş dünyasının zenginliğidir. At, insanı amacına ulaştıran, hayal dünyasını gerçeğe dönüştüren, uzaklarda, ulaşılması mümkün olmayan diyarlarda bulunan hedeflere insanı yaklaştıran ve vuslata erdiren varlıktır. “At yiğide kanattır.

atAtların anlamı üzerine eşsiz ve dokunaklı övgüler söz konusu iken, askerin binek hayvanı olan atlar Türk halkının savaştaki kahramanlıklarında yardımcısı, dostu, can yoldaşıdır. Bununla da sınırlı değil, bilakis Türkler atlarının ölümü veya yaralanmasını bile anlatırlar. "o at orada öldü" "Bu saldırıda Bayırkunun aygırı (atı) uyluk kemiğini kırdı",

Destanın kahramanı; durdurulmuş medeniyetimizin durdurulan insanı Durmuşoğlu Duran’dır

"Adiyat" suresi başlangıcı, mealen şöyledir: "Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, oradan tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalanlara and olsun ki, insan gerçekten Rabbi'ne karşı pek nankördür."  Burada ateşle hızlanan araç ve/veya at sembolik ve derin anlamı gizlenmiş bir metafizik güçtür.

Şaban Abak, kutsal olanın işaret buyurması yanında kültürümüzün önem verdiği bu sembol üzerinden insanlığın arayışını, Kayıp Kelam ardından koşmasını anlatan şiirine, Kayıp Atlar Haritası adını verir.

Destanın kahramanı; durdurulmuş medeniyetimizin durdurulan insanı Durmuşoğlu Duran’dır. Durmuş; şartlar gereği durmuş ama Duran’ın durmaya niyeti yoktur. Durdurmaya karşı direnen ve kendi kültürünün köklerini, medeniyetinin coğrafyasında arayan bir azim vardır. Üstelik yayadır, yol zorlu, gaip hakikat gün gün uzaklaşmaktadır. “Kalbi dahi yaya bir yolcu”, aşkla koşan bir atın (hakikatin-kayıp kelamın) ardına düşmüş; yetişmek için büyük bir çaba içindedir. İşi ne kadar zor; işimiz ne zorludur! Çünkü “Atlıyken beni lale sümbülle karşılayan/ Atıma bile binbir ikramda bulunan dağ”, sana “Ya kaybetmek nasıl bir/ Ateşe atılmaktır” acı gerçeğini hatırlatır.

Adem’in cennetten kovuluşu bu dünyada sonsuzluğu arayan bir trajediye mahkum etmiştir insanı. Mümin yitik malını aramaktadır. Buna insanlığın özgürlük arayışı, sonsuzluğa özlem, hakikate âşık bu milletin evlatlarının vuslat umudu da diyebilirsiniz. Şaban Abak bu umudu veren bir arayış içindedir Kayıp Atlar Haritası’nda.

Geleneğin deposunda bin bir hurafenin arasında bir eyer görür

Durmuşoğlu Duran bir ironidir; yerinde durmaz, yola vurgundur. O ülkeden bu ülkeye bir dünya Müslümanlarının haritasını çizmeye adanmış yaralı bir yürektir. Beşerüstü bir çaba içindedir. İkrarımızı veren, ahdimizi yenileyen ve hakikat aşkımızı yineleyen bir öncümüzdür.

Geleneğin deposunda bin bir hurafenin arasında bir eyer görür. “Atılmış bir tabut gibi” bakmasından muzdariptir. Pir Sultan dahi ağaca hürmeti “Düldül atının eğeri/ O da yine ağaçtandır” diyerek ifade ediyordu. Geleneğin içinde işlevsiz duran bütün değerlerimiz gibi eyer “bir atın üzerinde eylemlilik için yapılmış/güvercinlerin kanat çırpışları ile yarışan bir uçuşa” geçmelidir. Bu topraklarda bu çağrışımı besleyen Şaban Abak gibi bir şair ve Kayıp Atlar Haritası gibi bir şiir vardır.

Şaban Abak arayışın anlamı konusunda bilinçli ve insanlığın geleneksel trajedisinin farkındadır: “Zordur gözlerinin alışması karanlığa/ Gökyüzü atlısı bir güneş yolcusunun”

Oblomov, insanın tükenişinin prototipidir. Kayıp Atlar Haritası; insanın tükenişinin güçlenmesinden daha zor olduğunu hatırlatır. Dirilişe, direnişe, medeniyetimizin pınarlarına ulaşmanın çağrısını seslendirir. Bunun umudunu ve arayışını gündeme taşır.

Şaban Abak, Müslüman toplumların ay (hilal) toplumu olduğunu bilmiyor sadece. Şiirindeki güneşe bu kadar çok atıf; geleneğe, Divan şiiri mazmun alışkanlığına aykırı. Çünkü güneş toplumları rasyoneldir, gerçekçi ve kelebeğin kanat çırpışından kozmik sonuçlar çıkarmaz. Gündüz gibi aydınlık; ilhama, soyutlamaya imkân vermez. Kayıp Atlar Haritası’ndaki güneş kelimelerini hilalle/nurla değiştirmek şiiri daha muhkem kılacak ve sembolizmi göklere yükseltecektir bana göre. Ben öyle okuyorum.at

Kutsal olana yabancı olanların bilmediği bir acıyı anlatıyor Şaban Abak

Kutsal olana yabancı olanların bilmediği bir acıyı anlatıyor Şaban Abak. Hayatımıza, günlük telaşımızın içine bir anlam arayışını taşıyor. Ankara’da bulamadığının Hacı Bayram Veli’de olma ihtimalini bir bilinçle seslendiriyor. Üstelik böyle bir arayışı olmayanlar ne kadar temelli bir sorun içindedir. Bu gayesiz, kendinden ve kısır hayatının durağanlığından memnun olmak zamanımızın faciasıdır. Bu faciayı derinden hissediyor ve bize bunun büyük bir ağrı olduğunu anlatıyor. Kayıp atını bile arama görevini unutan bizlere. Ayrılık ateşinde yanışının şiddeti, bizi sarsıp dirilişe çağırıyor. Cennet kanatları koparılan ve atından düşen mücahidin, yayalığın zilletinde olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle kayıp atların peşine düşüyor.

“Koşan Atlar haritası, sendeleyen ve kalkan/ Yine şahlanan aşkla tekrar kaybolan/ Mavi gök altında, kara yer üstünde/ Arzı döven nalların ahengiyle/ Gül dalgaları döverken bahar kıyılarını/ İşliyor kalbimde müşfik bir usta çekiciyle.” (Niye gülbang’iyle değil? Ahengiyle de kafiye olur)

Rahmet dokunuşu ellerle, kalbe dokunuş gülbang-i Muhammediye ile olur. Sevgi ve şefkat içeren. Bizim duyarsızlığımız öyle derin ve yüreğimiz öyle sert ki bir heykeltıraşın mermeri oyup ortaya çıkardığı sanat şaheseri gibi darbelerle yontulmalı. Usta müşfik ama elinde çekiç olmalı Şaban Abak’a göre. Onunla kalbimizi işlemeli. Ruh mimarları ve gönül doktorları Allah’tan Şaban Abak’tan daha şefkatli ve merhametli. Yüreğimizi kadife eldivenlerle yokluyorlar.

Şair için, yetenek kadar geleneği bilmek ve belirli bir kültürel donanıma sahip olmak da önemlidir. Şaban Abak her birimiz gibi Batılı eğitimin tortularını bütünüyle sıyırıp atamıyor. Bu bakımdan şiiri sınıra varıp dayanıyor. Öteye geçmeye istidadı var ama cesareti yok.

Durmuşoğlu Duran, arayışının devamında bir duvara varınca inşallah yüz geri dönmez. Sırların surlarına tırmanmayı göze alabilir. O zaman varlığın yüksek hallerine bir vukufiyet, şiirin bu minval üzre hayatiyet bulmasını sağlayabilir.

 

Mustafa Everdi yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Mayıs 2012, 15:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13