Dünya edebiyatının serencamı

Hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki onların dili sevgidir, sanatları edebiyatın her daim yaşaması içindir. Ve şunu gördük ki milletler, coğrafyalar, diller, tarihler farklı farklı da olsa edebiyatın birleştirici, hayat dolu çağrısı her zaman aynıdır: "Oku!" İbrahim Kaya yazdı.

Dünya edebiyatının serencamı

Umutları, hayalleri, sevdaları, sevinçleri, hüzünleri, inançları, kahramanlıkları ve geçmişleriyle yaşar milletler ve bu durum satır satır yansır edebiyatlarına. Farklı farklı coğrafyalarda essiz bir dil ve mükemmel bir üslupla oluşturulan eserler ve bu eserlerin yazarları çıkar karşımıza bu vesileyle. Hayata diğerlerinden farklı bakmaları, mevzuları herkesten farklı görmeleri bu yazarları ve ortaya koydukları eserleri unutulmaz kılan en önemli hususlardır. Başka bir ifadeyle onlar, diğerlerinin her gün baktığı ama göremediği kişileri, mekânları, durumları ve olayları güçlü kalemleriyle keşfederler. Hep bir arayış içindedirler, hiç usanmadan ararlar ve bulurlar.

Hayatın bütün güzellikleriyle karşılaşmayı umduğumuz dünya edebiyatı yolculuğuna çıkmadan önce edebî akımlara göz attık. Bunların ilki Klasisizm'di. Akıl ve sağduyuya önem veriyordu. Temsilcileri La Fontaine, Corneille ve Moliere… Daha sonra Klasisizm’e tepki olarak ortaya çıkan akıldan çok duyguların kabul gördüğü Romantizm geliyordu. Goethe, J.J.Rousseau, Victor Hugo ve Lamartine temsilcileriydi. Gözlem ve belgelerin önemli olduğu, gerçekçi bir bakış açısına sahip Realizm sonra… Temsilcileri Balzac, Stendhal, Dostoyevski ve Tolstoy gibi büyük isimler… Nihayet olayların bir bilim adamı gözüyle incelendiği Naturalizm… Temsilcileri E. Zola, Steinbeck ve A.Daudet…

Realizm’in şiire yansıyan şekli Parnasizm'di. Öncüleri J.Maria Heredia ve Lisle… Yine şiir üzerinde yoğunlaşan, şiirin semboller üzerine kurulduğu düşüncesini taşıyan Sembolizm… Ve temsilcileri Rimbaoud, Boudelaire, Paul Verlaine ve Valery…

Sürrealizm (Gerçeküstücülük) insanın bilinçaltını inceliyordu. Temsilciler; A.Breton ve Luis Aragon… Bunların yanında Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk) ile Jean Paul Sartre ve Albert Camus’u, Sezgicilik (İntüisyonizm) ile Henri Bergson’u, Gelecekçilik (Fütürizm) ile Mayokovski’yi tanıyarak edebî akımlar yolculuğumuzu tamamladık.

Ve Fransız Edebiyatı... Fransa’ya vardığımızda La Fontaine bizi masallarla karşıladı, Moliere’den Cimri’lerin özelliklerini dinledik, Montaigne ile “Denemeler” üzerine sohbet ettik, Victor Hugo ile Sefiller’i ziyaret ettik, Stendhal ile Kırmızı ve Siyah gerçekleri yaşadık, Paul Verlaine ile “Şiir Sanatı” hakkında konuştuk, Alain ile “Mutluluk Üzerine Sohbetler”e katıldık. Ayrıca Racine, J.J.Rousseau, Balzac, Lamartine, G.Flaubert, E.Zola ve Mauppasant gibi önemli isimlerin olduğunu gördük.

Ve sonra İngiliz Edebiyatı... Yolumuza ilk çıkan “Romeo ve Juliet, Othello, Venedik Taciri, Hamlet” gibi önemli eserlerin sahibi Shakespeare oldu. Rudyard Kipling ile “Adam Olmak” üzerine muhabbet ettik, Daniel Defoe ile Robinson Crusoe’nun zorluklarla mücadelesini hatırladık. Lord Byron, George Eliot, Charles Dickens, Walter Scot, Bacon, Milton, Helley gibi önemli isimleri de hatırlayıp İngiltere’deki yolculuğumuzu nihayete erdirdik.

Yeni güzellikler görmek ümidiyle Almanya’ya düştü yolumuz. Alman Edebiyatı’nda Lessing’in akıl ve sağduyuyu temsil ettiğini, Kant’ın felsefî bakış açısına sahip olduğunu, Grimm Kardeşler’in masal derlemeleri yaptığına şahit olduk.  Friedrich Hegel’in modern tiyatronun kurucularından olduğunu, Brecht’in epik tiyatronun temellerini attığını, Schiler’in ayrı bir öneme sahip olduğunu, Geothe’nin “Genç Werter’in Acıları”nı nasıl yazdığını ve Henrich Böll’ün “Babasız Evler”de neler anlatmak istediğini öğrendik ve Almanya’dan ayrıldık.

Rus Edebiyatı’nda Maksim Gorki’nin Ana’sı ile halk mücadelesi verdik, Turganyev ile Babalar ve Oğullar arasındaki durumu gözlemledik. Tolstoy ile Savaş ve Barış arasında gittik geldik, Gogol’un Ölü Canlar’ı nasıl sattığını tespit ettik. Çehov ile hikâyelerin gizemli dünyasında gezdik. Son olarak Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki mükemmelliği fark ettik ve edebiyat dünyası adına sevindik.

İspanyol Edebiyatı’ndan Cervantes’i, İtalyan Edebiyatı’ndan Dante ve Tasso’yu, Yunan Edebiyatı’ndan Homeros’u, Çekoslovakya Edebiyatı’ndan Dönüşüm'ün yazarı Franz Kafka’yı, İrlanda Edebiyatı’ndan Jan Dark’ı ile bilinen Bernard Shaw’ı, Avusturya Edebiyatı'ndan Satranç'ıyla ünlü Stefan Zweig'ı, Norveç Edebiyatı’ndan Açlık isimli eseriyle hatırladığımız Knut Hamsun’u, Amerikan Edebiyatı’ndan Edgar Allan Poe’yu, Hemingway’ı ve Steinbeck’ı tanıyarak devam ettik yolculuğumuza…

Ve en sonunda İran Edebiyatı’ndan Gülistan ve Bostan’ı ile tanınan Sâdî’yi, Arap Edebiyatı’ndan Kaside-i Bürde’si ile bildiğimiz Kab Bin Zuheyr’i ve Necip Mahfuz’u, Hint Edebiyatı’ndan Tagore’u, Pakistan Edebiyatı’ndan şair, felsefe ve siyaset adamı Muhammed İkbal’i selamlayarak yolculuğumuzu tamamladık.

Ayrı ayrı iklim ve coğrafyalarda olsalar da aynı gök kubbenin altında yeşeren eşsiz eserlerin sahibiydi bu güzide insanlar. Birbirinden zengin ikramlar sundular insanlığa geçmişten günümüze. Yıllar geçse de asla unutulmayacaklar.

Hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki onların dili sevgidir, sanatları edebiyatın her daim yaşaması içindir. Ve şunu gördük ki milletler, coğrafyalar, diller, tarihler farklı farklı da olsa edebiyatın birleştirici, hayat dolu çağrısı her zaman aynıdır: "Oku!"

İbrahim Kaya

Yayın Tarihi: 02 Nisan 2021 Cuma 15:00
banner25
YORUM EKLE

banner26