Dünya tarihinde kara bir leke: Hama Katliamı

1982'de Suriye hükûmetinin Müslüman Kardeşler'in Hama şehrinde başlattığı ayaklanmayı bastırmak amacıyla saldırarak, binlerce kişinin yaşamını yitirdiği katliamdır.

Dünya tarihinde kara bir leke: Hama Katliamı

1982'de Suriye hükûmetinin Müslüman Kardeşler'in Hama şehrinde başlattığı ayaklanmayı bastırmak amacıyla saldırarak, binlerce kişinin yaşamını yitirdiği katliamdır. Uluslararası Af Örgütü'ne göre ölenlerin sayısı 10.000-25.000 arasında olmasına rağmen gerçek rakam bunun çok üstünde veya altında olabilir. Suriye hükûmeti ölenlerin sayısı hakkında resmî bir açıklama yapmamıştır.

Hafız Esad'ın darbe ile iktidara gelmesinden sonra Nusayriler, Suriye yönetiminde güçlü bir konuma geldiler. Bu durum ülkedeki Sünni grupların tepkisini çekmeye başladı. 1976'da başlayan Lübnan İç Savaşı'na saplanıp kalmış olan Suriye'nin zor durumundan faydalanmak isteyen Sünni Müslüman Kardeşler'in bir hizbi bu durumu avantaja çevirmek istedi. Nusayri kökenli olan Hafız Esad'ın rejimini kabul etmeyen Sünni Müslüman Kardeşler Cemaati ülke çapında silahlı bir ayaklanmaya girişti.

Örgüt, 1970'lerin sonlarından itibaren Suriye içinde sivil ve askeri hükûmet görevlilerini, Hristiyanları ve altyapı tesislerini hedef alan gerilla savaşına girişti. Baas hükûmeti ise bu saldırılara işkence, toplu tutuklama ve idam gibi sert baskılarla karşılık verdi. Rejim aleyhtarı şiddet haziran 1979'da, Halep'teki bir topçu okulunda çoğu Nusayri olan 83 askeri öğrencinin öldürülmesi ve Ağustos-Kasım 1980 arasında Şam'da yüzlerce kişinini öldürüldüğü üç bombalı araba saldırısını da içeriyordu.

Hâfız Esed’in yönetime el koyduğu dönemde, Suriye içindeki en büyük ve örgütlü muhalefet hareketi, Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (kısaca: İhvân) idi. 1928’de Hasan el Bennâ ve arkadaşları tarafından Mısır’ın İsmailiyye şehrinde kurulan İhvân, 1940’ların hemen başında Mustafa Sıbâî ve diğer bazı isimler eliyle Suriye’de de teşkilâtlanmıştı. Sıbâî’nin sağlık sorunları nedeniyle 1961’de Suriye İhvânı’nın liderliğini İsâm Attâr üstlenmiş, ancak Baas rejiminin iktidara geldiği 1963’te Attâr, hac dönüşü ülkeye alınmayarak sürgüne gitmek durumunda kalmıştı. Bunun üzerine yurtdışından ve adeta uzaktan kumanda ile idare edilen bir organizasyona dönüşen Suriye İhvânı, kendi içinde birtakım ayrışmalara sürüklenmiş, hareketin içinden Hama ve Halep merkezli “sertlik yanlısı” gruplar çıkmıştı.

Halep grubunun liderliğini yapan Abdulfettah Ebû Gudde’nin zaman içinde siyasetten ilmî sahaya kaymasıyla bu kesim zayıflamış, Hama grubu ise Mervân Hadîd’in liderliğinde canlılığını korumuştu. Hadîd ve adamları, 1964’te Baas rejimine karşı Hama’da ilk isyanı örgütlediğinde, Sünnî Devlet Başkanı Emîn el Hâfız’ın emriyle şehre bomba yağmıştı. Olaydan sonra Hadîd yargılanmış ve 1970’lerin ortalarında ölümüne kadar kalacağı hapse atılmıştı. 1970’de Hâfız Esed iktidara geldiğinde, Mervân Hadîd’in usulünden esinlenen İhvân kadroları ve onların etkisindeki diğer bazı dinî oluşumlar, Baas rejiminin seküler ideolojisine yeniden baş kaldırma yoluna gitti.

Bu olay üzerine Suriye ordusu seferber edildi, Hafız Esad'ın kardeşi Rıfat Esad'ın özel kuvvetleri bölgeye gönderildi. Saldırı başlamadan önce şehrin teslim olması ve boşaltılması için son bir çağrıda bulunuldu. Uluslararası Af Örgütü'ne göre piyadelerin ve tankların dar sokaklara rahatça girebilmesi için önce eski şehir merkezi havadan bombalandı, binalar tanklar tarafından yıkıldı. Eski şehir neredeyse tamamen yok edildi. Bazı iddialara göre Suriye ordusu yıkılmış binaların içinde saklanan asileri öldürmek veya ortaya çıkarmak için zehirli gaz kullandı. Şehirdeki direnişin devam etmesi üzerine şehir büyük toplarla çevrilerek üç hafta boyunca dövüldü. 2 Şubat 1982'de Suriye ordusu geniş çaplı bir top saldırısının eşliğinde şehre saldırdı. Sonra, askeri ve sivil güvenlik personeli Müslüman Kardeşler'in kalan son üyelerini ve sempatizanlarını bulmak için şehre dağıldı. Yakalanan şüpheliler işkence ve onu takip eden toplu idamlarla yüz yüze kaldı.

Hama katliamı sonucunda ölenlerin sayısı kesin değildir, çeşitli kaynaklara göre 7.000 ile 35.000 arasında değişmektedir. Olaylardan hemen sonra bölgeye gelen İngiliz gazeteci Robert Fisk ölü sayısını en fazla 10 bin olarak tahmin ederken,[1] New York Times gazetesi ölü sayısının 20 bine kadar olabileceğini tahmin etti.[2] Amerikalı gazeteci Thomas Friedman'a göre ise Rıfat Esad 38.000 kişinin yaşamını kaybettiğini açıkladı. Suriye İnsan Hakları Komitesi'nin rakamlarına göre ise ölülerin sayısı 30.000 ile 40.000 arasındadır.

Suriye’nin kolektif hafızasında ciddi bir travma etkisi meydana getiren ve Baas rejiminin muhaliflerine karşı ne kadar gaddarlaşabileceğini ortaya koyan Hama Katliamı, zamanlaması açısından da dikkat çekiciydi. Katliam sırasında, 1980’de Irak’ın İran’a saldırmasıyla başlayan İran-Irak Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu. Arap dünyası, 1979’da İran Şahı Muhammed Rızâ Pehlevî’yi devirerek iktidara gelen Âyetullah Humeynî rejiminin devrilmesini istediği için, savaşta Irak’ı destekliyordu. Tek bir Arap ülkesi hariç: Suriye. Hâfız Esed, hem Şiîlik üzerinden ideolojik olarak kendisini İran’a yakın hissettiğinden hem de Saddam Hüseyin rejiminin Baas iktidarıyla ölesiye rekabet içinde bulunduğundan, Arap kardeşlerinin hepsini karşısına alarak Farsları desteklemeyi seçmişti. Sonraki yıllarda İran’ın Suriye üzerindeki tasallutunu daha da derinleştirecek olan bu tercih, İran’a savaş sırasında rahatlama sağlarken, Humeynî rejimi de buna karşılık olarak, Suriye’deki Sünnî muhalefetin ezilmesine göz yummuştu. Baas rejiminin İhvân ve diğer muhalif akımları yok etmesi, İran için de Suriye’deki güçlü Sünnî muarızlardan kurtulma adına kazançlı bir işti. İran’ın yeni yönetimi, böylece bir taşla iki kuş vurmuş oluyordu.

İran rejiminin katliamdan haberi olmadı, yoksa engellerdi” şeklindeki tevilci bakış açısı, Hama Katliamı’ndan sonra Tahran-Şam ilişkilerinin gittikçe ilerlemesi ve stratejik boyut kazanması nedeniyle ikna edici değildir. 2011’den sonra Hama Katliamı benzeri çok sayıda insanlık suçunun yine İran’ın desteğiyle işlenmiş olması da Şiîliği yaymayı dış politikasının temeli haline getiren İran rejiminin bu türden kitlesel Sünnî katliamlarına karşı genel yaklaşımını ortaya koymaktadır. 

Katliam boyunca Hama’nın dünya ile bütün iletişimi kesilirken Savunma Bakanı Mustafa Tlas, 15 Şubat günü yaptığı açıklamada, “asayişi sağladıklarını” söylüyordu. Ancak buna rağmen, sonraki 13 gün boyunca da Hama yoğun biçimde bombalanmaya devam etti. Şehrin tarihî kısmı tümüyle yerle bir olurken, camiler ve hatta kiliseler de yıkımdan nasiplerini aldı. Gerçek rakamlar hiçbir zaman açıklanmasa da katliamda en az 30 bin insanın yaşamını yitirdiği biliniyor.

Kaynak: Vikipedi


 

Yayın Tarihi: 16 Şubat 2021 Salı 19:00 Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2021, 19:17
banner25
YORUM EKLE

banner26